<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032</id><updated>2012-03-01T16:32:24.241+02:00</updated><category term='Crystal Reports'/><category term='Python'/><category term='LINQ'/><category term='Şiddet Suçları'/><category term='Felsefe'/><category term='Mala Karşı Suçlar'/><category term='Kriminoloji'/><category term='ASP.Net'/><category term='Şifreleme'/><category term='Udacity'/><category term='Hırsızlık'/><category term='Programlama'/><category term='C Sharp'/><title type='text'>Özgür Çakmak</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>35</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-9086999665501255284</id><published>2012-02-25T14:47:00.001+02:00</published><updated>2012-02-25T14:49:43.911+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Programlama'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ASP.Net'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='LINQ'/><title type='text'>ORMler yazılım dünyasının Vietnam’ı mı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.sarvon.com/web.i804.tuyler-urpertici-fotograf-manipulasyon-ornekleri"&gt;&lt;img align="left" height="320" src="http://i.imgur.com/hpiUi.jpg" style="display: inline; float: left;" width="231" /&gt;&lt;/a&gt;Selamlar, &lt;br /&gt;Rob Conery’in Norveç Yazılımcılar Konferansında yaptığı konuşmadan yolaçıkarak bu yazıyı yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, bir yazılım içerisinde ORM kullanmamızın temel sebebi SQL ile uğraşmadan herşeyi abstraktize ederek veritabanı işlemlerimizi hızlandırmak, değil mi? Ancak &lt;a href="http://blogs.tedneward.com/2006/06/26/The+Vietnam+Of+Computer+Science.aspx"&gt;şu&lt;/a&gt; yazıda görebileceğimiz gibi gerçek biraz daha farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir düşünelim, klasik asp zamanında veritabanına erişmek için iki komut kullanıyorduk: &lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;ADODB.Connection&lt;/span&gt; ile bağlantı stringimizi yazıyor, &lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;ADODB.Recordset&lt;/span&gt; ile SQL ile çektiğimiz verileri döndürüyorduk. Aspx zamanında ise &lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;SqlConnection, SqlCommand &lt;span style="font-family: Arial;"&gt;ve&lt;/span&gt; SqlDataReader&lt;/span&gt; geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz yazılımlarımızda bu türden tırıvırı ile uğraşmamak için Connection açan ve query alıp dataset döndüren fonksiyonlar yazdık. ORM ise tam da bu noktada çıktı, madem uğraşıyoruz biraz daha kod yazıp hiç uğraşmayalım denildi. Bu sayede SQL bilmeyen insanlar da veri çekip veri alabilecekti. Ki asp.net ile Visual Studio içerisinde bir SqlConnection yaratıp kod yazmadan sorgu üretmek mümkündü.&lt;br /&gt;Peki SQL bilmeyen birisi bunu kullanmaya başladığında sorunsuz bir biçimde kullanabiliyor muydu? Hayır. LINQ ile şöyle bir sorgu yazdığımızı düşünelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;var db = new DataContext();&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;var posts = db.Posts.Where (x=&amp;gt;x.Body.Contains(“Boom”));&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kodu çalıştırdığınızda eğer elimizde binlerce post varsa patlar. Neden? Zira LINQ kodunun SQL eşleniği şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;Select * From Posts Where Posts.Body Like ‘%Boom%’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorunu görebiliyor musunuz? Bu neredeyse en basit sorgulardan birisi, ve herhangi bir arama işleminde eğer EF veya LINQ kullanan başka bir teknoloji kullandığınızda yapacağınız bir şey. Bu sorguyu yolladığınız anda bütün body kısımları bu string ile aranacak ve eğer post sayımız fazla ise işlemlerimiz yavaşlayacak. Yani ORM ve LINQ kullanırken SQL bilmiyorsak bir sorun çıktığında nasıl işlediğini bilmediğimizden en iyi ihtimalle işimizden olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu dynamiclerle çözmek mümkün ancak sözün özü şu, ORMler var diye SQL öğrenmemek diye bir şey mümkün değil. O kadar kaynak yatırımı, o kadar zaman yatırımı ve sonucunda hala SQL bilmek zorundayız. E peki madem öyle niye kasıyoruz ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-9086999665501255284?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/9086999665501255284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/ormler-yazlm-dunyasnn-vietnam-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/9086999665501255284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/9086999665501255284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/ormler-yazlm-dunyasnn-vietnam-m.html' title='ORMler yazılım dünyasının Vietnam’ı mı?'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-1254615616935148131</id><published>2012-02-22T10:08:00.001+02:00</published><updated>2012-02-22T10:10:10.721+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Udacity'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Python'/><title type='text'>Udacity–ilk ders sonrası…</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;IMG style="DISPLAY: inline" src="http://i.imgur.com/mILwB.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Daha &lt;a href="http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/udacity-yarn-baslyor.html" target="_blank"&gt;önce&lt;/a&gt; Udacity’nin derslere başladığını söylemiştim. Dün itibariyle ilk ünite siteye konulmuş. Güzel yönleri olduğu kadar henüz cevabını bulamadığım kısımları da var.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sebastian Thrun ve David Evans bu ilk derse girmeden evvel önümüze bir iş planı koyuyorlar. İlk hafta bir sayfa içerisindeki tek bir linki çıkartacağız, 7. haftanın sonunda da adım adım oluşturduğumuz kendi arama motorumuz olacak.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Derslerin anlatımı çok iyi, adamların dediği kadar var, eğer hiç programlama eğitiminiz yoksa sizi fazla zorlamadan değişkenler, işlemler ve metotlara alıştırıyorlar. İlk haftanın sonuncu konusu ve quizi bir sayfadan bir linki nasıl çıkartacağınız ki bunun için yeterince bilgiyi veriyorlar. (Kritik olan nokta &amp;lt;string&amp;gt;[bşl: bit] operatörünü neye göre kullanacağınız.) Derslerin neredeyse hepsi birer sınavla desteklenmiş halde ve öğrendiğiniz konuyu tekrar ettirecek şekilde tasarlanmış. Konuları öğretirken python kullanılmış ve makinanıza herhangi bir yazılım kurmanız gerekmeden, sitenin kendi python arabiriminden çalışıyorsunuz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Python kullanılması hem iyi hem kötü. İyi, çünkü neredeyse ingilizce konuşur gibi kod yazıyorsunuz ve sanıyorum hiç bilmeyen birisinin programlama öğrenmesi için en ideal dillerden birisi bu dil. Ancak bir betik (scripting) dili olduğu için normalde başa bela olan stack overflow’dur, veri tipleridir vb. gibi kavramlara girmeden çalışıyorsunuz. bir python değişkeni:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;font face="Consolas"&gt;degiskenAdi = 54;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;şeklinde deklare ediliyor mesela. Gerçi haklarını yemeyeyim, daha en başta bir string ile bir integer’ı toplayamayacağınızı gösteriyorlar. Ancak yine de çoğu konunun üstünden geçiyorsunuz – ki aslında temel hedefi programlamaya giriş yaptırmak olan bir kursta bu konulara girilmesi ne kadar mantıklı olur tartışılır… &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir diğer açık olmayan, ancak tahminle bulabileceğimiz, şey de bu arama motorunun çalışacağı yer… konsol uygulaması mı yazıyoruz yoksa bir web arabirimimiz mi olacak o pek belli değil. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kendi adıma aldığım bu notlar haricinde çok çok beğendiğimi söyleyebilirim. İngilizce biliyorsanız ve programlama öğrenmek istiyorsanız artık “kaynak yok” veya “kitaplardan öğrenemiyorum” gibi bir bahaneniz yok gibi artık. Tek yapmanız gereken birkaç saatinizi ayırmak ve düzenli bir biçimde kod yazmak…&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-1254615616935148131?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/1254615616935148131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/udacityilk-ders-sonras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/1254615616935148131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/1254615616935148131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/udacityilk-ders-sonras.html' title='Udacity–ilk ders sonrası…'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-8091562780073040766</id><published>2012-02-19T16:05:00.001+02:00</published><updated>2012-02-19T16:05:43.427+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='C Sharp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='LINQ'/><title type='text'>LINQ–Sıralama, Bölme ve Aggregate Operatörleri</title><content type='html'>&lt;p&gt;Tekrardan merhabalar. Bu haftaki LINQ konumuzda şu özelliklere değineceğiz:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Sıralama operatörleri:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt; &lt;li&gt;OrderBy()  &lt;li&gt;OrderByDescending()  &lt;li&gt;ThenBy()  &lt;li&gt;ThenByDescending()  &lt;li&gt;Reverse() &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Bölme (Partitioning) operatörleri:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt; &lt;li&gt;Take()  &lt;li&gt;Skip()  &lt;li&gt;Paging fonksiyonu  &lt;li&gt;TakeWhile()  &lt;li&gt;SkipWhile()&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Aggregrate Operatörleri:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt; &lt;li&gt;Count()  &lt;li&gt;Min()  &lt;li&gt;Max()  &lt;li&gt;Sum()  &lt;li&gt;Average()  &lt;hr&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p&gt;&lt;a href="http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/linqbaslangc.html"&gt;Geçen&lt;/a&gt; hafta &lt;font face="Consolas"&gt;Select&lt;/font&gt; ve &lt;font face="Consolas"&gt;Where &lt;/font&gt;&lt;font face="Arial"&gt;operatörlerine bakmıştık. Bu operatörler yardımı ile LINQ ile bir veri kaynağından belli bir kritere bağlı olarak veri çekebiliyorduk. Bu hafta ise biraz daha özelleşerek bu gelen veriyi düzenleyen, parçalayan ve bütününde işlem yapan operatörlere bakacağız.&lt;/font&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Sıralama Operatörleri:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;OrderBy() ve OrderByDescending();&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu operatörümüz gelen veriyi belli bir kritere göre düzenleyecektir. Mesela elimizde kullanıcıların olduğu bir veri kaynağı olsun.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/IuayD.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu kod bize 50 yaşından büyük kullanıcıları listeleyecek ve daha sonra onları yaş sırasına göre dizecektir. Burada &lt;font face="Consolas"&gt;OrderBy()&lt;/font&gt; yerine&lt;font face="Consolas"&gt; OrderByDescending()&lt;/font&gt; kullanırsanız büyükten küçüğe sıralayacaktır. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Diyelim ki kullanıcıları yaş sırasına dizdikten sonra bir de kullanıcı adına göre düzenlememiz gerekti. O zaman ne yapacağız? Akla ilk gelen çözüm bir &lt;font face="Consolas"&gt;OrderBy() &lt;/font&gt;&lt;font face="Arial"&gt;operatörünü daha zincirlemek. Bunu yaparsanız eğer LINQ ilk &lt;font face="Consolas"&gt;OrderBy&lt;/font&gt;’ın düzenlediği listenin üstüne yazarak istediğimiz sonucu vermeyecektir. Bu durumda ise kullanmamız gereken operatörler&lt;font face="Consolas"&gt; ThenBy()&lt;/font&gt; ve &lt;font face="Consolas"&gt;ThenByDescending()&lt;/font&gt; olacak…&lt;/font&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;ThenBy() ve ThenByDescending():&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/IDME0.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu kodun yaptığı şey tam olarak istediğimiz şey. En başta yaşa göre sıralanmış listeyi alıyor ve alfabetik sıraya diziyor bu sayede 51 yaşındaki kullanıcıları a’dan z’ye sıralanmış halde alabiliyoruz.Benzer şekilde &lt;font face="Consolas"&gt;ThenByDescending()&lt;/font&gt; ise yüksekten alçağa göre diziyor. Yani z’den a’ya çeviriyor. Unutulmaması gereken nokta &lt;font face="Consolas"&gt;ThenBy()&lt;/font&gt; ve &lt;font face="Consolas"&gt;ThenByDescending()&lt;/font&gt; ifadelerini istediğimiz kadar zincirleyebildiğimiz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;Reverse();&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu operatör ise herhangi bir sorgu almadan gelen listeyi tam tersine çeviriyor:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/Nh2Ti.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sıralama operatörleri ile ilgili en &lt;strong&gt;önemli&lt;/strong&gt; nokta ise bu operatörün çalışmadan önce bütün sorguyu hafızasına alması. Yani büyük boyutta bir veri ile çalışırken &lt;font face="Consolas"&gt;OutOfMemory&lt;/font&gt; hatası alabilirsiniz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Diyelim ki verinin sadece bir kısmı ile çalışmak veya sayfalama yapmak istiyoruz. O zaman da bölme (partitioning) operatörlerimiz devreye giriyor…&lt;/p&gt; &lt;p&gt; &lt;hr&gt; &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Bölme (Partitioning) Operatörleri:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;Take() ve Skip():&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu operatörlerimizin aldığı parametreler integer tipinde olacak. Bu operatörü SQL’deki limit gibi düşünebilirsiniz:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/sehdO.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu kod yaşı 50’den büyük kullanıcıları alacak ve ilk on tanesini results’a atayacaktır. İlk on kullanıcıyı atlayarak ikinci onluyu almak istiyorsak ise:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/6VAiI.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;kodunu kullanmamız yeterli olacaktır. Bu iki operatör ile basit bir sayfalama fonksiyonu yapmamız da mümkün gibi görünüyor, ne dersiniz?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;Sayfalama Fonksiyonu:&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/NEQ6v.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Koda baktığınızda göreceğiniz şey 1. sayfa için skip’in 0’a eşlendiği Take’in ise 10 olduğu. 2. sayfa için ilk 10 kaydı esgeçiyor ve ikinci 10 kaydı alıyoruz ve böyle devam ediyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Diyelim ki belli bir koşula göre kayıtları almak veya esgeçmek istedik. O zaman &lt;font face="Consolas"&gt;TakeWhile &lt;/font&gt;ve &lt;font face="Consolas"&gt;SkipWhile&lt;/font&gt;’ı kullanacağız.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;TakeWhile() ve SkipWhile():&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu operatörlerin aldığı parametreler LINQ sorguları olacak:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/K87Eu.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu sorgumuz ise 50’den başlayıp 59 yaşına kadar olan kullanıcıları getirecektir. Benzer bir biçimde&lt;font face="Consolas"&gt; SkipWhile&lt;/font&gt; kullansaydık 50’den başlayacak ve koşulu sağlamadığı için 60’tan başlayarak bütün listeyi getirecekti. Bölme operatörlerimiz de bu kadar.&lt;/p&gt; &lt;hr&gt;        &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Aggregate Operatörleri:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu operatörler ise bize bir sınıftan ziyade bir sayı döndürecekler. Diyelim ki biz bir sorgudan kaç kayıt döndüğünü merak ediyoruz. O zaman &lt;font face="Consolas"&gt;Count&lt;/font&gt; operatörünü ekleyeceğiz:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;Count():&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/zan1Q.png"&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu operatör ile datasetimizde 50 yaşından büyük kaç kullanıcı olduğunu alırız.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;Sum():&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Diyelim ki bir dükkan uygulaması yazdık ve adamın günlük kârının ne kadar olduğunu görmek istiyoruz. Bu durumda ya bütün işlemleri alacağız, ücret miktarlarını seçip teker teker alıp kopyalayacağız ya da &lt;font face="Consolas"&gt;Sum()&lt;/font&gt; operatörünü kullanacağız. Az önceki örnekten giderek kullanıcıların yaş toplamını bulalım:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/vSo6U.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;E madem yaş toplamını bulduk, ortalamayı almak da pek bir sorun olmamalı. Bunun için de iki yol var, birincisi iki sorgu koymak; birisi toplam kullanıcı sayısını alacak, diğeri de yaş toplamını alacak ve sonucu da toplamı, toplam kullanıcı sayısına bölerek ayrı bir değişkende tutacağız…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ya da &lt;font face="Consolas"&gt;average()&lt;/font&gt; operatörünü kullanacağız…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;Average();&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/xDihn.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;Min() ve Max():&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Peki bir datasetteki minimum ve maksimum değeri almak istersek? Bunun için LINQ bize iki tane operatör sunuyor. &lt;font face="Consolas"&gt;Min()&lt;/font&gt; ile veri içerisinde koşulu verdiğimiz minimum değeri alıyoruz, &lt;font face="Consolas"&gt;Max()&lt;/font&gt; ile de koşula uygun maksimum değeri alıyoruz:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu kod bize 51 yaşındaki ilk kullanıcıyı verecek. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/1wkwv.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu kod ise datasetimizdeki en yaşlı kullanıcıyı verecek:&lt;/p&gt;   &lt;p&gt;&lt;img src="http://i.imgur.com/Odcw3.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt; &lt;hr&gt; Bu haftalık bu kadar. Haftaya devam etmek üzere hoş kalın.&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-8091562780073040766?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/8091562780073040766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/linqsralama-bolme-ve-aggregate.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/8091562780073040766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/8091562780073040766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/linqsralama-bolme-ve-aggregate.html' title='LINQ–Sıralama, Bölme ve Aggregate Operatörleri'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-3944243484647257206</id><published>2012-02-19T12:21:00.000+02:00</published><updated>2012-02-19T12:31:06.762+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Programlama'/><title type='text'>Udacity yarın başlıyor!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-bT8uIO8MyA4/T0DM_g_0VLI/AAAAAAAAAmU/Rsp0iO9FRJc/s1600/Region.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-bT8uIO8MyA4/T0DM_g_0VLI/AAAAAAAAAmU/Rsp0iO9FRJc/s320/Region.png" width="290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bugün LINQ serisine devam edeceğiz ancak ondan önce sizlerle bir şeyi paylaşmayı uygun gördüm. Yarın &lt;a href="http://www.udacity.com/" target="_blank"&gt;Udacity&lt;/a&gt; dersleri başlıyor. Hangi dilde olduğunu bilemiyorum ama dersin sonunda kendi arama motorumuzu yapıyor olacağız.Biri Stanford'da diğeri de Virginia'da öğretim görevlisi olan hocaların bahsettiğine göre derslerden yararlanmak için herhangi bir programcılık geçmişine de gerek yok. Eğer ingilizce biliyorsanız ve web programlama öğrenmek istiyorsanız şimdiden kayıt olup yarınki dersleri beklemeye başlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-3944243484647257206?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/3944243484647257206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/udacity-yarn-baslyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/3944243484647257206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/3944243484647257206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/udacity-yarn-baslyor.html' title='Udacity yarın başlıyor!'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-bT8uIO8MyA4/T0DM_g_0VLI/AAAAAAAAAmU/Rsp0iO9FRJc/s72-c/Region.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-7202663088791929535</id><published>2012-02-15T20:18:00.001+02:00</published><updated>2012-02-19T12:25:25.674+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ASP.Net'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Crystal Reports'/><title type='text'>Crystal Reports’un yolları taştan…</title><content type='html'>“Sen çıkarttın beni baştan!” diye devam etmek isterdim lakin durum hiç öyle değil. Bir şeyden çıkılıyorsa olsa olsa çile olur bu. &lt;br /&gt;Bu yazının temel hedefi sıfırdan bir Windows Server’ı Crystal Reports uygulamanız için hazırlayıp deploy etmek. Neden bu yazıyı yazdığıma gelince, normalde şu anda sıfırdan aldığınız bir Crystal Reports’ta böyle bir sorun yaşanmıyor olabilir. Lakin eğer eski bir CR sürümüne deploy edecekseniz google hazretlerinin çok çelişkili, çelişkili olduğu kadar da sıkıcı sonuçlar verdiğini göreceksiniz. Kulunuz Özgür hazretleri ise bu çelişki dolu, bol sıkıcılı ortamları eleğinden süzerek ortamı pirüpak bir hale getirdi ve sözgelimi elinizde CR XI kullanan bir uygulama varsa adım adım nasıl deploy edeceğinizi çözdü (Zira başı çok ağrıdı).&lt;br /&gt;Bunun için gereken zımbırtılar ise şöyle sıralanabilir:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;l i=""&gt;Windows Server (Bu geyik kısmı) &lt;l i=""&gt;Crystal Reports Server (Bu önemli) &lt;l i=""&gt;Crystal Reports kullanan bir web uygulaması &lt;/l&gt;&lt;/l&gt;&lt;/l&gt;&lt;/ul&gt;Bu aşamada bizim ilk olarak bakmamız gereken şey deploy edeceğimiz uygulamanın hangi Crystal Reports versiyonu kullandığını bularak ona göre uygun server versiyonunu kurmak. Bu versiyon numarasını ise &lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;Web.Config&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt; dosyasında “&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;&amp;lt;add assembly="CrystalDecisions.CrystalReports.Engine, Version=…&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;” kısmında buluyorsunuz ve şu tabloya danışıyorsunuz: (&lt;a href="http://www.softwareforces.com/FAQ/Known-Crystal-Reports-Versions-and-Service-Pack-Levels"&gt;softwareforces&lt;/a&gt;’tan alınmıştır) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.softwareforces.com/FAQ/Known-Crystal-Reports-Versions-and-Service-Pack-Levels"&gt;&lt;img height="640" src="http://i.imgur.com/FR2O1.png" width="476" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şimdi versiyon kısmında yazan versiyon, dll versiyonu. Oradan da hangi Crystal Reports runtime sürümünü indirmeniz gerektiğini buluyorsunuz. Bunlar da Business Objects’in &lt;a href="http://resources.businessobjects.com/support/additional_downloads/runtime.asp"&gt;şu&lt;/a&gt; sayfasında bulunuyor. Orada Merge modülleri de var, ve teorik olarak uygulamanıza setup dosyası ile beraber koyduğunuzda bu atraksiyonların hiç birisini yapmamanızı sağlıyorlar; lakin pratikte ben beceremedim. O yüzden bu türden bir atraksiyona giriyoruz. Sanıyorum eğer masaüstü uygulaması yapıyorsanız bir anlamı var ama server için pek yok gibi.&lt;br /&gt;Bu runtime indikten sonra elimizde gereken bütün parçalar oluyor. Server’ınıza runtime’ı kuruyorsunuz. Uygulamanızı deploy ediyorsunuz. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta eğer serverınız 64bit ise programı çalıştırırken farklı mimari hatası alabilirsiniz. Bunu düzeltmek için IIS Yöneticisinden Uygulama Havuzları altında sitenizi seçip &lt;b&gt;Genel &lt;/b&gt;kısmı altında &lt;i&gt;32-bit uygulamaları etkinleştir &lt;/i&gt;kısmını &lt;b&gt;True&lt;/b&gt;’ya çekmeniz. Bu sayede aradaki mimari farkını IIS hallediyor. Bir diğer işeyarar nokta da eğer yapmadıysanız &lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;Web.Config&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;’deki &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;&amp;lt;compilation debug=&amp;gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;kısmını &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Consolas;"&gt;false&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;’a çekmeniz. Bu en azından benim uygulamamı çok hızlandırdı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kolay gelsin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Düzeltme:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, birkaç gün önce bu işlemi tekrardan yapmak zorunda kaldığım için birkaç şeyi düzeltmem lazım. Öncelikle runtimelar eğer serverınızda Crystal Reports server'ı kurulu değilse bir işe yaramıyor. En başta yaklaşık 1.2 gb olan server'ı kuruyorsunuz, uygulamanızı çakıyorsunuz ve uygulamanızın chart kullanan kısımlarının fantastik bir biçimde patladığını görüp sinire kesiyorsunuz. Daha sonra runtimeları ekleştirdiğinizde ve inetpub klasöründeki aspnet_client kısmını programınızın içindeki aspnet_client'a merge ettiğinizde herşeyin saat gibi tıkır tıkır çalıştığını görüyorsunuz. Lakin benim burada yaşadığım en tuhaf olay şu oldu, bu düzeltmeleri yaptıktan beş dakika sonra etkisini gördüm. Yaptığım tek değişiklik ise portunu 80'e çekmek olmuştu. (normalde iis içerisinde deploy ederken 80 harici bir porta bağlayıp çalıştığından emin olduktan sonra halühazırdakinin yerine geçiriyorum). Yani ya cache'de bekletiyor IIS ya da CryRep port konusunda hazımsızlık çekiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-7202663088791929535?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/7202663088791929535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/crystal-reportsun-yollar-tastan.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/7202663088791929535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/7202663088791929535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/crystal-reportsun-yollar-tastan.html' title='Crystal Reports’un yolları taştan…'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-7628371567639045042</id><published>2012-02-15T10:20:00.001+02:00</published><updated>2012-02-15T10:20:46.413+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='C Sharp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ASP.Net'/><title type='text'>ASP.Net Dosya Yükleme ve Silme</title><content type='html'>&lt;p&gt;Selamlar!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir muhteşem İstanbul sabahında daha kahvemiz elimizde, kodumuz önümüzde takılmaya devam ediyoruz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şimdi, ASP.Net ile dosya yükleyip, silmenin ne kadar güzel ve kolay olduğuna&amp;nbsp; bakacağız hep birlikte.&lt;/p&gt; &lt;h2&gt;Dosya Yükleme:&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;Dosya yüklemek için kullanacağınız şey FileUpload kontrolü:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;IMG src="http://i.imgur.com/9QK6G.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kendisi aspx sayfasına sürüklenerek bırakılıyor ve sonrasında çıkan şey şu:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;IMG src="http://i.imgur.com/FcMgy.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kod tarafına geçtiğimizde ise tek gereken nokta FileUpload kontrolüne verilmiş olan dosyayı server’ımıza yüklemek. Bunu da &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;IMG src="http://i.imgur.com/aBKTm.png"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;şeklinde yapıyoruz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kodu birazcık açıklayalım. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;font face="Consolas"&gt;filepath &lt;/font&gt;değişkeni, fileupload’a yüklenen dosyanın adını alıyor. Burada &lt;font face="Consolas"&gt;FileUpload1.FileName&lt;/font&gt; bize yüklemek istediğimiz dosyanın adını, arkasındaki dizin yapısını temizleyerek veriyor. Dolayısıyla bu değişkeni aldıktan sonra:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;font face="Consolas"&gt;if filepath.contains(“*.txt”))&lt;br&gt;{&lt;br&gt;}&lt;/font&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;şeklinde bir kontrol ile dosyanın istediğiniz formatta olup olmadığını kontrol edebiliyorsunuz. Edin. Server’a herkes elini kolunu ve değişik organlarını sallaya sallaya istediği dosyayı yükleyemesin.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İkinci satırda ise Server’dan kendi path’ini alıyor, sonuna dosyamızı ekliyor ve saklıyoruz. Şimdi burada “benim uploadlarım başka bir yerde ama…” diyebilirsiniz. Public olsun bu klasörün adı, o zaman şöyle yapıyorsunuz:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;font face="Consolas"&gt;FileUpload1.SaveAs(Server.MapPath(“~/Public/”) + filepath);&lt;/font&gt;&lt;/p&gt; &lt;h2&gt;Dosya Silme&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;Dosyamızı yükledik, peki nasıl sileceğiz? Bunun için de .net kütüphanesi bize çok güzel bir fonksiyon sunuyor:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;IMG src="http://i.imgur.com/Zkh2X.jpg"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şimdi bu fonksiyonumuz &lt;font face="Consolas"&gt;System.IO &lt;/font&gt;&lt;font face="Arial"&gt;kütüphanesinden geliyor, dolayısıyla onu eklemeniz gerekli. Daha sonra da dosyayı yüklerken verdiğiniz path’i veriyorsunuz ve siliniyor. Az önceki örnekten gidersek:&lt;/font&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;font face="Consolas"&gt;File.Delete(Server.MapPath(“~/Public/”+filepath));&lt;/font&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;diyorsunuz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kolay gelsin.  &lt;hr&gt;   &lt;h2&gt;Önemli Not:&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;Bu işlemleri yaparken serverınızdan izin hatası alabilirsiniz (Ben aldım nitekim). O yüzden bu işlemleri yapmazdan evvel dosyayı yazacağınız klasöre IIS_USERS (adı değişebilir ama içinde IIS ve USERS geçiyorsa o arkadaşı kastediyorum) kullanıcısının yazma izni olduğundan emin olun. &lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-7628371567639045042?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/7628371567639045042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/aspnet-dosya-yukleme-ve-silme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/7628371567639045042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/7628371567639045042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/aspnet-dosya-yukleme-ve-silme.html' title='ASP.Net Dosya Yükleme ve Silme'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-6707227845123781714</id><published>2012-02-13T12:20:00.001+02:00</published><updated>2012-02-13T14:35:53.001+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ASP.Net'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şifreleme'/><title type='text'>Şifrele(yeme)me…</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;IMG style="DISPLAY: inline; FLOAT: left" align=left src="http://i.imgur.com/9yp07.png" width=240 height=141&gt;Gün geçmiyor ki internet yeni bir “hack” dalgası ile çalkalanmasın:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a title="http://www.engadget.com/2012/02/12/microsoft-store-hacked-in-india-leaked-passwords-stored-in-plai/" href="http://www.engadget.com/2012/02/12/microsoft-store-hacked-in-india-leaked-passwords-stored-in-plai/"&gt;http://www.engadget.com/2012/02/12/microsoft-store-hacked-in-india-leaked-passwords-stored-in-plai/&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Engadget’teki bu habere göre Microsoft Hindistan’ın veritabanına girilmiş. Sorun burada kalsa yine iyi, kullanıcıların şifrelerinin herhangi bir şifrelemeye tabi tutulmadan öylecene koyulmasına ne buyurulur?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gerçi aynı şeyi Sony’de yapmıştı hatırlarsanız. Büyük firmalara çalışan programcıların güvenlik konusundaki bu esnekliği nereden geliyor bilmiyorum ancak işi sıkı tutmak lazım. Veritabanına giriş olabilir, sonuçta 100% güvenlik diye bir şeyden bahsetmemiz mümkün değil, ama veritabanına giren adamın verilerden yararlanamamasını sağlamak da coder’ın sorumluluğu gibi sanki…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bonus olarak da size C Sharp’ta stringi MD5leyerek döndüren bir fonksiyon vereyim:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;font face="Consolas"&gt;private string EncryptPassword(string value)&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; {&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; string _tempWord = value;&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; _tempWord = _tempWord.Trim().Replace(" ", "");&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; MD5 md5 = MD5CryptoServiceProvider.Create();&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; byte[] buffer = System.Text.Encoding.UTF8.GetBytes(_tempWord);&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; _tempWord = "";&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; byte[] hash = md5.ComputeHash(buffer, 0, buffer.Length);&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; foreach (byte b in hash)&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; {&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; _tempWord += (b.ToString("x2").ToLower());&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; }&lt;br&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; return _tempWord.ToString();&lt;/font&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-6707227845123781714?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/6707227845123781714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/sifreleyememe.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/6707227845123781714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/6707227845123781714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/sifreleyememe.html' title='Şifrele(yeme)me…'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-8737023684623649001</id><published>2012-02-11T16:22:00.001+02:00</published><updated>2012-02-11T22:01:28.372+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='C Sharp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ASP.Net'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='LINQ'/><title type='text'>LINQ–Başlangıç</title><content type='html'>Nitekim kariyer hedefleri bir yana hayatın bizi nereye götürdüğü pek belli olmuyor. Yazılımcı olduk madem, okuyoruz öğreniyoruz biraz olsun paylaşmak istedim.Bu aralar ASP.Net MVC 2 ile debeleniyorum. ASP.Net MVC demek Entity Framework ve LINQ sorguları demek. Ve acı bir biçimde idrak ettiğim üzere Bilge Adam’ın LINQ dersleri bu iş için pek yeterli değil. &lt;br /&gt;Ben de bunun üzerine TekPub’dan “Mastering LINQ” adlı seriye başladım. Temelden başlayarak adam herşeyi anlatıyor. İlk başta &lt;b&gt;.Where&lt;/b&gt; sorgusundan başlayarak anlatmış. &lt;br /&gt;İlk olarak LINQ olmadığını varsayarak kendi filtre metodumuzu yazıyoruz. Çamur gibi oluyor. Her taraftan &lt;i&gt;IEnumerable &lt;/i&gt;fışkıran ve o kadar modüler olmayan bir şey çıkıyor ortaya.&lt;br /&gt;Daha sonra LINQ işin içerisine giriyor ve şöyle bir sorgumuz oluyor:&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i.imgur.com/ukEf9.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="192" src="http://i.imgur.com/ukEf9.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Görebileceğimiz üzere Lambda Expressionlu ve query biçimli iki adet LINQ sorgumuz var. İkisi de aynı işi yapıyor. &lt;br /&gt;Burada gözümüzden kaçmaması gereken bir diğer şey de &lt;b&gt;var&lt;/b&gt; keyword’ü. Bu keyword ile tipi değişken bir variable yaratabiliyoruz. Bunun sebebi sorgumuzun sonucuna göre değişmesini sağlamak. &lt;br /&gt;Önemli olan şey şu, veriyi bir şekilde (bu veritabanı da olabilir, örnekte görüldüğü gibi bir dizi de olabilir) programa tanıtmak. Bu verinin &lt;b&gt;IEnumerable&lt;/b&gt; olması gerekiyor ki elemanlarını seçebilip ayırabilelim. &lt;br /&gt;Şimdilik bu kadar… demiştim lakin bir şeyi eksik unuttuğumu farkettim:&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i.imgur.com/WwckX.png" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://i.imgur.com/WwckX.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;LINQ sorgularında sorguları ucuca ekleyebiliyoruz:&lt;br /&gt;Dikkat edildiğinde query stilinde yazdığımızda sentaks biraz daha SQL sentaksına yakınsamakta. lakin metot stilinde ise farklı olarak şunu yapıyoruz. Eğer result’u değil de nums’a where atarsak ikinci defa, ilkinin üstüne yazacak ve bize sadece üçe bölünemeyenleri verecek. Result’a atayarak senaryoyu en başta ikiye bölünemeyenlerin kümesine indirgiyor oradan da üçe bölünemeyenleri alıyoruz. &lt;br /&gt;Görüşmek üzere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-8737023684623649001?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/8737023684623649001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/linqbaslangc.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/8737023684623649001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/8737023684623649001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2012/02/linqbaslangc.html' title='LINQ–Başlangıç'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-2192988714458121536</id><published>2011-12-11T02:35:00.001+02:00</published><updated>2011-12-11T02:37:43.867+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Rusya seçimleri veya dünyaya genel bir bakış...</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-PD8li0FPVXU/TuP2_QG-HYI/AAAAAAAAAg8/w_3Duifld3A/s1600/putin.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="297" src="http://1.bp.blogspot.com/-PD8li0FPVXU/TuP2_QG-HYI/AAAAAAAAAg8/w_3Duifld3A/s320/putin.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Her ne kadar iş güç ve bilimum mesailer yüzünden yazamasam da Rusya'daki seçim sonuçları cidden elden geçirilmesi gereken bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya'daki siyasi durumun demokrasi ile pek alakası olmayan bir yere doğru gittiği zaten alenen belliydi. Ancak %47'nin katıldığı seçimden %147'lik bir sonuç çıkartmak sanırım tam bir fiyasko veya kendine güven örneği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi şöyle de bir gerçek var, demokrasinin çağı geçiyor. Güçsüz liderlerin birer birer devrildiğini görüyoruz. İtalya olsun, Yunanistan olsun yaşadığımız zamanlar bir silkelenmeye işaret etmekte. Ancak bu durumun sanıyorum bir diğer sebebi, ve kimsenin sormadığı esas sorun olan, kapitalizmin çöküşü. Eskiden aralarında 30-40 yıl olan büyük krizler neredeyse her ay patlak veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira sistem bitti. Neydi esas düşünce? Daha fazla kar elde etmek için &amp;nbsp;mal ve hizmetlerin fiyatını yükselt, buna karşın bu mal ve hizmetleri üreten kişilerin maaşlarını olabildiğince ufalt. Bu ütopyayı, veya aslında görebileceğimiz üzere bir distopyadır bu, gerçekleştirmek için Amerika başta olmak üzere neredeyse bütün işkollarını ucuz işgüçlerine yaptırmaya başladılar. Ki bu bağlamda Çin ve Endonezya ilk akla gelen ülkeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak ekonominin esas götürücü gücünün üretim olduğunu unutursak böyle sahte vaatler sunan bir sistemin devam edebileceğine inanırız ki ABD'nin yaşadığı krizlerin temelinde bu yatıyor. Üretim yok ve ABD Merkez bankasının para üreterek aşabileceği bir sorun değil bu. Bunu yatıştırmak için Afganistan ve Irak'a girildi, Libya'da "devrim" yaptırıldı ancak yatışacak gibi görünmüyor bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistem çöküyor, ve sistem her yerde çöküyor. Avrupa Birliği dahilinde yaşanan ekonomik sorunların kökeninde yatan şeyin bu olduğunu düşünüyorum, yanlış bir tahlil olabilir, ama gerek yükselen gelenekselci ve zenofobik akıma, gerekse Yunanistan ve İtalya'da çıkan krizlerle başedilme yöntemlerine baktıkça bunu görmezden gelemiyorum. Zira ekonomik sıkıntılarda ilk kurban mülteci ve göçmenlerdir; "İşlerimizi elimizden aldınız" diyerek, o göçmenleri ucuz iş gücü olarak getirten kendi devletleri değilmiş gibi, onların emekleri ile çarlar ve çariçeler gibi yaşayan başkalarıymışçasına fatura onlara kesilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası konuya geri dönersek, Putin elindeki gücü kaybetmemek için bu kadar bariz bir biçimde hile yapmayı uygun gördü. Bu durum nasıl sonuçlanacak bilinmez ancak kendisinin dünyadaki sayılı karakterli liderden birisi olduğu tartışılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi geceler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-2192988714458121536?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/2192988714458121536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/12/rusya-secimleri-veya-dunyaya-genel-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2192988714458121536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2192988714458121536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/12/rusya-secimleri-veya-dunyaya-genel-bir.html' title='Rusya seçimleri veya dünyaya genel bir bakış...'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-PD8li0FPVXU/TuP2_QG-HYI/AAAAAAAAAg8/w_3Duifld3A/s72-c/putin.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-3550125957973474198</id><published>2011-11-11T17:38:00.001+02:00</published><updated>2011-11-11T18:02:14.134+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Siberkültürün çölü: Slacktivizm ve diğerleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ly4bMa5KhQo/Tr1GrAzqPcI/AAAAAAAAAfs/8Lzzqn2wmJ0/s1600/potato.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="218" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ly4bMa5KhQo/Tr1GrAzqPcI/AAAAAAAAAfs/8Lzzqn2wmJ0/s320/potato.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Günümüzde internet inanılmaz bir mecra olmuş halde. Dünyada neredeyse herkesin bildiği, büyük çoğunluğunun da kullandığı bir yer haline gelmiş bir yer. Facebook, Twitter, Google ve diğer kelimeleri günlük jargona yerleşmiş durumda. Bu hale geliş sadece 10 yılda oldu. Gerçi bu on yıla dağılım eşit değil, özellikle Facebook'un patlaması ile birlikte son 2-3 senede bu atılım gerçekleşti diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumun kendine özgü avantaj ve dezavantajlar yarattığını söylemek mümkün. En büyük avantaj artık bilgiye erişimin 2-3 tık uzakta olması. Eskiden kitap alınması ve arada posta kurumunun getirme süresi ile birlikte bir ayı bulabilen bir edinme ve bu kitabın okunarak aranan kısımların bulunması gibi bir işleme süreci vardı. Şimdi aradığınız metni Google'a yazıyorsunuz şak diye çıkartıyor hangi kitapta nerede. O kitabı da edinmeniz kredi kartı ile satan kurumun birlikteliği ile beş on dakikada olan bir şey haline gelmiş halde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin internet kültürünün genel olarak grafik bir kültür olması onu kullananları da etkileyen bir şey. Okuma denilen eylem yok artık, daha çok bir toplama eylemi sözkonusu. Ödevlerin 'kopyala yapıştır' haline gelmesi de bu durumun akut bir göstergesi. İnsanlar okumaktan, işlemekten, ziyade bilgileri topluyor. Bilgisayar analojisi ile konuşursak veriler RAM'e veya Harddisk'e atılıyor cpu'ya uğramadan. Bu da ortalamanın altında bir öğrenci kitlesi ve bu öğrencilerden ortaya çıkan, çıkacak olan, ortalamanın altında bir akademisyen karakteri çıkartıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bağlamda bir bilgi enflasyonundan bahsedebiliriz diye düşünüyorum. Kolay erişilebilir bir şeyi işlemeye gerek görülmüyor, işlenmeyince ortaya yeni bir şey de çıkmıyor. Bu yüzden çoğu blog veya forumda birbirinin aynısı, aynı kaynaktan 'alınmış' metinlere rastlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan başka olarak toplumsal hareketlerin gerçekleşme &amp;nbsp;biçimini de değiştirmiş halde internet. Eskiden toplumsal hareketi gerektiren bir şey olsa, elde pankartlar dışarıda slogan ata ata gezilirdi. Şimdi ise facebook'da 'paylaşılıyor' veya profil fotoğrafı değiştiriliyor. Toplumsal duyarlılığın tıklamaya dönüşmesi korkutucu bir şey zira internet üstünde yapılan ve yazılan her şey sanal. Bir şey yaptığınızı düşünüyorsunuz, bir eylem koyuyorsunuz ortaya ama bu eylemin gerçeğe yansıması yok. Bir şeyi değiştirmiyor henüz, profil fotosu değiştirildi diye bir yasa tasarısının geri çekildiğini gördünüz mü hiç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Slacktivizm deniliyor buna, oturduğu yerden 'eylem' koyma diye bir tanımı var sanıyorum. Bir nevi ideal eylemci haline getiriyor bu durum. Hem 'karşı durduğunuz' için marjinal oluyorsunuz hem de herhangi bir risk almadığınız için varolan durumunuz değişmiyor. Sürreel, gerçeklikte bir etkisi olmayan bir mastürbasyon durumu sözkonusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu paylaşma kültürünün getirdiği, veya götürdüğü, bir şey de 'arkadaşlık' kavramı. Arkadaşlarınızla hiç odanızdan çıkmadan 'sosyalleşmek' mümkün. Anlık Mesajlaşma programları ile tıkır tıkır her an arkadaşlarınızla beraber olmanız mümkün. Ancak bu beraberliğin kalitesinin yerlerde sürünüyor olmasından pek bir bahis yok. Öyle ya, arkadaşlarla buluşulup bir çay kahve eşliğinde ne olmuş ne bitmiş merakı içerisinde sohbetin pek bir anlamı kalmıyor günümüzün cesur yeni dünyasında. Bir şey mi oldu şak twitter'a basılıyor, birisiyle 'çıkmaya' mı başlandı hop 'in a relationship'. Nurdan Gürbilek'in yazdığı Vitrinde Yaşamak kitabının anlattığı herşeyi gerçekte yaşıyoruz şimdi. Hepimiz vitrindeyiz, hepimizin hayatı şeffaf ötesi. Nitekim Facebook'u olmayana artık tuhaf bakılıyor, olup da bir şey 'paylaşmayan'a bakıldığı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitrin kültürünün kötü tarafı şu, yalnızlığın en iğrenç biçimini yaşatıyor. Etrafımızda görünmeyen, 'sanal', arkadaşlarımız herşeyi paylaşıp esas önemli olan şeyleri paylaşmadığımız insanlarla çevrili haldeyiz. Nitekim arkadaşlığın enflasyona uğraması da böyle &amp;nbsp;bir şey, eğer etrafınızda her an ulaşabildiğiniz insanlar varsa arkadaşınızı kaybetmenin değeri de çok düşüyor. Bir nevi amerikanlaşarak O giderse berisi gelir denilmeye başlanıyor. Ve daha da ötesi insanlar arkadaşlıkları koşulsuz şartsız kurmak yerine bir beklenti ile giriyor. Güzel diye veya 'networkü geniş' diye başlıyor arkadaşlıklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arkadaşlıkları oluşturan kendiniz ise gerçeklikten bağımsız bir halde. Kişilik bozulmalarına yol açıyor bu durum. Zira bu sanal ortamda yarattığınız egonun herhangi bir süperego boyunduruğu yok. Gerçeklik onu sınırlamıyor. Mesela sözgelimi sosyokültürel olarak alt tabakadan geliyorsanız kendinizi hiperzengin olarak yaratabiliyorsunuz, kitap okumayı sevmediğiniz halde 'literatür duayeni' olabiliyorsunuz - yapmanız gereken tek şey Google'ı iyi kullanmak. Oradan iki alıntı, üstüne yapılan iki yorum - bir anda insanların gözünde 'bilge'leşiyorsunuz... Tamamiyle id'inizin kontrolünde bir ego. Herşeye izin var, herşey mümkün; gerçekte mümkün olmayanlar bile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım gelecekte google üniversitesinden mezun, facebookta master yapmanın verdiği zararları görmeyiz diyorum ancak gerçeklik bunun tam tersini gösteriyor ne yazık ki.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-3550125957973474198?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/3550125957973474198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/11/siberkulturun-colu-slacktivizm-ve.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/3550125957973474198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/3550125957973474198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/11/siberkulturun-colu-slacktivizm-ve.html' title='Siberkültürün çölü: Slacktivizm ve diğerleri'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Ly4bMa5KhQo/Tr1GrAzqPcI/AAAAAAAAAfs/8Lzzqn2wmJ0/s72-c/potato.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-2160500642859932438</id><published>2011-11-01T10:43:00.001+02:00</published><updated>2011-11-01T10:43:24.046+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Genel bir durumun akutlaşması: Nihat Doğan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tMuJojdEYJQ/Tq-xBnrXBbI/AAAAAAAAAew/RmNIsBrF4lQ/s1600/nd.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-tMuJojdEYJQ/Tq-xBnrXBbI/AAAAAAAAAew/RmNIsBrF4lQ/s1600/nd.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Son bir kaç gündür Van depremi ile beraber gündemi işgal eden bir başka konu var. Nihat Doğan ve İzzet Yıldızhan'ın bir otelde hayat kadınları çağırıp paralarını ödemedikten sonra dövdüklerine yönelik (&lt;a href="http://magazin.milliyet.com.tr/paralarini-odemedikleri-hayat-kadinlarini-dovduler/magazin/magazindetay/29.10.2011/1456811/default.htm"&gt;http://magazin.milliyet.com.tr/paralarini-odemedikleri-hayat-kadinlarini-dovduler/magazin/magazindetay/29.10.2011/1456811/default.htm&lt;/a&gt;) bir iddia. Konunun bu kısmı beni ilgilendirmiyor aslında, genel olarak yapılan vurgu ne kadar ahlaksızca bir olay olduğu yönünde. Bunu yapan medyanın ne kadar ahlaklı olduğu sorusu insanın aklına geliyor ki bu iki durumun da kapsandığı bir paradokstan bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özünü söylersek, medya kültürü, veya kültür imparatorluğu, sanal tanrılar ister ve ikinci kural: yakalanana kadar masumsundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha açalım, medya kültürünün kont, kontes ve asilzadelerinin sürdükleri hayatların ne kadar yıpratıcı olduğunu daha önceki bir yazıda belirtmiştim. Bu hayatın yıpratıcı olmasının bir diğer sebebi de işte bu paradokstur. Zira ekran karşısında rol yapan insanların normal insan davranışları göstermeleri (sevgililerinin olması, bir akşam bir yere gitmeleri vb) bu yüzden paparazzi etkisine mazhardır mesela. Kendilerinin birer tanrı olmadıklarını, jönlükten öte bir insan olduklarını gösteren hiç bir şey istenmez. Mümkünse sadece setten eve, evden sete gelmeleri istenir neredeyse - ancak bunu yaparlarsa da sansasyonel sıfatını kaybetmeleri yüzünden bu sefer de Yüce Medya İmparatorluğu onlara bakmaz. Ortada bir çizgi tutturmak gerekir, tanrı ile insan arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da medyanın sanal bir şey üstüne kurulan bir imparatorluk olduğu tezini güçlendirir. Varolan bir şey yoktur &amp;nbsp;temelde, hatta bir şeyin varolması - gerçekten varolması - istenen bir şey değildir. Bilakis sadece söz ve görüntüden olan bir metanın pazarlanması daha kolaydır: Gerçeklikten &amp;nbsp;bağımsız olduğu için bitmez, tükenmez ve sonsuza dek isteklere göre değiştirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim diğer konuya, yani yakalanana kadar masumiyet konusuna,&amp;nbsp;Nihat Doğan ve İzzet Yıldızhan'ın suçlandıkları eylemlerden daha beterlerini yapan insanlar var, hatta bunlardan bazıları evlendikten hemen sonra bu işlere girişiyorlar, ancak kritik nokta yakalanmamak. Yakalanmadığın sürece uyuşturucu da alabilirsin, fuhuş da yapabilirsin, sadece ve sadece kimliğini gizlemen gerekir. Bakın, eğer iyi izlerseniz bu haberlerin yorumunda işin komedi kısmının yanısıra &amp;nbsp;bir yergi de var, ahlaksızlığa yönelik değil: beceriksizliğe yönelik bir yergi. Beceriksizlik, ahlaksızlıktan daha derin bir suç bu yeni dünya düzeninde. Hem kalkıştığın bir işi becerememek hem de bu beceriksizliği bir şova dönüştürememe beceriksizliği. Gerçi bu konuda N.D.'yi ayırmak lazım "bir sakal gibidir, kestikçe daha gür çıkar" diyerek kendinden beklenen rolü başarıyla oynadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir medya kültürünün köklendiği toplum çok tehlikeli bir yöne gitmekte olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Ahlakın doğru yanlış çizgisinin "yakalanmak" olduğu bir yerde ne etikten bahsedilebilir ne de vicdandan. Ve bu yüzden, aslında, ilişkilerin (gerek kadın erkek, gerekse devlet yurttaş, gerekse işçi işveren) bir güvensizlik aurasıyla çevrildiğini görüyoruz. Çünkü kişi karşısındakini kendisi gibi bildiği için onun da yakalanmadığı sürece kendisini aldattığını varsayıyorsa doğaldır bu hissiyat. Bunun için karşısındakinin güven timsali olması, herhangi bir aksi yönde hareketinin olmaması da durumu kurtaran bir şey değildir - güvensizlik bunu "beceriklilik" olarak addeder, karda yürüyüp izini bırakmama olarak görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi içerisinde bölünmüş bir ev de ayakta kalamaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-2160500642859932438?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/2160500642859932438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/11/genel-bir-durumun-akutlasmas-nihat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2160500642859932438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2160500642859932438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/11/genel-bir-durumun-akutlasmas-nihat.html' title='Genel bir durumun akutlaşması: Nihat Doğan'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-tMuJojdEYJQ/Tq-xBnrXBbI/AAAAAAAAAew/RmNIsBrF4lQ/s72-c/nd.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-3063989521196823942</id><published>2011-11-01T09:30:00.001+02:00</published><updated>2011-11-01T09:30:07.257+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Zen</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-jyM0ZduHJZ0/Tq-f5dzi6BI/AAAAAAAAAeo/QAiQq6mJpvM/s1600/ZenCircle01-1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="310" src="http://3.bp.blogspot.com/-jyM0ZduHJZ0/Tq-f5dzi6BI/AAAAAAAAAeo/QAiQq6mJpvM/s320/ZenCircle01-1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Son birkaç gündür Shunryu Suzuki'nin "Zen Mind, Beginner's Mind" adlı kitabını okuyorum. Aslında küçük bir kitap 85 sayfa çekiyor Nook'ta ancak bahsettiği konu Wittgenstein'ın "Kelimelerle anlatılamayan şey sessizlikle geçilmelidir" tıynetinde bir şey olduğu ve bundan bahsettiği için cümleler karmaşıklaştıkça karmaşıklaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun özünde aslında Zen yatmakta. Zen denilen şey, meditasyon yapma duruşu haricinde bir zihin durumu, aslında Satori veya S'tori denilen duruma ulaşmayı amaçlayan ama amaçlamayan bir pratik. Zira bir şeyi "amaçlamak" zen'in doğasına aykırı. Aslında &amp;nbsp;yaptığınız şey temelde anı yaşamak. Zira o andan başka bir şey yok elinizde, gelecek ve geçmiş bizim yarattığımız kavramlar, ve insanın zaman algısını bozan şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman algısı ile beraber endişe de geliyor, eğer gelecek varsa ve geleceğin geleceğine kesin olarak bakıyorsanız buna yönelik planlar yapmaya başlıyorsunuz - amaçlamaya başlıyorsunuz - ancak gelecek gerçek olmayan bir şey olduğu için sıklıkla değişiyor, veya sizin beklediğiniz gibi çıkmıyor, ve işlerin sarpa sarmasından ötürü bir endişe hissi doğuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanısıra zen'in temel kavramlarından birisinin anı yaşamak olduğundan bahsetmiştim. Suzuki'nin bir örneği var bu konuda ve bu bağlamda işin içerisinde ilk bakışta kadercilik olarak adlandırabileceğimiz ancak böyle adlandırdığımızda oldukça yanılacağımız bir düşünceyi görüyoruz. Adam, bütün hayatımızı bir trenyolu hattına benzetiyor. Biz vagonda oturan &amp;nbsp;bir yolcuyuz ve etrafımızdaki görüntüler değişiyor. Tabii o, bu örneği yaşantımızın bir trenyolu gibi düz ve aynı olması bağlamında söylüyor, kimi zaman ince, kimi zaman kalın ray olursa tren yoldan çıkar diye bitiriyor mesela. Lakin bu örneği şöyle yorumlamak da mümkün, daha önceden yaptığımız tercihler, alışkanlıklar, mizacımız ve diğer kişisel etkenlerin etkisinde ne kadar özgür iradeye sahip olduğumuz tartışılır gibi geliyor bana. Saf ve bütünüyle özgür bir iradeye sahip bir insanın her gününün birbirinden farklı olabilmesi gerekir, zira özgür irade bu bahsettiğim kavramlara bağlı olmamayı getirir (alışkanlıklar vb.) ancak bunun böyle olamayacağını ne yazık ki biliyoruz. Zen'in bu bağlamda endişelenmemeyi savunması da anlaşılabilir bir hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lacancı bir şekilde incelediğimizde Zen'in "amacı"nın objet petit a'ya "çaktırmadan" sahip olmak olduğunu görüyoruz. Bilinçli bir biçimde onu elde etmeye çalıştığımızda elde edemeyeceğimizi ancak başka bir şey üstünde çalışırken, yani anı yaşamaya çalışırken, satori'ye ulaşmak onu amaçlamadan mümkün. İşin içerisinde kaybolma, anın içerisinde kendini unutma olarak tanımlıyor bunu Suzuki. Zen'in objet petit a'sı göz ucuyla ulaşılabilen bir şey haline geliyor ve herhangi bir istek, amaçlama olmadığı için de ona ulaştığınızda bir jouissance hissedilmiyor zira ona ulaştığınızı onu kaybettikten sonra farkediyorsunuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-3063989521196823942?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/3063989521196823942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/11/zen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/3063989521196823942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/3063989521196823942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/11/zen.html' title='Zen'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-jyM0ZduHJZ0/Tq-f5dzi6BI/AAAAAAAAAeo/QAiQq6mJpvM/s72-c/ZenCircle01-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-5597401626637586957</id><published>2011-10-27T15:53:00.001+03:00</published><updated>2011-10-27T15:53:55.100+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Bir Akbaba olarak Kültür Endüstrisi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-T7yb0yBdyyk/TqlUD5iqT6I/AAAAAAAAAd4/JPMZ2Yr6iGg/s1600/amy-winehouse-a-murit.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-T7yb0yBdyyk/TqlUD5iqT6I/AAAAAAAAAd4/JPMZ2Yr6iGg/s320/amy-winehouse-a-murit.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;(İş güç ve çeşitli projelerden ötürü birkaç gündür yazamıyorum, kusura bakmayın)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kişi öldüğünde tek bir ölüm yaşar ama bir sanatçı iki defa ölür aslında. Kültürel evrendeki sanatçının ölmesi, pek zaman kendi bedeninin ölmesi ile aynı ana denk gelmez. Sanatçının, "sanatçı kimliği" dediğimiz sanal halinin ölmesi, kitlesinin azalması veya en aşırı noktada yok olması ile gerçekleşir. Burada kültür endüstrisi açısından o sanatçının gerçekten nefes alıyor olmasının pek bir anlamı yoktur: Endüstrinin efendilerinin gözünde o alınan nefesin paraya dönüşmesi gerekir. İdeal olan sanatçının, "sanatçı kimliği" zirvedeyken, en parlak halindeyken ölmesidir. Zira bu durumda takipçi kitle bir nevi saygı duruşunda bulunur gibi çıkan "...anısına" &amp;nbsp;ürününü alacak ve vicdanını rahatlatacaktır: "Ben benden beklenen şeyi yaparak, paramı harcayarak, anısına katkıda bulundum." Tabii gerçekte olan şey o ölen sanatçının yerine hemen bir yenisinin konulmasıdır, zira kültür endüstrisinin sanatçıları değiştirilebilir parçalar gibidir, görünürde farklı da olsalar temelde aynı nitelikleri taşımaları elzemdir. Müzikalite olarak yakalanan otomatize standardını, sanatçı görünümü ve icrasında da yakalamak bir zorunluluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratılan kitleyi düşündüğümüzde bu zorunluluğun nedenini görmek de pek sıkıntılı olmuyor. "Popüler" olanların haricinde diğer şeyleri dinlemeyen, ve hatta hor gören, bir kesime eğer ürün satmaya çalışıyorsanız eski popülerlerin belirlediği bir sınırınız olur. Bu eserlere benzeyen eserleri, bu eserleri icra eden kişilere benzeyen kişilere seslendirmek gerekir. Bunu başarmak için de varolanlardan ortaya bir kolaj çıkartırsınız, en azından yapılan budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3emoC7GWgjQ/TqlUH4iKDJI/AAAAAAAAAeA/c-PLljABK_Q/s1600/adorno.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-3emoC7GWgjQ/TqlUH4iKDJI/AAAAAAAAAeA/c-PLljABK_Q/s320/adorno.jpg" width="233" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Anahtar söz: "Bir kişi sahneden çıkar, diğeri sahneye gelir, oyun devam eder."'dir. Kültür endüstrisinin korumaya çalıştığı şey tam olarak budur aslında. Kendisine büyük hayallerle gelen gençlerin hayatlarını tüketir ve bu tüketimden ortaya tükettiğimiz kültür ürünleri çıkar. Bu &amp;nbsp;yüzden popüler kültür sanatçılarının çoğunun hayatları mutsuzluk hikayesidir, uyuşturucu (gerek prozac ve diğerleri gibi legal olanlar gerekse illegal olanlar), düzensiz bir hayat, aşırılık gibi sıfatları eşleyebiliyoruz bu insanların hayatları ile. Ve bunun sebebi de tam olarak bu insanların hayatlarının bir vampir &amp;nbsp;gibi emilmesi ve paraya çevrilmesidir. Günümüzün medya imparatorluğunun serfleri olan sanatçıların özel hayatı yoktur mesela. Paparazzilerin gözetiminde, sapık bir gözlemcinin yönettiği hapishaneden daha beter gözetleniyorlar. Kültür idolü oldukları için normal bir yaşam sürme hakları ellerinden alınmış, sansasyon denilen tek dişi kalmış canavarla kendi varlıklarını sürdürmek zorunda bırakılmış insanlardır bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada şöyle bir gerçekle karşılaşıyoruz, sanatçının ikincil kimliği, herhangi bir çocukluğu olmayan ve "popüler medya"nın bir parçası olduğu anda doğan "ünlü" kimliğinin hayatta kalması için kendisini feda etmesi gerekmektedir. Bu, sansasyonel bir biçimde yaşamak olsun - normal yaşarsanız kitleniz olmadığı için kimse sizi tercih etmez, popüler değilseniz bir hiçsinizdir - aşırı yoğun iş temposu olsun, insan vücudunun kaldırabileceği veya kendini iyi hissedebileceği bir yaşam değildir. Ve hatta öldüğünüzde bile bu tüketimden kurtulmak gibi bir seçeneğiniz yok aslında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım verilebilecek en yakın örnek Amy Winehouse. Baktığınızda bu kadının, ünlü olmak için "dayatılan" yaşam biçimine daha fazla dayanamadığı için öldüğünü savunabiliriz. Bir rockstardan beklendiği gibi, kitlesinin beklediği gibi , yaşadı ve dolayısıyla öldü. Ancak ölümünden sonra dünya çapında çekilen trajedi pornosu diye adlandıracağım şey onun ikinci ölümünü sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek anı kasetleri, gerek dergilerdeki "özel sayılar" ve diğer "özel" şeyleri ve kitleyi düşünün. Bir kere kendileri de uyumsuz hayatlar süren gençleri hedeflediler, Winehouse'un kendi dinleyicileri haricinde. İkincisi birisinin ölümü haber değeri taşıyan bir şey olduğu için normal şartlar altında dinlemeyen veya &amp;nbsp;haberi olmayan insanlara da ulaşmış oldular. Sadece meraktan sadece &amp;nbsp;bir şarkısını satın alanları düşünün. Dahası yapılan ve katılımcı "arkadaşı" olan diğer sanatçılarla beraber yapılan anma törenleri. Reklam gelirleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültür endüstrisinin sapıklığı da buradadır işte. Herşey para eder, ölüm bile. Ve işin içinde şöyle bir yanıltmaca da vardır. Warholcü bir şekilde söylersek, 15 dakikalık meşhuriyetinin son dakikasından sonra asla endüstri tarafından asla hatırlanmayacak bir sanatçı için "Asla unutmayacağız" denilmesi. Arkadaşları ve ailesi &amp;nbsp;haricinde kimse hatırlamayacaktır zira onu asla unutmayacak "kitlesi" için çoktan yeni ve daha geliştirilmiş sanatçı sırada hazırlanmıştır bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kültür endüstrisinin ideal sanatçısı gerçek olmayan bir canlı türüdür. Dorian Gray'ın Portresi'ndeki Dorian Gray'ı aramaktadır, kültür endüstrisine sunduğu yüzü hiç değişmeyen, sonsuza kadar yaşayan ama kimsenin görmediği ve doğanın etkilerine maruz kalan gerçek bedeni bir tabloya hapsolmuş bir canlı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-5597401626637586957?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/5597401626637586957/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/bir-akbaba-olarak-kultur-endustrisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/5597401626637586957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/5597401626637586957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/bir-akbaba-olarak-kultur-endustrisi.html' title='Bir Akbaba olarak Kültür Endüstrisi'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-T7yb0yBdyyk/TqlUD5iqT6I/AAAAAAAAAd4/JPMZ2Yr6iGg/s72-c/amy-winehouse-a-murit.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-5949051861538909786</id><published>2011-10-23T13:06:00.001+03:00</published><updated>2011-10-23T13:06:07.754+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Bir katharsis ve kastrasyon: Kaddafi'nin ölümü</title><content type='html'>&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2B1GUXqcZ3o/TqPmvYD7LqI/AAAAAAAAAdc/ShC82z8_tao/s1600/qaddafi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-2B1GUXqcZ3o/TqPmvYD7LqI/AAAAAAAAAdc/ShC82z8_tao/s320/qaddafi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Add caption&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Dün itibariyle Libya'nın devrik lideri Muammer Kaddafi'nin ölüm görüntüleri boy boy ekranlarımıza taşındı. Askeri bir darbe ile "işbaşına" gelen bu liderin hayat biçimi, ülkeyi yönetme stili ve diğer bir çok özelliği üstüne yazıldı çizildi. Bu yazıda bundan bahsetmek istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazının konusu tam olarak Muammer Kaddafi'nin ölüm biçimi olacak. Elimizde yakın tarihte öldürülen bir diğer "diktatör" daha var: Saddam Hüseyin. Peki, sorulması gereken soru şu sanıyorum, Saddam Hüseyin'in ölümü görece olarak daha sakinken, Kaddafi'nin ölümü neden bu kadar travmatik bir biçimde gerçekleşmiştir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Kaddafi'nin Saddam ile kıyasla halkına daha yumuşak davrandığını da biliyoruz. Hatta Kaddafi'nin döneminde şunların olduğu söyleniyor:&lt;br /&gt;1- 41 senede Libya'yı borç batağından kurtararak refaha kavuşturduğu&lt;br /&gt;2- İlköğretimden üniversiteye kadar olan eğitimin bedava olduğu&lt;br /&gt;3- Sağlık hizmetlerinin ücretsiz olmasının yanısıra eczane ve hastanelerin yüksek kalitedeki Avrupai kurumlara denk hizmet verdiği&lt;br /&gt;4- Libya'nın BM İnsani gelişim indeksinde 53. sırada olduğu&lt;br /&gt;5- Libya'nın Afrika'daki en yüksek yaşam standardına (Güney Afrika, Mauritius ve Seyşelleri de aşarak) sahio olduğu&lt;br /&gt;6- Libya'nın tarım yapmak isteyenlere &amp;nbsp;bedava toprak ve destek verdiği&lt;br /&gt;7- Herkes bir eve sahip olduğu için evsizlik diye bir sorunun olmadığı&lt;br /&gt;8- Kadın haklarının tam uygulandığı&lt;br /&gt;9- Kaddafi'nin petrol satışlarından kazanılan gelirin paylaşılması programı sayesinde her Libyalının banka hesabına ayda 500 dolar yatırıldığı&lt;br /&gt;10- Evlenildiğinde çifte devlet tarafından &amp;nbsp;60.000 dolar nakit verilmesi&lt;br /&gt;11- Elektriğin bedava olması&lt;br /&gt;12- Faizsiz krediler&lt;br /&gt;13- Devletin arabanızın parasının yarısını ödemesi (mesela 130% vergi almaması)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu özelliklerden çoğu demir ağlarla sarılı Türkiye'mizde yok. Ancak bakıldığında bu sayılan şeylerin Kaddafi'nin son sözlerini çok ironik bir biçimde doğrulayan bir durum yarattığını görüyoruz. Bu ölümün bu kadar travmatik olmasının bir açıdan babalık figürünün yokedilmesi, daha doğrusu Lacancı bir ifadeyle Babanın Adı (nom du pere)'nın çocuk tarafından üstüne yazılması olduğu şeklinde yorluyorum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mxh4-M47RgQ/TqPnAc0LkbI/AAAAAAAAAds/oXnFRdQHptY/s1600/lacan.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="174" src="http://1.bp.blogspot.com/-mxh4-M47RgQ/TqPnAc0LkbI/AAAAAAAAAds/oXnFRdQHptY/s320/lacan.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Lacan bunu şu şekilde açıklıyor:&lt;br /&gt;"(Babanın) yeri, çocuk tarafından asla ulaşılamaz bir noktadadır. Ancak diğer taraftan cinsel kimliğini bulmak, cinsel ilişkilere katılmak için &amp;nbsp;babayı gerçekliğinde tanımlamak zorundadır. Ancak çocuk asla babası olamayacağını bilir zira bunun anneyle birlikte olma imaları vardır ve bu tabudur.. Bir taraftan baba olma isteği diğer taraftan da olamayacağı gerçeği babayı bir ideale çevirir. O artık gerçek, fiziksel bir baba değil, babanın bir işlevidir. İşte bu da Babanın Adı olur. Bu istek mahrumiyetin isteğidir aslında. &amp;nbsp;Baba olmak ve dolayısıyla fallus sahibi olmak çocuk açısından (gerçek bir penisten ziyade tahakkümün ifadesidir) asla ulaşılamaz bir noktadadır, dolayısıyla oluşturduğu dil sisteminin dışındadır ve hakkında konuşulamaz. " Ve kastrasyon korkusu da buradan köklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıklamanın Kaddafi'nin durumu ile paralellik taşıdığını sanıyorum görebiliyoruz. Kaddafi, halkına sağladığı tüm bu şeylere rağmen bir diktatör olduğu için halk tarafından asla edinilemeyecek bir yerdeydi, tahakkümün toplandığı tek insandı. Aynı zamanda ülkelerarası ilişkilerde de Kaddafi'siz bir Libya'dan bahsetmek mümkün değildi - 14. Louis'e benzer biçimde Devlet Kaddafi'ydi. Tahakkümün efendisi olması ve diğer babalık rollerini üstlenmesi kendisine böyle şiddetli bir ölüm yaşattı diye düşünüyorum. Zira psikoanalitik anlamda Baba'nın adının çocuk tarafından silinerek üstüne kendi adının yazılması travmatik bir eylemdir. Anlam dünyasının mihenk taşı olan bir eksikliği, fallus'u, iktidarı, tahakkümü gidermenin verdiği, bir şevk de vardır, yokedimin verdiği bir şevk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saddam'ın ölümünde halkta böyle bir şey görmedik, göremedik zira Irak'ta tahakküm çoktan eldeğiştirmişti, ortada başka bir hükümet daha vardı hatırlatırım - ve bu tahakküm isteğinin kaynağı halk değil, dışarıdan güçlerdi. Dolayısıyla Irak halkını bir çocuk olarak addedersek bu metaforu kullanarak, annelerinin (tahakkümün) kocasından boşanıp yeniden evlenen bir kadın olduğunu söyleyebiliriz. Oyunun kuralları değişmemiştir, hala tahakküm başkasının elindedir ve çocuk büyük bir kıskançlıkla o tahakkümü edinmek ister - bunu edinemeyeceğini bile bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası o ölümde oedipal kompleksin çözüldüğünü ve Babanın Adı'nın üstüne yazıldığını gördük, ve tam olarak bu yüzden bu kadar şiddet yüklü idi denilebilir. Bundan sonra ne olur, Libyalılar gerçekten kendilerine ait bir devlet mi kurarlar yoksa başkalarının boyunduruğu altına mı girerler bilinmez, ama o görüntülerin böyle bir şeye delalet ettiğini düşünüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-5949051861538909786?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/5949051861538909786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/bir-katharsis-ve-kastrasyon-kaddafinin.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/5949051861538909786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/5949051861538909786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/bir-katharsis-ve-kastrasyon-kaddafinin.html' title='Bir katharsis ve kastrasyon: Kaddafi&apos;nin ölümü'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-2B1GUXqcZ3o/TqPmvYD7LqI/AAAAAAAAAdc/ShC82z8_tao/s72-c/qaddafi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-4774739995544844883</id><published>2011-10-21T20:15:00.001+03:00</published><updated>2011-10-21T20:15:24.684+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Üçüncü Dünya ülkesi olmak... bir ön analiz...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cTMyknx2Y5M/TqGogYQ160I/AAAAAAAAAdM/LtagOIxmiQI/s1600/9780674006713.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-cTMyknx2Y5M/TqGogYQ160I/AAAAAAAAAdM/LtagOIxmiQI/s320/9780674006713.jpg" width="207" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tarihte tiranlık dönemleri çok olsa da sanırım günümüzde yaşanan tiranlık kadar korkuncu tarihin hiçbir döneminde yaşanmamıştır. İnsanoğlu homo sapiens olduktan bu yana temel sıkıntısı doğayla mücadele iken, yani nerede uyuyacağını, ne yiyeceğini veya şafağın ışığını görüp göremeyeceğini bilemezken bilinmeyen veya görünmeyen bir güç tarafından diğerlerinin üstünde olduğuna inanarak efendilik rolüne soyunan birileri olmuştur hep. Ve bu insanların yükselmek için diğerlerini düşürmeyi mübah olarak görmüşler ve günümüzde de dahil olmak üzere bir adam veya bir grup insan diğer insanların ve hatta milletlerin emeği sayesinde zenginleşmiştir hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır firavunlarını, Roma'nın sezarlarını, Çin imparatorlarını düşünelim mesela. Bu örneklere baktığımızda karşımıza çıkan şey bu insanların tebaalarının kanı ve emeğinin bu imparatorlukları yarattığıdır. Günümüzde ise bu imparatorlukların, tiranlıkların yerinde hiperkapitalist batı devletlerini görmekteyiz. Kapitalist baronlar saraylarında onbinlerce euroluk şampanyalarını içerken dünyada onların karı için çalışan işçiler açlık, hastalık ve fabrikalarının başında bekleyen askerler yüzünden ölüyorlar. İşçiler buz gibi havada korunmasız bir biçimde uyumaya ve hipotermiden ölmeye terkedilirken onların ölüm çığlıkları batıda yataklarında mutlu bir biçimde uyuyan vatandaşlar tarafından duyulmamakta. Aslına baktığımızda bu ülkelerin emperyalizm adı altında sürdürdükleri tiranlık eski zamanlardan daha haince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye böyle diyorum? Zira firavun ve sezarların yönetimi altında yaşayan kişi nerede olduğunu, statüsünü &amp;nbsp;biliyordu. Yani bir köle köleydi ve bu durumun getirdiği koşulları kabul ediyorlardı. Liderleri tarafından asla her istediklerini yapabilecek özgür insanlar oldukları düşüncesi empoze edilmiyordu onlara. Asla kaderleri üzerinde söz sahibi oldukları ve eğer yeterince çalışır ve &lt;i&gt;'iyi'&lt;/i&gt;&amp;nbsp;olurlarsa olduklarından daha yüksek bir statüye gelecekleri yalanını duymuyorlardı. Buna mukabil batı dünyası hakimi olduğu dünyanın köle bilincinde olmadığı bir dünya yarattı. Özgür ve uygar milletler olarak kendilerini adlandıranlar tüm dünyayı geliştirip feraha ve refaha ulaştıracakları fikrinin ardına saklanırken gelişip refaha ulaşanların sadece bu milletler olduğu apaçıktır. Ayrıca susturma payı olarak bu kölelerden bazılarını, kendilerine en çok benzeyenleri, kendi aralarına almaları da uygulanan bir pratiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahip oldukları kaynak ve teknolojik üstünlükleri ile kendilerini aydın ve özgür ve uygar olarak adlandıran milletler üçüncü dünya ülkelerinden ekonomik köleler &amp;nbsp;yarattılar. Zaten bu şekilde adlandırılan ülkelerin 'uygarlık yarışı' diye adlandırılan bu yarışa dezavantajlı başlamalarının yanında uygar ülkeler tarafından kaynakları tüketildi, eğitim hakları sınırlandırıldı ve teknoloji konusundaki yetkinlikleri batı ülkelerini tehdit edecek seviyeye gelmemesi için onlara bağımlı bırakıldı. Dahası bu ülkeler kendi içlerinde de yeterince zengin veya eğitimli olmayan vatandaşlarını da aynı kadere maruz bıraktı. Tüm büyük kentlerin içerisindeki gettolara ayrılan kısımlara baktığınızda bunu görmemek elde değil. Nitekim milyonlarca insanın fakirlik düzeyinde - kendi çocuklarını besleyemeyecek derecede - yaşadığı gerçeği bu zulümün net bir ifadesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vPYvbE0EX_A/TqGomcZzOoI/AAAAAAAAAdU/49-jWhRDKGY/s1600/shock_doctrine.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-vPYvbE0EX_A/TqGomcZzOoI/AAAAAAAAAdU/49-jWhRDKGY/s320/shock_doctrine.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu ülkeler kendi çıkarlarına karşı gelen devletleri ve grupları 'terörist' olarak nitelendiriyorlar. Bu kavram bu insanların neden terörist diye adlandırıldıklarını esgeçerek onları insanlıktan çıkarma amaçlı bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi bu eğilimin kökenlerine baktığımızda Kantçı aydınlanma düşüncesini ve onun da kökeninde yer alan katolik düşüncesini görüyoruz. '&lt;i&gt;Nihilo ex cathedra&lt;/i&gt;' - kilisenin, aydınlanmışların söyledikleri dışında herşey pagan saçmalıktır. Bilimleri sözdebilimdir, teknolojileri de tehdit olarak algılanır. Her ne kadar karşı çıksalar da Hegelci paradigmayı sonuna kadar izlerler: onlar güçlüdürler zira haklı olanlar onlardır. Tin kendini onlarda ifade etmiştir, biz üçüncü dünya ülkeleri tam da bu sebepten ötürü onlara boyun eğmekle yükümlüyüzdür. Ortada 'gelişmiş bir ülke' kavramı vardır ki bu tamamiyle bir idealdir ve her ideal gibi gerçekleşmesi mümkün değildir. Eşeğin önüne sallandırılmış havuçtur bir nevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Negri ve Hardt'ın 'İmparatorluk' kavramı bu yüzden korkutucu bir gerçeği imler. İmparatorluk bütün dünyaya hakimdir ve sınırlarını kendi istediği gibi bölmüştür, bu sınırlar siyasi sınırlardan ziyade ekonomik anlamda konulan sıfatlardır. Bazı ülkeler sadece ürün üretmekle yükümlüyken diğerleri satın almakla sorumludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karl Marx ve ortaya attığı sosyalizm ise oyunun kurallarını değiştirmiştir aslında. İşçilerin toplanıp devrim yapmasının ne kadar gerçekçi olduğu tartışılır. Ancak bu ihtimali bile işçileri küresel anlamda ayırıp iletişim haklarını yokederek engellemiştir imparatorluk. Bizim neredeyse yokluğunu tuhaf addedeceğimiz internet bağlantısı bu insanlar için bir lükstür mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kaynaklar ve okunması önerilenler:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Antonio Negri &amp;amp; Michael Hardt - Empire&lt;br /&gt;Naomi Klein - No Logo, Shock Doctrine&lt;br /&gt;Georg Wilhelm Friedrich Hegel - Phenomenology of Spirit&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-4774739995544844883?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/4774739995544844883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/ucuncu-dunya-ulkesi-olmak-bir-on-analiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/4774739995544844883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/4774739995544844883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/ucuncu-dunya-ulkesi-olmak-bir-on-analiz.html' title='Üçüncü Dünya ülkesi olmak... bir ön analiz...'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-cTMyknx2Y5M/TqGogYQ160I/AAAAAAAAAdM/LtagOIxmiQI/s72-c/9780674006713.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-2983400432635658707</id><published>2011-10-21T13:38:00.000+03:00</published><updated>2011-10-21T13:38:27.202+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Medyadaki Çizgidışılık: Okan Bayülgen örneği</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-N12G3OcQUiI/TqFLQ81i8cI/AAAAAAAAAc8/-pDLoVlnHNs/s1600/ekrang.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-N12G3OcQUiI/TqFLQ81i8cI/AAAAAAAAAc8/-pDLoVlnHNs/s320/ekrang.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Popüler kültür içerisinde oldukça karakteristik bir yere sahip Okan Bayülgen. Bu reddedilemez bir gerçek. Kamu içerisinde yarattığı izlenimin de medya düzenine karşıt, eleştiri yanlısı ve genel olarak marjinalitenin tarafında olduğu, programlarında indie bir çizgi izlediği söylenegelir hep. En azından ben etrafımdaki insanlardan bunu duyuyorum medya ile alakalı bir konu açıldığı zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki kişi olarak öyledir, buna bir diyeceğim yok, ancak medya üzerinde yarattığı "Okan Bayülgen" karakteri ne kadar, ne derece öyle bu sanırım tartışılır &amp;nbsp;bir konu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de hakim medya düzeninin özelliklerini sayalım isterseniz ilk olarak. Ayrımcı, cinsiyetçi ve dikkat süresi saniyelerle ölçülen bir kitleye yayın yapan bir kültür akla geliyor ister istemez. Siyasi statükoyu savunan, savunmasa bile sessizce onaylayan bir para kazandırma makinası. Bunun örnekleri çok çok, dizilerden Muhteşem Yüzyıl'dan başlayın Haber bültenlerine kadar çıkın. Bu genel durumun akut örnekleri pek yaygın bir şekilde görünüyor her alanda zira bu yerleşik bir kültür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okan Bayülgen karakteri bu duruma karşı çıkıyor gibi görünüyor ancak bu özelliklerin hepsini barındırıp kullanarak medya düzenini eleştirirken tekrardan üreten bir hale getiriyor fikrini savunuyorum ben. Programlarının adı ve yeri değişse de içerik olarak aynı halde. Ayrımcı, Okan bey'in erkek bir izleyiciyi telefon bağlantısı ile yayına aldığını gördünüz mü hiç? Cinsiyetçi zira istisnasız bir şekilde her programda cinsel olarak uyarıcı bir "konuk" oluyor. Ve dikkat süresi eksik bir kitleye sahip olduğu için eklektik bir yapıya sahip programlar bunlar. İlk başta bir talk show iken sonra yarışmaya yer yer müzik programına dönüşüyor. Medyayı eleştirme konusunda da yapılan bir eleştiri yok, kendisinin de dahil olduğu medya kültürünün rating çekmek için yaptığı kimi akılsızca, densizce şeyleri tekrardan gösterip güldürmek, eleştiri değildir. Ve yapılan mizahın durum mizahı olması, herhangi bir şeye karşı çıkışının olmaması marjinalite sıfatı atfedilen bu karakterin ne kadar marjinal olduğunu sorgulatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-D8T2oFpzi1E/TqFLWBVn5gI/AAAAAAAAAdE/kdu213Ya3X0/s1600/medy.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://2.bp.blogspot.com/-D8T2oFpzi1E/TqFLWBVn5gI/AAAAAAAAAdE/kdu213Ya3X0/s320/medy.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hak veriyorum bir taraftan zira teorik olarak bir elma kendisini yiyemez. Medya imparatorluğunda kendini bulan, anlamlanan bir yapım bu imparatorluğa ancak karşı çıkar gibi yapabilir, aşağılayabilir ama son kararda onu tamamiyle reddedemez. Zira tamamiyle reddetmesi demek yayına çıkmaması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bağlamda Okan Bayülgen karakteri Lacancı bir anlam kazanır, o varolmayan ama görmek istediğimiz devrimcidir aslında. Zira kendisi sözleri ile varolan sisteme karşı çıkıyormuş gibi görünür ama hepimiz biliriz ki ortada böyle bir karşı çıkış yoktur. Bu da şovun bir parçasıdır. Ve yaşadığımız olası jouissance'da müziğin ve cinselliğin ve eğlencenin altında uyuşur gider. Tartışma programlarının daha eğlencelisi, daha magazinelidir; medyayı eleştiririz ve görevimizi yaptığımızı düşünerek rahatça uyuruz saat 4'te. Hem de eğlenmişizdir hem de "değişik" bir bakış açısından bakan bir karakteri izleyerek "marjinal" olmuşuzdur. Ancak bu çizgidışılığın ne bize ne de izlediğimiz karaktere bir yaptırımı yoktur. Objet Petit a par excellence! Var ama yok, var ama idealimizde var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak şunu unutmamak lazım, bu şekilde bir çizgidışılık sağlanamaz. Daha doğrusu o karşı çıktığınızı sandığınız sistemin izin verdiği sınırlarda bir çizgidışılık yakalarsınız. O da ne kadar çizgidışılıktır sizin takdirinize bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi bütün medya imparatorluğunun bu türden Objet Petit A'lar ile hayatta kaldığını belirtmeme gerek yok sanırım. Zira Adorno'nun da belirttiği üzere kültür endüstrisi gerçek bir şeyi vaadetmez. Ancak kendisinin gerçekliğine dair imalarda bulunur. Tam olarak bunu yaparak gerçekliği kendi istediği biçimde şekillendirir. Mikro denilebilecek kişilerarası ilişkilerden devletin vatandaşla olan ilişkisini belirleyecek kadar da derin bir etkisi vardır. Gerçeklikle işi olmadığı için satar, zira ekran bazı insanların hayallerindeki olayları gerçekmişçesine sunar. Çizgidışılık, marjinallik idealini de &amp;nbsp;böyle yorumlar medya imparatorluğu. Eğlenceli, yaramaz, "deli" çocuk karakterinin medyanın hakim cinsiyetçi, ayrımcı ve diğer hakim öğelerle yorumlanarak şişirilmiş hali budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-2983400432635658707?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/2983400432635658707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/medyadaki-cizgidslk-okan-bayulgen.html#comment-form' title='30 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2983400432635658707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2983400432635658707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/medyadaki-cizgidslk-okan-bayulgen.html' title='Medyadaki Çizgidışılık: Okan Bayülgen örneği'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-N12G3OcQUiI/TqFLQ81i8cI/AAAAAAAAAc8/-pDLoVlnHNs/s72-c/ekrang.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>30</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-1033357471755593365</id><published>2011-10-18T16:50:00.000+03:00</published><updated>2011-10-18T16:50:18.816+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Dil Çözümlemeleri 03 - Sanal olanın gerçeklik çığlığı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Hy-Qb5tShtI/Tp2Dp_AB5XI/AAAAAAAAAcQ/rOnpBxqGAVY/s1600/neuro.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="312" src="http://3.bp.blogspot.com/-Hy-Qb5tShtI/Tp2Dp_AB5XI/AAAAAAAAAcQ/rOnpBxqGAVY/s320/neuro.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu yazıda iphone ve diğer siber oyuncakların - aşağılama yok ben de hastalıklı bir biçimde kullanan ve yenilerini isteyen bir insanım - yarattığı sanal gerçekliğin kendisinin daha gerçek olduğu konusundaki vurgusundan bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siberuzay (Cyberspace) kelimesi ilk defa William Gibson'un Neuromancer'ında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #3c3c3c; font-family: 'Lucida Grande', 'Lucida Sans Unicode', sans-serif; font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;a consensual hallucination experienced daily by billions of legitimate operators, in every nation, by children being taught mathematical concepts... A graphical representation of data abstracted from the banks of every computer in the human system. Unthinkable complexity. Lines of light ranged in the non-space of the mind, clusters and constellations of data"&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #3c3c3c; font-family: 'Lucida Grande', 'Lucida Sans Unicode', sans-serif; font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;i&gt;çocuklara matematiksel kavramları öğretmek için kullanılan ve&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #3c3c3c; font-family: 'Lucida Grande', 'Lucida Sans Unicode', sans-serif; font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;i&gt;her gün her ulustan milyarlarca kullanıcı tarafından algılanan ortak bir halüsinasyon... insan sistemindeki tüm bilgisayarlarda tutulan verilerin grafiksel bir tasarımlaması. Düşünülemez derecede kamaşık. Zihnin boşluk olmayan uzayında uzanan ışık çizgileri, veri bulutsuları ve takımyıldızları..&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c; font-family: 'Lucida Grande', 'Lucida Sans Unicode', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;şeklinde tanımlanıyor. Aslına bakıldığında bu tanım 1980'lerde beklenen gelecek fikrine de uyan bir şey. Geleceğe Dönüş'te de görebileceğiniz üzere kesinlikle bir kırılma noktası bekleniyordu o zamanlarda. Uçan arabalardan bilincinizi bilgisayarlar üzerinden başka yerlere yollamaya kadar değişen beklentilerde hatta.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;Ancak gelecek tahmin edilenin ötesinde fazla değişmeden şimdiye dönüştü. İnternet'e implantlarla girmek yerine, internet bize implantlarla geldi. Şu anda iPhone'larımız olsun, Androidlerimiz, 3g'lerimiz ve diğer teknolojik aparatlarımız ile Cyberpunk janrı ile hayal edilen hackerlardan daha sağlam bir siberuzay erişimimiz var. Gerçi bu siberuzay kendisini değiştirerek alternatif bir gerçeklik olmak yerine varolan gerçekliği geliştirme (augmented reality) hedefi gütse de.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;Lakin ortada birkaç sorun var. Bu söylediğim destekleme fikri gerçek olsa da bazı özellikleri şizofreni etkileri yarattı kimi insanlarda. İnternet'in bedensiz bir ego oluşturmaya imkan sağlaması, kimi insanların süperegoları ve bedenleri ile engellenen bazı dürtülerini gerçek kılmalarına neden oldu. Normalde ortadirek bir aileye mensup, eli yüzü düzgün gençlerimiz kendilerini süpermodelimsi veya süperzenginimsi veya bu ikisinin karışımı bir yaratım olarak yansıtmaya başladılar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;Neden?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Etkf3PX850U/Tp2DuzZtk5I/AAAAAAAAAcY/zxoP0gyOSoo/s1600/agentsmith.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-Etkf3PX850U/Tp2DuzZtk5I/AAAAAAAAAcY/zxoP0gyOSoo/s320/agentsmith.jpg" width="284" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;Burada iki "neden" sorusu var aslında. Birincisi "neden böyle yaptılar?" sorusu ki kolayca yanıtlandırılabilir bir soru. İnsanoğlunun kendisiyle alakalı tatminsizlik duygusunun kökeninde yeralan varoluş sorununu yokeden bir alandır internet. Fiziksel olarak değil fikirsel olarak varsınızdır (teknik olarak daha doğrudur bu zira sizin bir sitede veya bir programda "yarattığınız" kullanıcı bir veritabanında tutulan veri yığınıdır). Dolayısıyla gerçeklik sizi sınırlamıyorsa ve ideasal düzlemdeyseniz objet petit a olarak kalan bazı ulaşılamazlar sizin için anında ulaşılabilir halde olur. Bu, Neal Stephenson'un Snow Crash adlı romanında da dile getirilen bir şeydir, siberuzayda bir savaşçı prens olup bağlantınızı 3'e 4 bir odadan yapmak da mümkündür. Zira sizin gerçek konumunuz, internetteki yansıttığınız konumu otomatik olarak etkilemez denilmektedir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;Bu o kadar doğru bulduğum bir sav değil. Zira ekonomik sınırlar sadece bankadaki sıfır sayınızla alakalı oluşmazlar, kültürel sınırları da etkilerler. Günümüzün hiperkapitalist dünyasında, ne yazık ki, eğitim parayla eşdeğer bir şeydir. Dolayısıyla sizin idealinizdeki karakter yaratılırken aslında yine de sizin gerçekliğinizden bir şeyler taşıyacaktır denilebilir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;Bir önceki konuya dönersek, bu ideal yaratım eğer bu şekilde kalsaydı herhangi bir sorun olmazdı ancak bazı insanlarda bu durum kendi yarattıkları karakterin gerçek olduğuna inanmak ve kendisinin o olduğunu düşünmek gibi sonuçlara yolaçtı. Bazı durumlarda da internet'in bir parçası olan MMORPG'lerin (world of warcraft, everquest ve diğerlerini kastediyorum ) insan hayatına kastedecek kadar önem kazandığını görüyoruz. Bakımsızlıktan ölen bebekler, karakterin aldığı eşya için karakterin sahibini kaçırmalar, evlilik sorunları, boşanma sebepleri olarak karşımıza çıkıyor. Yani siberuzaydaki gerçeklik algısı, gerçekten daha gerçek olmaya başladı bazı insanlar açısından. Ve gerçek olmayan bir alanın gerçekliği etkilediğini görüyoruz. &amp;nbsp;Ki bu sorunun günümüzde daha da kritik olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar uzunca bir girizgah olsa da bu yazının bahsetmek istediği temel konu da bu aslında: Siberuzayın gerçeklik algısı ile gerçeğin tartışılamaz addedilen (gerçektir çünkü?) gerçek algısının çatışması ve sanal olanın daha gerçek olması hangi durumlarda mümkündür?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://sentientonline.net/wp-content/uploads/2009/09/Cyberpunk-674.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://sentientonline.net/wp-content/uploads/2009/09/Cyberpunk-674.jpg" width="236" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;Sanırım bu mümkünatın en önemli parçası kişinin kaçış isteği olsa gerek. Eğer deneyimlediğiniz gerçeklikten memnun değilseniz, ve onu değiştirecek kudretten yoksunsanız, kaçınma davranışı sergilersiniz ister istemez. Hele ki imkan olarak böyle bir şey sunuluyorsa size bunu yapmamak için gerçeklik algınızın taş kadar sağlam olması gerekir. Ancak insan zihninin hafızaya bir şeyleri kaydederken yaşananları değiştirdiğini düşünürseniz normalde bile o kadar sağlam bir gerçeklik algımızın olmadığını görüyoruz. Hatta konu dışına taşma riskini de alarak psikosomatik olarak hastalanan ve hatta ölen (adam tır kasasının et koyma tarafında kapalı kalıyor ve klima kapalı olmasına rağmen sadece açık olduğuna inandığı için hipotermi belirtilerini göstererek ölüyor) insanlar varolduğunu düşündüğümüzde gerçekliğe olan bağımızın sdaece bizim inandığımız kadar olduğunu görebiliriz rahatça.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;Siberuzayın gerçekliği her alanda etkilemesi de bir başka faktör, masanızdan kalkmadan banka ödemelerinizi yapabilmeniz, ürün alıp evinize kadar getirtebilmeniz, veya ABD'deki bir yazılımcı ile aradaki mesafeyi yokederek anlık iletişime geçebilmeniz bu algıyı sağlayan şeyler. Bunun yanısıra bahsettiğim hiperkapitalist yapı da bu sanal gerçekliğin, gerçeklikle kıyasla daha iyi olduğuna dair mesajlar da taşımaya başlıyor artık.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;Mesela internetten yapılan görüşmelerin "daha güvenli" olduğuna dair bir algı var. Ortada bir görüşme olmadığı gerçeğini görmezden gelirsek güvenli olup olmadığına bakabiliriz sanırım. Zira iki insanın görüşmesi sosyal bir etkinliktir, bir vakum içerisinde oluşmaz. Beraber bir kahve içersiniz, kahve beklerken konuşulan şeylerle kahve içerkenkiler farklıdır ve tüm katılımcılar kendi ortamının dışındadır. Dahası gerçeklikle sınırlanmış haldedirler. Ben size kendimi Arnold Schwarzenegger ile Stephen Hawking'in laboratuvarda birleştirilmiş aşk çocuğu olarak tanıtmış olabilirim yazışırken ama gerçekte ne olduğum benim ne düşündüğümden bağımsız bir şekilde şekillenen bir şeydir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;Sanal gerçekliğin "sanal"lığının tartışmalı olmasının bir diğer sebebi de bu geliştirilmiş gerçekliğe erişimimizin sürekli olması ve herhangi bir eşik aşmamamız. Zihinsel olarak forum ve diğer "sosyalleşme" sitelerinde bu eşik aşılıyor doğru, ama internetin hayatımızda 7-24 olmasını sağlayan ve hiperbağlantılı bireyler olmamızı sağlayan esas şey bizim cebimizde taşıdığımız ve en azından mail kutumuza bağlı olan cep aletlerimiz ve bu bağımlılığı zorunlu kılan hiperkapitalist iş ahlakımız. Nitekim her saat mail gelebilir, ve her an yanıt vermeye hazır olmak zorundayızdır. Zira küreselleşen iş dünyası siz uyurken öğle yemeklerini yiyen insanlarla doludur. Dolayısıyla Cumartesileri de pazartesileşir. Bu bir anlamda protestan iş ahlakının tekrardan ve steroidlenmiş halde doğumudur. Cenneti bu dünyada yapmaya çalışan protestan din adamlarının aksine bizim öyle ulvi bir amacımız yoktur. Aysonu gelip, işimizi görmeye yarayan elektroniklerin borcu, faturalar, ev kirası ve vergileri ödeyerek ilerlemekten ziyade olduğumuz yerde kalmak içindir tüm bu çaba. Tekerleğinde dönen bir hamster gibi ne kadar hızlı koşarsak o kadar aynı yerde kalıyoruz. Ve bu hamster için gösterdiği çaba ile onu başka yerlere "ilerlediği" izlenimini veren sanal bir dünyadan daha çekici ne olabilir?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3c3c3c;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-1033357471755593365?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/1033357471755593365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/dil-cozumlemeleri-03-sanal-olann.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/1033357471755593365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/1033357471755593365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/dil-cozumlemeleri-03-sanal-olann.html' title='Dil Çözümlemeleri 03 - Sanal olanın gerçeklik çığlığı'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Hy-Qb5tShtI/Tp2Dp_AB5XI/AAAAAAAAAcQ/rOnpBxqGAVY/s72-c/neuro.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-4957196419483960425</id><published>2011-10-12T17:27:00.001+03:00</published><updated>2011-10-20T10:15:10.715+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Dil Çözümlemeleri 02 - Politik hayattaki kan davası</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-z-bgp1leXK4/TpWjl-7VLLI/AAAAAAAAAcA/kCf8PtjsnFk/s1600/sa.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="311" src="http://4.bp.blogspot.com/-z-bgp1leXK4/TpWjl-7VLLI/AAAAAAAAAcA/kCf8PtjsnFk/s320/sa.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu kısma başlarken hatırlamanızı istediğim tek şey seçim döneminde yapılan konuşmalar. Demokrasinin ne kadar işe yarar bir sistem olup olmadığı sonu gelmeyecek bir tartışma, zira işin içerisine tahakkümün nasıl uygulandığı ve sonucunda neler olduğu soruları giriyor ve ortada nesnel bir kriter olmadığından ötürü sonu gelmiyor tartışmanın. Dolayısıyla bu konuya girmeden Türk siyasi hayatındaki dikotomik yapıya değinmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu bağlamda değinebileceğimiz ve işin ucunun gittiği yer eğitim onu da belirteyim işin başında. Zira bu aydınlanmacı (Kantçı aydınlanma düşüncesini kastediyorum) ekolün getirdiği bir şeydir "nihilo ex cathedra" düşüncesi: "Bizim anlattığımız herşey doğru, geri kalan herşey pagan saçmalıktır". Bu şekilde yetiştirilen bir çocuğun, yetişkin olduğunda her düşünceye toleranslı olması da &amp;nbsp;beklenemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak hepsi ülkesine hizmet etmek için çabalayan veya öyle görülmek istenen insanların birbirleri hakkında şahsa yönelik (ad &amp;nbsp;hominem) argümanlarla çatışması en başta komik gelse de sonra iyice korkunçlaşmaya başlıyor. Korkunçlaşıyor zira insanları, seçmenleri, ikna etmek için bu yolun seçilmesi ve bu yolun ikna etmesi gibi bir durum var. Seçimin anlamı "en yeterli" insanı değil "en temiz" insanı seçmek olmuş ancak o temiz addedilen, başkasının kirli çamaşırlarını gösteren insanların tam olarak bu eylemiyle kirlendiği gerçeği var. Dahası bu insanlar hasbelkader meclise geldiklerinde, kavga bitmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal şartlar altında belli bir gerginlik beklenir, olması da gerekir. Meclis denilen yer farklı politik düşünceye sahip insanların olduğu bir yer olmasından kaynaklıdır bu. Ancak iş fiziksel şiddete varacak kadar vahimleşiyorsa orada durup bir düşünmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sebebi olarak oradaki her üyenin kendisini ve partisini tamamiyle haklı görüp, geri kalanı "kazayla girmiş" insanlar olarak görmesinin büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Oysa olması gereken şey bunun tam aksi, üyelerin belli sınırlar dahilinde &amp;nbsp;birbiriyle konuşması ve ortak bir karara varması. Ortak, çünkü hepsi ülkenin &amp;nbsp;düşünce yapılarını temsil ediyor olduklarından hepsini tatmin edecek bir sonucun seçmenlerini de tatmin etmesi gerektiği düşünülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-XrgZE5xAU-0/TpWjxjCR1CI/AAAAAAAAAcI/0QVXASuRjtA/s1600/rey.bmp" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="220" src="http://2.bp.blogspot.com/-XrgZE5xAU-0/TpWjxjCR1CI/AAAAAAAAAcI/0QVXASuRjtA/s320/rey.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ancak beklenilen o mu? Sokakta kavga olduğunda oturup izleyen insanlar örneğini verebilirim burada. Zira seçmenin seçtiği aday konusundaki yargısı bir tarafa, politikacı algısı kötü. Hırsız'dan başlayarak ağırlaşan ithamlar var ki kimileri uğruna insanlar birbirlerini öldürüyor. E bu insanlar niye seçiyorlar kendi seçmenlerini, onun daha iyi olduğuna inandıkları savı pek inandırıcı gelmiyor. Kanımca bunun en temel sebebi "Bizden birisi" diyerek seçiyor olmaları. O "Biz", "onlar" ile karşılaştığında ne yapıyorsa seçilen adayın da böyle yapması çok normal. Böyle olunca seçim sırasında sözlü çatışma, meclis sırasında fiziksel çatışmaya dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neden? Neden toplumdaki kesimler arasında bu derece net ve iletişimsizlik ağları ile çevrilmiş duvarlar var? Korku kaynaklı olduğunu düşünmemek elde değil. Zira bu kesimler birbirleri hakkında "kesecekler, öldürecekler, yaptılar yine yaparlar" gibi cümlelerle tanımlama yapıyorlar. "Yobaz","laikçi","solcu","sağcı","allahsız komünist" gibi tanımlamalardan bahsediyorum. Aslında hepsinin birbirini yoketmeden varolması gereken kesimler bunlar. Sonuç olarak toplum içerisinde, bütün toplumlarda, radikal bir biçimde inandığı dini savunan ve hayatın buna göre idame ettirilmesi gerektiğini düşünen insanlar var, bunun aksinin doğru olduğunu düşünenler de var, sosyalist bir toplum ideali ve karşısında olan insanlar da var. Ve bu insanların birbiri ile sosyal hayatta asla ve kat'a şekilde görüşmeyeceklerini düşündüğümüzde bu iletişim köprüleri kurma görevi siyasetçilere düşüyor. Onlar da bu iletişimi yumruk ve tekme ile yapınca iş en baştan başlıyor daha feci bir biçimde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-4957196419483960425?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/4957196419483960425/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/dil-cozumlemeleri-02-politik-hayattaki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/4957196419483960425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/4957196419483960425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/dil-cozumlemeleri-02-politik-hayattaki.html' title='Dil Çözümlemeleri 02 - Politik hayattaki kan davası'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-z-bgp1leXK4/TpWjl-7VLLI/AAAAAAAAAcA/kCf8PtjsnFk/s72-c/sa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-2921582872752046541</id><published>2011-10-12T16:52:00.001+03:00</published><updated>2011-10-20T10:15:20.303+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Dil çözümlemeleri 01 - Medyadaki cinsellik vurgusu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-15P12q2aQzI/TpWbWBqQ1BI/AAAAAAAAAbw/FwD50x0RwSE/s1600/200px-Sigmund_Freud_LIFE.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-15P12q2aQzI/TpWbWBqQ1BI/AAAAAAAAAbw/FwD50x0RwSE/s200/200px-Sigmund_Freud_LIFE.jpg" width="140" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Freud'un bize öğrettiği şeylerden birisi aşırı vurgulanan herhangi bir kavramın onun eksikliğine delalet olduğudur. Bunu sosyokültürel bağlamda ele alıp Türk popüler kültürünü okumaya başladığınızda her taraftan bir çığrıntı geliyor: Hilal Cebeci! Cicişler! Lisede Kız Öğrencilere 1 metre yasağı! Politik düzleme girdiğinizde ise dikotomik söylemlerle karşılaşıyorsunuz: "Biz en haklıyız, karşı taraf asla ve kat'a haklı olamaz" O kadar ki insan, bu insanların ülkeye hizmet etmek için değil de kan davalı ailelerin temsilcileri olarak seçildiklerini düşünecek. Ancak söylemlere bakıldığında barış, tolerans, demokrasi, özgürlük kavramlarının vurgulanmadığı &amp;nbsp; bir politik oluşum yok gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wittgenstein'ı hatırlayalım. Dil bir oyundur, üstünde hepimizin az çok uzlaştığı kuralları olan bir oyun. Az çok diyorum zira dildeki sapmalar, kırılmalar ve farklılıklar da oyunun içerisinde addedilirler. Oyunun dışında olan ifadeler ise tamamiyle anlamsız olan yapılardır: "Ali benek kapı ocak" 'cümlesi' gibi. Herhangi bir şey ifade etmemesine rağmen bunu bile &amp;nbsp;belli bir anlama kalıbına sokmaya çalışırız istemsiz olarak. Zira insanın sosyal bir hayvan olmalığı tam olarak bu istemsiz anlamlandırma güdüsünde yatar, dildeki anlam sosyal olarak kabul edilen kurallardan gelir ve dolayısıyla anlayışımız da bu kurallardan bağımsız işleyen bir yapı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilin kullanımı ve kullanımı sırasında hangi kurallara uyulduğu, sosyal yaşamın nasıl işlediği konusunda bize ipucu verebilen kanıtlar haline gelebilir. Dolayısıyla popüler kültürdeki cinselliğe yönelik aşırı vurgu, popüler siyasette yapılan çeşitli kavramların altının çizilmesi ve popüler medya dahilinde çizilmeye çalışılan insan imgesine baktığımızda incelenen toplumu daha iyi anlamak yönünde ışık tutabilecek kanıtlar sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #222222; font-family: arial, sans-serif; font-size: x-small; line-height: 15px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 class="r" style="display: block; font-size: medium; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-overflow: ellipsis; white-space: nowrap;"&gt;&lt;em style="font-style: normal; font-weight: bold;"&gt;"Cicişler&lt;/em&gt;&amp;nbsp;Panpiş&amp;nbsp;&lt;em style="font-style: normal; font-weight: bold;"&gt;Hilal'i&lt;/em&gt;&amp;nbsp;geride bıraktı..."&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2n_MOjAgnjA/TpWbasPE7WI/AAAAAAAAAb4/VJZvJ9WzUVo/s1600/hilal_cebeci_1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-2n_MOjAgnjA/TpWbasPE7WI/AAAAAAAAAb4/VJZvJ9WzUVo/s320/hilal_cebeci_1.jpg" width="206" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Cinselliğin dil içerisinde kullanımı, yerine göre o söylemin satın alınabilirliğini hem arttıran hem de azaltan bir özellik yaratıyor. Pornografi ile erotizm arasındaki farkı düşünün, pornografik kullanım cinselliğin, ki hepimizin içinde olduğu yaşadığı bir şey bu, alenen ve incelikten yoksun bir biçimde kullanılması iken, erotizm bunun dolaylamalarla veya imalarla gelmesidir diye tanımlandırıyorum. Ki bizim popüler kültürümüz içerisinde cinsel öğelerin kullanımı erotiklikten çok pornografiye yaklaşan bir eğilimi olduğu yadsınamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruya verilebilecek ilk ve en çabuk yanıt "Satıyor!" kelimesidir. Nitekim kendi içinde de haklıdır, cinsellik &amp;nbsp;satan bir şey olmasa porno sektörü diye bir endüstri kolu milyon dolarlar kazanıyor olmazdı. Ancak benim kastım Türk popüler kültür üreteçlerinin bunu sözgelimi 60% kullanırken İngiliz veya Hint kültür üreteçlerinin 20 veya 30 şeklinde kullanmasının nasıl açıklanabileceği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kasıtla &amp;nbsp;bakıldığında ilk verilen yanıt üstünden bir tahlil yapılabileceğini düşünüyorum. Satıyor, çünkü Türk popüler kültür üreteçlerinin hitap ettiği kesim ve kesimlerin cinsellik konusunda bir açlıkları var. Bu konu açıldığında gelen en popüler &amp;nbsp;yanıt "yaşanamıyor" kelimesi ile özetlenebilen tema. Bunun böyle olduğunu düşünmüyorum ben, yaşanıyor ancak kaliteli bir biçimde yaşanmıyor diyebiliyorum açıklama olarak. Kaliteliden kastım insanların cinsel bir birliktelikten veya cinsel bir birlikteliğin olduğu bir beraberlikten beklentilerini tanımlamadan yaşamaya çalışmaları. Bu beklentileri dikkate almadan sadece etraftaki insanlar öyle yapıyor diye veya en çabuk şekilde tatmin edebileceği şekilde yaşandığında ortaya aldatma gibi anormal öğeler veya saman alevi gibi yaşanıp sönen ilişkiler çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla hedef kitle bu konuda tatmin olamadığını düşünürken sanal, sanal olduğu için de ideal, bir cinsellik sunarsanız bu tüketilir. Lacan'ın "objet petit a"'sını sunarsınız ve bunun satmaması mümkün değildir. Popüler kültür üreteci oraya bir video veya resim koyar ve geri kalan yaşantıyı hayal etmeyi öznenin kendisine bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bağlamda Hilal Cebeci'nin son 6-7 ayda yaptığı kendisini fotoğraflama iyi bir örnektir. Bu zamana kadar unutulmayıp hala gündemde olmasının temel sebebi yazının öncesinde bahsettiğim "erotizm/pornografi" ayrımına dikkat edilmesidir aslında. Tam olarak bu ayrımdan ötürü fotoğraflardaki kadın ideal kadın haline gelir. Ulaşılabilir ama erişilemezdir. Ve insan bilinci kendi içinde bu tarz paradoksları taşıyan şeyleri sever.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-2921582872752046541?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/2921582872752046541/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/dil-cozumlemeleri-01-medyadaki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2921582872752046541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2921582872752046541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/10/dil-cozumlemeleri-01-medyadaki.html' title='Dil çözümlemeleri 01 - Medyadaki cinsellik vurgusu'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-15P12q2aQzI/TpWbWBqQ1BI/AAAAAAAAAbw/FwD50x0RwSE/s72-c/200px-Sigmund_Freud_LIFE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-1077626001572839765</id><published>2011-09-10T22:01:00.001+03:00</published><updated>2011-09-10T22:05:25.895+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mala Karşı Suçlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hırsızlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Mala Karşı Suçlar: Hırsızlık: Hırsız Türleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img.tfd.com/wn/59/601CB-larceny.gif" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://img.tfd.com/wn/59/601CB-larceny.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Her yıl yaşanan milyonlarca mala karşı ve hırsızlıkla alakalı suçların büyük çoğunluğu kendilerini bir suçlu olarak tanımlamayan veya kariyer olarak suçlu olmayan insanlar tarafından işlenmektedir. Diğerleri ise becerikli ve uzman suçluların eseridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Uzman Olmayan Hırsızlar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kriminologlar çoğu ekonomik suçun amatör suçlular tarafından işlendiğini düşünmektedir, bu insanların çalma dürtüsü anlık olup eylemleri beceriden yoksun, plansız ve anidir. Her yıl milyonlarca hırsızlık eylemi olmakta ve bunların çoğu polise rapor edilmemektedir. Bu soygunların çoğu kariyer olarak suçu seçmesi pek olası olmayan okul çağındaki gençler tarafından işlenmektedir. Amatör hırsızlara ek olarak milyonlarca erişkin sıklıkla kanunu çiğneyen eylemler yapmaktadır, dükkandan mal çalmaktan, vergi kaçırmaya kadar değişir ancak bu insanlrın temel gelir kaynağı kanunidir ve benlik algıları suçlu değildir. Tüm bunların toplamı hırsızlık suçlarının büyük çoğunluğunu oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıklıkla mala karşı suçlar bir fırsat veya &lt;i&gt;durumsal etki&lt;/i&gt;&amp;nbsp;olduğunda işlenmektedir. Üst sınıfa mensup insanların fiyat sabitleme, rüşvet ve vergi kaçırmak gibi karlı, şirketle alakalı suçlar işlemesinin mümkünatı vardır; alt sınıftakiler ise bu fırsatlara sahip olmadıklarından ötürü sokak suçlarında aşırı temsil edilmektedir. Durumsal fırsatlar kişinin risk almasını arttıran kısa vadeli etkilerdir. Bunlar finansal problemler gibi psikolojik faktörlerin yanısıra arkadaş baskısı gibi sosyal faktörleri de içermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür suçlular suçlarını reddedebilir ve kanun çiğnemelerini karakterlerinin dışında addederler. Örnek verirsek polisin onları kullanırken yakaladığı aracı &lt;i&gt;'&lt;/i&gt;ödünç' almışlardır veya dükkandan aşırdıkları malın parasını ödeyeceklerdir kesinlikle. Ama onların suçlu bir yaşam sürdürmek konusundaki isteksizlikleri cezaların vazgeçirici etkisine en rahat yanıt verecek olan kesim olmalarını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Uzman Hırsızlar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.brscriminallaw.com/images/larceny2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://www.brscriminallaw.com/images/larceny2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Uzman hırsızlar gelirlerinin önemli bir kısmını suçtan sağlayan suçlulardır. Bu insanlar kendilerini, eylemlerinin ani ve bir sefere mahsus şeyler olarak görerek kendilerini kandırmazlar veya eylemlerinin zararını meşru kılacak bahaneler üretmezler. Sonuç olarak uzman hırsızlar kendi mesleklerini canla başla, yaşlı ve tecrübeli suçlulardan en az riskle en fazla paranın kaldırılabileceği teknikleri öğrenerek yaparlar. Her ne kadar sayıca az olsalar da bu tür suçlular topluma en büyük zararı veren ve muhtemelen daha da fazla sosyal zarar veren suçlar işlerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzman hırsızlık yüksek bir beceri derecesiyle parasal kazanç ve finansal fırsatları maksimize ederken yakalanma ihtimalini olabildiğince azaltan şiddet içermeyen suçlu davranışlarından oluşur. En önemli kategorileri sınıflandırılmalarından onyıllarca sonra bile aynı kalmıştır. Cepçilik, hırsızlık, dükkan hırsızlığı, sahtecilik, şantaj, ve dolandırıcılık suçlarını içermektedir temel olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kaynakça:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Larry E. Siegel - Criminology The Core Fourth Edition, Wadsworth, Cengage Learning&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-1077626001572839765?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/1077626001572839765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/mala-kars-suclar-hrszlk-hrsz-turleri.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/1077626001572839765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/1077626001572839765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/mala-kars-suclar-hrszlk-hrsz-turleri.html' title='Mala Karşı Suçlar: Hırsızlık: Hırsız Türleri'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-3733349751646520071</id><published>2011-09-10T13:37:00.001+03:00</published><updated>2011-09-10T22:05:38.642+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mala Karşı Suçlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hırsızlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Mala Karşı Suçlar: Hırsızlık: Hırsızlığın Tarihi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-zLugzn8hWiA/Tms8o8V4ktI/AAAAAAAAAbY/UtBMozj3drY/s1600/VSMThief.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-zLugzn8hWiA/Tms8o8V4ktI/AAAAAAAAAbY/UtBMozj3drY/s1600/VSMThief.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hırsızlık insanların yazılı tarihinde hep olan bir suçtur. 11. yüzyıl Haçlı Seferlerinin köylü ve fakir düşmüş asilzadelere verdiği fikir kendi bölgelerinden geçen &amp;nbsp;hacı ve askerleri yağmalama olmuştur. Zira benzer şekilde haçlı seferlerine katılanlar seyahatleri sırasında ölnerine çıkan herhangi bir kafirin mallarını almak konusunda herhangi bir duraksama yaşamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takvimler 13. yüzyılı gösterdiği sırada, seferlerden dönen asker ve hacılar feodal bölgelerde serf olarak yaşamaktan memnun kalmayıp İngiltere ormanlarında ve kıtasında toplanarak kendi lord veya krallarının olan malları yağmalamaya başlamıştır. 14. yüzyıl geldiğinde bu yolkesiciler ve kapıcıların çoğu profesyonel hırsız haline gelmiş ve büyük miktarlarda büyük ve küçük baş hayvan çalmanın yanısıra etrafa verdikleri zararla korkulur bir güç haline dönüşmüşlerdir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 ve 16. yüzyıl İngilltere ve Fransa arasındaki Yüz Yıl Savaşlarına sahne olmuştur. Her iki tarafta da olan yabancı paralı asker birlikleri kırsal kesimi sömürmüş ve yağmayı kendi maaşlarının olması gereken bir kısmı olarak addetmişlerdir. Şehirler geliştikçe ve malsız şehirli fakir sınıfın oluşmasıyla hırsızlık daha yaygın ve uzmanlaşmış bir hale gelmiştir. 18. yüzyıla geldiğimizde ise üç tür mala karşı suç işleyen insan görürüz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;i&gt;Büyük Şehirlerde Çalışan Hırsızlar&lt;/i&gt;:&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;Bu insanlar daha çok Londra ve Paris gibi büyük şehirlerde çalışmaktaydılar ve aralarında kapkaççılar, sahteciler ve soyguncular vardı. Genel olarak çetelere karargah gibi hizmet eden tavernalarda toplanmaktaydılar. Burada anlaşmalar yapılmakta, suçlar planlanmakta ve çalınan malların satılması sağlanmaktaydı. Hatta Dickens'in Oliver Twist'i bu konuda oldukça güzel bir bakışaçısına sahip bir romandır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;i&gt;Kaçakçılar:&lt;/i&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;Bu insanlar az nüfusa sahip yerlerde özgür bir biçimde geiznmekte ve içki, mücevherat, altın ve baharat gibi malları bir yerden bir yere vergi falan ödemeden taşıyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;ul&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-4BVViMqGTWY/Tms8w8NyLlI/AAAAAAAAAbc/TDewQbkXxKs/s1600/Wild-sm.gif" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-4BVViMqGTWY/Tms8w8NyLlI/AAAAAAAAAbc/TDewQbkXxKs/s320/Wild-sm.gif" width="197" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;li&gt;&lt;i&gt;Soyguncular:&lt;/i&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;Genel olarak köylerde yaşamaktaydılar ve kendi günlük besinlerini ve hayatlarını idame ettirecek parayı topraksahibine ait malları çalarak bulmaktaydılar.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onsekizinci yüzyılda büyük şehirlerdeki profesyonel hırsızlar kendilerini korumak, aktivite sahalarını genişletmek ve çalıntı malların dağıtımını kolaylaştırmak için birleşerek çeteleştiler. Londra'nın belki de en ünlü hırsızı olan Jonathan Wild çalıntı malların alım satımı sürecini mükemmelleştirdi. Asılmasından önce Wild, birçok çeteyi kontrol etmekteydi ve kendi davranış kurallarından sapan hırsızları ciddi bir biçimde cezalandırıyordu. 18 yüzyıl bireysel hırsızlıkların ortak yasa içerisinde tanınmasının başlamasına da şahit olmuştur ve bu kategorilerden en önemlileri halen kullanulmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tarihinden bahsettiğimiiz hırsızlığın modern türlerinin ve günümüzde neler olduğunun da altı ilerleyen postlarda çizilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br class="Apple-interchange-newline" /&gt;Kaynakça:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Larry E. Siegel - Criminology The Core Fourth Edition, Wadsworth, Cengage Learning&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-3733349751646520071?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/3733349751646520071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/mala-kars-suclar-hrszlk-hrszlgn-tarihi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/3733349751646520071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/3733349751646520071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/mala-kars-suclar-hrszlk-hrszlgn-tarihi.html' title='Mala Karşı Suçlar: Hırsızlık: Hırsızlığın Tarihi'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-zLugzn8hWiA/Tms8o8V4ktI/AAAAAAAAAbY/UtBMozj3drY/s72-c/VSMThief.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-9068141567884803822</id><published>2011-09-09T12:19:00.000+03:00</published><updated>2011-09-09T12:19:06.602+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Aykırılar - Howard S. Becker</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif; font-size: 14px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Leon Radzinowicz ve Marvin E. Wolfgang’ın editörlüğünde 1971′de yayınlanan ‘Crime and Justice’ adlı üç ciltlik eserin birinci cildinde bulunan Howard S. Becker’in yazısının çevirisidir.&amp;nbsp;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Tüm sosyal gruplar kurallar koyar ve, bazı zaman ve durumlarda, onları korumaya çalışırlar. Sosyal kurallar durumları ve onlara uygun davranış biçimlerini, bazılarına ‘doğru’ diyerek olumlarken kimilerini ‘yanlış’ diyerek yasaklar, belirler. Bir kural korunduğunda, o kanunu çiğnediği varsayılan kişi,grup tarafından kabul edilen kurallara uygun yaşayacağına güvenilmeyen,&amp;nbsp;özel bir tür kişi olarak görülebilir. Dolayısıyla bir&amp;nbsp;&lt;em&gt;aykırı&lt;/em&gt;&amp;nbsp;olarak kabul edilebilir.&lt;br /&gt;Ama aykırı şeklinde etiketlenen kişinin olay hakkında farklı bir bakışaçısı olabileceği unutulmamalıdır. Yargılandığı kanunu kabul etmeyebilir ve onu yargılayanların yeterli veya yasal olarak onu yargılamaya muktedir olmadığını düşünebilir. Dolayısıyla bu terimin ikinci bir anlamı da ortaya çıkmaktadır: kural çiğneyici, kendisini yargılayanları&amp;nbsp;&lt;em&gt;aykırı&lt;/em&gt;&amp;nbsp;olarak görebilir.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="284" src="http://www.impactlab.net/wp-content/uploads/2008/03/kids-spanking.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="400" /&gt;İlerleyen satırlarda, kural çiğneme ve kural koruma durumları ile bazı insanların kanun çiğneme ve diğerlerinin kanun koruma süreçlerine işaret eden aykırılık teriminin ifade ettiği durum ve süreci açıklamaya çalışacağım.&lt;br /&gt;Açıklamaya başlamadan önce bazı ön tartışmaları yapmanın elzem olduğunu düşünüyorum. Kurallar birçok türde olabilir. Kanun olarak resmi bir biçimde kabul edilmiş kurallar devletin polis gücü tarafından korunurlar. Diğer örneklerde, gerek yeni gerekse eskiden yapılmış, gayriresmi kabulleri görürüz ki bunlar gayriresmi cezalandırma biçimleri ile korunurlar.&lt;br /&gt;Benzer olarak bir kuralın kanun veya gelenek olarak veya sadece konsensussal bir biçimde kabul edilmesine bağlı olarak bu kanunun korunması da özelleşmiş bir kurumun, polis veya etik komitesi, ödevi olabilir veya herkesin, en azından grup içerisinde sayılan herkesin, görevi de olabilir.&lt;br /&gt;Birçok kuralın çiğnenmesi, resmi olanların haricinde, cezalandırılmaz ve benim kastım olan kurallar da bu şekilde korunan kurallar değildir. Mesela mavi kanunlar olarak bilinen, kanun kitaplarında olan ama yüz yıldan beri çiğnenmesi cezalandırılmayan kurallar örnek verilebilir buna(ancak unutulmaması gereken şey böylesi kuralların çeşitli sebeplerle tekrardan kullanılıp tekrardan yürürlüğe girebileceğidir, mesela Missouri’de Pazar günü ticari işletmelerin açık olması ile alakalı kanunlar gibi.). Gayriresmi kurallar korunmamaları halinde ölebilirler. Benim odaklanacağım temel şey grupların gerçekten işleyen ve koruma ile canlı tutulan kurallardır.&lt;br /&gt;Son olarak kişinin ne kadar ‘aykırı’ olduğu örnekten örneğe değişir. Trafik kurallarını çiğneyen veya bir partide fazla sarhoş olan birisini kendimizden çok da farklı görmeyiz ve kuralı çiğneyen kişiye toleranslı davranırız. Diğer taraftan cinayet, tecavüz veya vatana ihanet gibi suçlar, bu suçları işleyen kişiyi tamamiyle dışlamamıza yolaçabilir.&lt;br /&gt;Aynı şekilde bazı kural çiğneyiciler adaletsiz bir biçimde yargılandıklarını&lt;img alt="" class="alignright" height="500" src="http://blastmagazine.com/wp-content/uploads/2010/03/2653030028_f41b38f6ed.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="333" /&gt;düşünmeyebilirler. Trafik kuralını çiğneyen kişi kırdığı kurallara uyar. Alkolikler sıklıkla onları yargılayan insanların onları anlamadıklarını &amp;nbsp;söylerken başka zananlarda kompülsif şekilde içki içmenin kötü olduğunu kabul ederler. Çok aşırı bir örnek olarak bazı aykırı kişiler (homoseksüeller ve uyuşturucu kullanıcıları iyi birer örnektir) neden haklı olduklarını ve onları olumsuz görerek cezalandıran insanların haksız olduğunu açıklayan ideolojiler geliştirir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aykırılığın Tanımları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aykırı – grup kurallarına aykırı davranan kişi – kavramı birçok spekülasyonun, teorinin ve bilimsel çalışmanın merkezine oturmuştur. İnsanların aykırılar hakkında bilmek istediği şey bunu neden yaptıklarıdır. Onların kural çiğneme davranışı nasıl açıklanabilir? Onları yasak şeyleri yapmaya iten şey veya şeyler nedir? Bilimsel araştırmalar bunun yanıdını bulmaya çalışmıştır. Bunu yaparken toplumsal sağduyunun kabulü olan bir önermeyi, sosyal kuralları çiğneyen eylemlerde içkin olarak aykırı bir şeylerin olduğunu, esas almıştır. Aynı zamanda yine toplumsal sağduyunun bir diğer kabulü olan aykırı eylemin, o eylemi yapan kişinin bir özelliğinin o eylemi yapmasının gerekli veya zorunlu kıldığı için yapıldığını da gözönüne almıştır. Bilim adamları ‘aykırı’ etiketini belli eylem veya kişilere uygulandığı zaman nadiren sorgularlar ve genelde bunu önkabul olarak kabul ederler. Böyle yaparak, yargılamayı yapan grubun değerlerini kabul etmiş olurlar.&lt;br /&gt;Kolayca gözlemlenebileceği üzere farklı gruplar farklı şeyleri aykırı olarak görür. Bu fenomen, aykırılık yargısını veren kişinin, yargının verilme sürecinin ve bu yargının verildiği durumun aykırılık fenomeni ile içkin olarak bağlantılı olduğu ihtimaline dikkatimizi çekmelidir. Aykırılık konusunda toplumsal sağduyunun görüşü ve bunu esas alan bilimsel teoriler kuralları çiğneyen eylemlerin içkin olarak aykırı olduğunu kabul eder ve dolayısıyla yargı süreci ve durumlarını elde görerek, önemli bir değişkeni dışarıda bırakırlar. Eğer bilimadamları yargı süreci değişkenini dışarıda bırakırlarsa, bu gözden kaçırma ile geliştirilebilecek teori türlerini ve edinilebilecek anlayış türlerini sınırlamış olurlar.&lt;br /&gt;Demek ki ilk sorunumuz, aykırılığın bir tanımını oluşturmak olmalıdır. Bunu yapmadan önce, bilimadamlarının şimdi kullandığı birkaç tanıma bakalım ve eğer onları dışarlıklılar konusunu incelerken çıkış noktası alırsak nelerin dışarıda kaldığını inceleyelim.&lt;br /&gt;Aykırılığın en basit tanımı temelde istatistikidir, buna göre aykırı ortalamanın çok dışarısında kalan herşeydir. Bir istatistikçi bir tarım deneyinin sonuçlarını incelerken diğerlerinden çok uzun veya çok kısa bir mısırı ortalamadan sapan örnekler olarak tanımlar. Benzer şekilde en genelden farkeden herşeyi sapkınlık olarak tanımlayabiliriz. Bu tanıma göre solak olmak veya kızıl saçlı olmak sapkınlıktır zira çoğunluk sağlak ve kahverengi saçlıdır.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="393" src="http://sydney.edu.au/arts/publications/philament/images/issue%205/Fig.2(b)_deviant%20subject.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="600" /&gt;İfade edildiği üzere, istatistiki görüş çok basit ve tırıvırı görünmektedir. Ancak bu tanım aykırılığın doğası üstüne yapılan tartışmalarda ortaya çıkan değer sorunlarına değinmeden işi basitleştirir. Herhangi bir olayı değerlendirirken, kişinin yapması gereken şey incelenen davranışın ortalamadan ne kadar saptığını bulmaktır. Ama bu çok basit bir çözümdür. Böylesi bir tanımı esas alarak işe başlarsak elimizde çok karışık bir sonuç olur – çok şişman veya ince insanlar, katiller, kızıl saçlılar, homoseksüeller ve trafik suçluları hepsi bir değerlendirilir. Bu karışım aykırı olarak görülenler yanında hiç bir kanunu çiğnemeyen kişileri de içermektedir. Aykırılığın istatistiki tanımı, kısaca, bu konuda yapılacak bilimsel bir çalışmanın temeli olamaz.&lt;br /&gt;Aykırılığın daha az basit ama daha yaygın bir tanımı bunu temelde patolojik bir şey olarak, bir ‘hastalığın’ varlığını ortaya çıkartan bir şey olarak görür. Bu tanım tıbbi bir benzetimin üstünde yatmaktadır. İnsan organizması, etkin çalışıoyrken ve herhangi bir rahatsızlık hissetmiyorken, ‘sağlıklı’ olarak kabul edilir. Böyle olmadığı zamanlarda ise bir hastalık mevcuttur. Dengesi bozulan organ veya işlev patolojik olarak görülür. Organizmanın sağlıklı hali konusunda pek tartışma yoktur doğal olarak. Ancak bu kabul patoloji kavramını aykırı olarak görülen davranış biçimlerine uygulanmaya çalışıldığında tartışmalar da patlak verir. Çünkü insanlar sağlıklı davranışın ne olduğu konusunda ortak bir kabule varmamışlardır. Psikiyatrlar gibi seçilmiş ve az sayıda bir grubu tatmin edecek bir tanım bulmak çok zorken; insanların sağlıklı organizma kadar rahat ve tartışmasız kabul edebilecekleri bir tanım bulmak imkansızdır.&lt;br /&gt;Bazen insanlar bu benzetimi daha katı olarak alırlar, zira bu insanlar aykırılığı akıl hastalığının bir sonucu olarak görmektedir. Bir homoseksüelin veya uyuşturucu kullanıcısının davranışı, nasıl yaraların geç iyileşmesi şeker hastalığının bir belirtisi ise, bir akıl hastalığının belirtisi olarak görülür. Ama akıl hastalığı, sadece bir metafor olarak fiziksel hastalığı andırır bu tanımda:&lt;br /&gt;“Frengi, tüberküloz, tifo, karsinoma ve kırıklar gibi şeylerle başlayarak ‘hastalık’ sınıfını yarattık. Başlarda bu sınıfın kapsadığı birkaç şey vardı ve bunların hepsinin ortak özelliği fizyo-kimyasal bir makina olan insan vücudunda bozuk yapı veya işlevlerden kaynaklı olmalarıydı. Zaman geçtikçe bu sınıfa daha fazla öğe eklendi. Ancak bu eklenimin sebebi onların yeni keşfedilen bedeni bozukluklar olmalarından değildi. Bu kriter yerine engellilik ve acı çekme kriterleri alınmıştı. Dolayısıyla, yavaş da olsa, histeri, hastalık hastalığı, obsesif-kompülsiv nevrozlar ve depresyon da hastalık kategorisinin içerisine girdi. Sonra daha hızlı bir biçimde doktorlar ve özellikle psikiyatrlar ‘hastalık’ (ki burada kasıt ‘akıl hastalığı’dır) norm farketmeksizin çalışmamazlık gördükleri her şeye hastalık demeye başladılar. Dolayısıyla agorafobi de bir hastalık oldu zira kişiler açık alandan korkmamalıdırlar. Aynı şekilde heteroseksüellik sosyal bir norm olduğu için homoseksüellik de bir hastalık oldu. Boşanma, evliliğin başarısızlığı, çalışmamazlığı olduğu için bir hastalık olarak görüldü. Suç, sanat, sosyal olaylara katılım veya böylesi olaylara katılmayış – tüm bunlar ve daha fazlası akıl hastalığının işareti olarak addedildi.” (Szasz, 1961)&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="389" src="http://fastcache.gawkerassets.com/assets/images/39/2008/02/maggieg22808.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="250" /&gt;Tıbbi metafor, en az istatistiki görüş kadar bizi sınırlamakta görülebileceği üzere. Neyin aykırı olduğu konusunda bir yargı yapmakta ve analoji ile bunun kaynaığnı bireyin içerisinde göstermekte ve dolayısıyla bizi yargının kendisinin fenomenin önemli bir parçası olarak görmekten alıkoymakta.&lt;br /&gt;Bazı sosyologların kullandığı aykırılık modelinin temelinde tıbbi sağlık ve hastalık kavramları vardır. Topluma, veya toplumun bir parçasına, bakar ve onun içerisinde, kararlılığını bozacak ve dolayısıyla hayatta kalma şansını azaltacak süreçlerin olup olmadığını araştırırlar. Böylesi süreçlere aykırı der ve onları sosyal düzensizliğin semptomları olarak görürler. Toplum içerisinde kararlılığı destekleyen (ve dolayısıyla ‘işlevsel’ olan) özelliklerle kararlılığını bozan (ve ‘disfonksiyonel’ olan) özellikler arasında ayrım yaparlar. Böylesi bir görüşün o toplumun içinde yaşayan insanların bile farketmemiş olabileceği sorun bölgelerini belirtmek açısından büyük faydası olur.&lt;br /&gt;Ancak bir toplum içerisinde neyin işlevsel neyin olmadığını belirtmek teoride kolay görünse de pratikte oldukça zordur. Bir grubun amacının veya hedefinin ne olduğu ve dolayısıyla bu amacı veya hedefi gerçekleştirmeye neyin yardım edip neyin zarar vereceğini belirlemek sıklıkla politik bir sorudur. Grup içerisindeki farklı gruplar kabul edilen görüşe karşı çıkabilir ve kendi gruplarının tanımının kabul edilmesi için hareket edebilirler. Dolayısıyla grubun veya organizasyonun işlevi politik çatışmayla belirlenen bir şeydir, organizasyonun doğasından zorunlu olarak ortaya çıkmaz. Eğer bu doğruysa, benzer bir biçimde hangi kuralların çiğnenmesinin cezalandırılacağı, hangi davranışların aykırı görüleceği ve hangi kişilerin aykırı olarak etiketleneceği de politik bir sorun olarak kabul edilmelidir. Aykırılığın işlevsel olarak ele alınışı, fenomenin politik bağlamını görmezden gelerek, anlayışımızı sınırlandırmaktadır.&lt;br /&gt;Başka bir sosyolojik görüş ise daha göreceli bir yaklaşımı esas alır. Aykırılığı grup kurallarına uymamazlık olarak görür. Bir grubun, üyelerine koyduğu yasakları tasvir ettiğimizde daha kesin olarka bir kişinin bu kuralları ihlal edip etmediği ve dolayısıyla aykırı olup olmadığını da söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;Bu görüş benim görüşüme oldukça yakındır ancak davranışları yargılarken hangi kuralların ölçek olarak kullanılacağı sorusu vardır. Toplum içerisinde kendi kurallarına sahip birçok grup ve birden fazla gruba üye birçok insan vardır. Kişi sadece bir grubun kurallarına uymakla, başka bir grubun kurallarını çiğniyor olabilir. Bu şahıs, aykırı mıdır, değil midir? Bu tanımın savunucuları şu veya bu grubun kuralları gözönüne alındığında belirsizlik çıktığını ancak genel olarak toplum içerisinde herkesin kabul ettiği bazı kurallar olduğunu ve bu kuralları esas alırsak herhangi bir sorun çıkmayacağını söyleyebilirler. Bu, empirik araştırma ile yanıdı bulunacak bir sorudur. Ben bu kadar çok ortak kabl alanı olduğunu sanmıyorum ve hem belirli hem de belirsiz durumlarda kullanılabilecek bir tanım bulmamızın daha iyi olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-9068141567884803822?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/9068141567884803822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/aykrlar-howard-s-becker.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/9068141567884803822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/9068141567884803822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/aykrlar-howard-s-becker.html' title='Aykırılar - Howard S. Becker'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-2263505430196593251</id><published>2011-09-09T12:18:00.003+03:00</published><updated>2011-09-09T12:18:42.064+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Politik Şiddet ve Terörizm</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif; font-size: 14px; line-height: 18px;"&gt;Kişilerarası şiddete ek olarak, kriminologlar politik temelli şiddet eylemlerinin doğası ve kapsamıyla da ilgilenmektedir. Politik amaçları gerçekleştirmek adına şiddet eylemleri uygulayan insanlar dört kategoriye ayrılabilirler:&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="195" src="http://www.uncoverage.net/wp-content/uploads/2010/01/taliban2PT11.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="245" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;1 – Teröristler:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Terörizm (latince “korkutmak” anlamına gelen Terrere fiilinden türemiştir) şiddeti değişimi tetiklemek için bir mekanizma olarak kullanır. Teröristler bireyleri, grupları, toplumları veya devletleri korkutmak veya teröristlerin politik isteklerini kabul etmeleri için sistematik olarak cinayet işler veya şiddet tehdidinde bulunurlar. Teröristlerin büyük ordu ve ciddi silahları olmadığı için hile, gizlilik ve vur kaç taktiklerini kullanmaları onlara psikolojik bir avantaj verir ve bu sayede rakiplerinin fiziksel üstünlüğünü nötrleştirirler.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;2 – Gerillalar:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Gerilla kelimesi ilk olarak Napolyon 1808′de İber yarımadasını ele geçirmeye çalışınca orduya karşı koyan İspanyol gerilla savaşçıları tarafından kullanılmıştır, kelimenin anlamı küçük savaş demektir. Gerillalar tipik olarak kırsal kesimlerde bulunurlar ve polis, asker ve devlet hedeflerine saldırarak varolan hükümeti düşürmek veya başkasıyla yer değiştirme amacı güderler. Gerilla organizasyonları konvansiyonel bir askeri güç olacak şekilde büyüyebilir. Bunun yanısıra küçük gruplar halinde şehir bölgelerine de sızabilirler.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;3 – Direniş Savaşçıları:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Irak savaşı sırasında Amerikan etkisine karşı olan güçleri tanımlamak için direniş savaşçıları terimi kullanılmaya başlandı. Bir direnişin tipik amacı varolan devletle mücadele ederek bölgelerinin bir kısmından veya bütününden kontrolü ele geçirmek veya politik gücünü paylaşmak konusunda onu zorlamaktır. Direniş savaçıları tipik olarak tamamiyle rastlantısal ve kurban ayırmayan düzenli bir aşırı şiddet eylemleri planlarını yapan gizli gruplar halinde bölünürler, bu eylemlerde devlet görevlileri kadar, masum insanlar da kurbandır.&lt;br /&gt;Direniş savaşçılarının şiddet eylemleri destek kazanmak ve davalarına yeni takipçi kazanmak amacı güder ve bunun yanında devletin direnme gücünü de yoketmeyi de içerir. Eğer devletin tepki vermediği düşünülürse yeni destekçiler toplamak daha kolaydır. Direniş savaşçıları popüler bir hareket olabilir ve başka devletlerden, kendi devletleri üstünde baskı kurması için destek isteyebilir. Bir terör örgütü, mesela, nüfusun büyük çoğunluğundan ne aktif desteğe ne de sempatiye ihtiyaç duyar.&lt;img alt="" class="alignright" height="328" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/05/2305terrorism_wideweb__470x328252c0.jpg?w=470&amp;amp;h=328" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="470" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;4 – Devrimciler:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bir devrim (Latince revolutio (dönen) ve revolvere (dönmek, geri dönmek) kelimelerinden gelir) ulusal güçlerle ülkenin üstünde kontrole sahip bağımsız bir gücün arasında veya varolan devlet ile ideoloji ve tahakküm konularında yapılan bir iç savaş olarak görülür genellikle. Tarihsel olarak Amerikan Devrimi ulusal devrimcilerle emperyal denizaşırı bir devlet arasındaki çatışmanın bir örneği olarak görülebilir. İdeolojik devrimlere klasik örnekler olarak Fransız devrimi, orta sınıf ile şehirlerdeki fakir sınıfı aristokrasiye karşı birleştirmiştir, 1917 Rus devrimi, burada da çar yönetimi bolşevikler tarafından devrilmiştir, verilebilir. Günümüzde olan ideolojik devrimlere örnek olarak Çin, Küba, Nikaragua ve Şili verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Modern Terörizm Biçimleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar politik amaçlı şiddet devrimcileri, direnişçileri ve gerillaları içerse de kriminologların temel olarak dikkatini çeken teröristler ve terörizm konusudur.&lt;br /&gt;Terörist eylemler binlerce yıldır olan şeylerdir. Zealotlar (Yahudi savaşçı grupları) Filistin, Roma işgali altındayken aktifti. Zealotların bir alt grubu olan Sciari (bıçaklı adamlar) Romalılara ve sempatizanlarına suikast düzenlerken uzun kıvrımlı bıçaklar kullandıkları için bu adı taşımaktaydılar. Müslüman Suikastçi Birliği İran, Suriye ve Filistin’de 1090′dan 1272′ye kadar aktifti ve çok sayıda insanı katlettiler. Ancak “terörist” kelimesinin popüler olduğu ilk zamana baktığımızda bunun Fransız Devrimi sırasında Korku dönemi (Reign of Terror)’ne atıfta bulunarak devrimci hükümetin rakiplerine karşı kullandığı zamanlar olduğunu görüyoruz. Korku dönemi, devrim karşıtı bulunan insanları öldürmek için giyotinin özgürce kullanıldığı zamanlardı.&lt;br /&gt;Günümüzde “terörizm” kelimesi çok sayıda ve farklı davranış ve amaçları içermektedir. Bunlardan sık karşılaşılanlarına değineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="300" src="http://static.howstuffworks.com/gif/terrorism-5.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="400" /&gt;Devrimci Teröristler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Devrimci teröristler iktidar sahipleri ve destekçilerini korkutmak ve varolan yönetimi onlar açısından kabul edilebilir politik veya dini görüşlere sahip başka bir yönetimle değiştirmek için şiddet kullanmaktadırlar. Adam kaçırma, suikast ve bombalama gibi terör eylemleri kendilerini korumaya çalışan devletlerden savunma tepkisi çekme amacı güderler. Bu tepkiler devrimcilere, medyayı da becerikli bir biçimde kullanarak, devletin insanlık dışı yapısını ortaya çıkartma fırsatı verir. Devletin sert tepkilerinin arkasında yatan gerçek sebep terörizm karşıtı eylemlerin etkilerinin toplum tarafından nasıl hissedildiğine bağlı olarak ortadan kaybolabilir. Mesela 2002 Ekiminde Endonezya adalarından Bali’de bir gece klübünde güçlü bir bomba patlayarak 180 yabancı turisti öldürdü. Saldırının ardından Endonezya hükümeti saldırının Jemaah Islamiyah adında köktendinci İslami bir grubun işi olduğunu duyurdu, ki bu örgüt El Kaide ile birlikte anılan bir gruptu. Jemaah Islamiyah yabancı turistlerin gelmesini engelleyerek ülkenin ekonomisini çökertmek ve bu sayede devleti ele geçirip Endonezya ve komşusu Malezya’da bir İslam devleti kurma amacı gütmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Politik Teröristler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Politik terörizm, teröristlerin politik ideolojilerine karşı veya teröristlerin “dışarlıklı” olarak yokedilmesi gerektiğini düşündükleri insan veya gruplara yöneltilmiştir. Politik teröristler varolan devletin yerine başka bir devlet geçirmek yerine varolan hükümetin kendi fikirlerini kabul etmesi yönünde şekillendirme amacı da güdebilirler.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignright" height="300" src="http://www.bestinsuranceguide.net/wp-content/uploads/2010/09/terrorism-268x300.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="268" /&gt;ABD’li politik teröristler genellikle beyaz ırkın üstünlüğü, vergiye karşı militan bir biçimde direnme ve dini revizyon temaları etrafında toplanmış ağır silahlı gruplar olmaktadırlar. Tarih boyunca verilebilecek örnekler arasında Aryan Kilisesi, Aryan Ulusları, Yeni düzen ve Ku Klux Klan gibi örgütler sayılabilir. Her ne kadar bu grupların devleti yıkabilmesi zor olsa da politik terörizmi karakterize eden bireysel terör olayları ne kontrol edilebilir ne de önceden bilinebilir. 19 Nisan 1999′da Oklahoma bombalamasında 168 kişi ölmüştür ve bu olay ABD tarihindeki en ciddi politik terörizm eylemidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ulusçu Teröristler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ulusçu terörizm çoğunluk içerisinde ezildiğini ve kendi bağımsız vatanını edinmeye çalışan azınlık bir etnik veya dini grubun çıkarlarına hizmet eder.&lt;br /&gt;Çin’de Xinjiang bölgesinin kuzeybatı kesiminde bağımsız bir devlet için çatışan ayrılıkçı gruplar bastırılmaya çalışılmaktadır. Asiler bölgenin Uygur’larından gelmektedirler ve bu insanlar Sufi İslama inanmakta, Türkçe bir dil konuşmakta ve Doğu Türkistan adında Müslüman bir devlet kurmak istemektedirler. Geçtiğimiz onyılda Uygur ayrılıkçları gösteriler, bombalamalar ve politik suikastler düzenlemişlerdir. Bölge 1990′dan bu yana 200′den daha fazla saldırıya maruz kalmış ve sonucunda 150 insan ölmüştür. Keza Rusya’da, Çeçen teröristler özgür bir Çeçenistan yaratma amacıyla Rus devleti ile savaşmaktadırlar. Ve İspanya’da ETA (Euskadi Ta Askatasuna (Bask Anavatanı ve Özgürlük anlamına gelir)) içinde bombalamalar ve suikastlerin de olduğu terör taktiklerini kullanarak bağımsız bir Bask devletini İspanya’nın kuzeyi ile Fransa’nın güneybatısı arasında kurmak istemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dava temelli Teröristler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bazı teröristler belli bir sosyal veya dini amaç gütmekte ve şiddet kullanarak bayrakları altına yeni takipçiler çekmek istemektedirler. Kendi ülkeleri olması veya varolan devleti çökertmekten ziyade kendi sosyal ve dini davranış kurallarını diğerleri üstünde empoze etmek istemektedirler. 11 Eylül saldırıları buna bir örnek olarak gösterilebilir. Benzer biçimde kürtaj karşıtı gruplar, kürtaj kliniklerinde gösteri yapmanın yanısıra müşterilere saldıran, klinikleri bombalayan ve kürtaj yapan doktorları öldüren üyelere de sahiptir. Mesela geç dönem kürtajlar yapan Dr. George Tiller, ironik bir biçimde kendilerinin “hayat destekçisi” olduğunu savunan bir grup tarafından öldürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="500" src="http://www.fbi.gov/stats-services/publications/terror/image/Terrorism7.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="336" /&gt;Çevreci Teröristleri:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son yirmi yılda 1500′den daha fazla terör eylemi çevreci gruplar tarafından yapılmıştır. Radikal çevreciler şiddeti, hayvanlara veya doğaya zarar verdiğini düşündükleri insanları yavaşlatmak veya ortadan kaldırmak için kullanırlar. Hayvan deneylerinin yapıldığı laboratuvarları yakmak ve ağaç kesimini önlemek için ağaçlara demirden kazıklar saplamak gibi eylemler yapmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devlet destekli teröristler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ölüm takımları ve devlet güçlerinin politik rakiplerin yokedilmesi için kullanılması Latin Amerika politik terörizmi ile alakalandırılan bir şeydir sıklıkla. Politik sebeplerle hapse giren insanlar 100′den fazla ülkede işkenceye maruz kalmakta; 20′den fazla ülkede insanlar hapishanelerden kaybolmakta veya gizlice hapis altında tutulmakta ve devlet tarafından desteklenmiş ölüm takımlarının olduğu 35 ülke bulunmaktadır. Şiddetin bir kontrol mekanizması olarak kullanıldığı ülkeler arasında Brezilya, Kolombiya, Guatemala, Honduras, Peru, Irak ve Sudan bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Suç örgütü Teröristleri:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz onyılda organize suç eylemleri dünya çapında terör örgütleri için büyük bir gelir kaynağı olmuştur. Suç ve terör grupları birbirlerinden birşeyler öğrenerek birbirlerinin başarı ve yenilgilerine ayak uydurmaktadırlar. Bazı gruplar organize suç örgütleri ile karşılıklı fayda sağlamak adına ortaklık kurarlar. Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri aralarında Meksika uyuşturucu kaçakçılarının da olduğu Kolombiya dışarısındaki suç grupları ile ortaklık kurarak Meksika’ya kokain yollayıp karşılığında silah almaktadırlar.&lt;br /&gt;Terör uzmanı Chris Dishman’a göre bu kanundışı aktivitelerin getirdiği kar fazla olduğunda terör grubu orjinal amacından saparak tamamiyle bu alana yönelebilir. Bazı örneklerde ise politik desteğe ve geniş kaynağa sahip terör örgütü ile kar amaçlı organize suç örgütü arasındaki çizgi silikleşebilir. Politik güdümlenmiş gibi görünen bir eylem, fidye için bir devlet görevlisinin kaçırılması gibi, kar amaçlı bir suç olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-2263505430196593251?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/2263505430196593251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/politik-siddet-ve-terorizm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2263505430196593251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2263505430196593251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/politik-siddet-ve-terorizm.html' title='Politik Şiddet ve Terörizm'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-5696448334136831813</id><published>2011-09-09T12:18:00.000+03:00</published><updated>2011-09-09T12:18:02.268+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Suçlu Profilleri: Beden Hırsızlarının İstilası</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif; font-size: 14px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="post-author" style="color: #949494; font-size: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="296" src="http://assets.nydailynews.com/img/2008/01/16/amd_mastromarino.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Mastromarino" width="240" /&gt;Kasım 2004, New York Polisi, Daniel George ve Oğlu Cenaze Evi’nde olan ve ilk bakışta rutin bir iş anlaşmazlığı gibi görünen bir olayı incelemek için gelir. Ama etrafı incelediklerinde, ameliyathane gibi düzenlenmiş bir oda ile karşılaşırlar. Aynı zamanda cesetlerden insan dokusu satın alan firmalara gönderilen kargolara ait fişler bulurlar. Departmanın büyük olayları çözmek için görevlendirilen takımı çağrılır ve eskiden Manhattan’da bir dişçi olan Michael Mastromarino ve ortağı üç kişinin mezarları soyarak binden daha fazla cesetten kemik ve dokuları çalıp tıbbi firmalara satarak milyon dolarlık &amp;nbsp;kâr etmiş bir işin içerisinde oldukları ortaya çıkar. Bu adamlar vücut parçalarını ABD içerisinde hastanelere doku tedarik eden yasal şirketlere satmaktadırlar. Florida, Nebraska ve Teksas gibi uzak eyaletlerde yaşayan yüzlerce insan çalınmış bedenlerden alınan doku ve kemikleri taşımaktadır! Bu dokular kalp kapakçığı değişimi gibi ameliyatlarda, diş implantlarında ve deri graftlarında kullanılmaktadır. Olay ortaya çıktıktan sonra kurbanlar, hastanelere giderek doku testi yaptırmışlar ve hastalık taşıyıp taşımadıklarını inceletmişlerdir. Bazıları kamu davası açmış ve Mastromarino mezarlık soygunculuğu, vücut hırsızlığı, sahtecilik, dolandırıcılık ve kara para aklamadan tutuklanmıştır.&lt;br /&gt;Mastromarino 2000 senesinde dişçilikten bir ağrı kesici olan Demerol’e bağımlılığı yüzünden atılmıştır. Beden toplayıcısı olarak yeni bir hayata adım atmış ve FDA tarafından kayıt altında olan ve tamamiyle yasal görünen Biomedikal Doku Hizmetleri adında bir şirket açmıştır. Ancak dokuların toplanmasında kullandığı bedenlerin çoğu Joseph Nicelli’den, New York, New Jersey &amp;nbsp;ve Philedelphia’daki birçok cenaze evi tarafından, cesetlerin mumyalanması için kiralanan birisidir, gelmektedir. Tek bir cesedin bütün parçaları ile 7000 dolar kazandırmakta olduğu düşünüldüğünde bu mumyacının ve bağımlı bu doktorun neden bu suçu işlediğini anlamak zor olmaz. Nicelli,bedenleri sağlamanın yanısıra &amp;nbsp;Mastromarino’ya cesetleri ameliyathane gibi kurulan odaya taşımakta yardım etmiştir. Suçlarını gizlemek için Mastromarino çalınan kemiklerin yerine su boruları koymuş ve çalınan organ ve dokuların yarattığı boşluğu şişirmek için kullanılmış eldiven ve önlükleri tıkıştırmıştır.&lt;br /&gt;19 Mart 2008′de Mastromarino kurumsal yozlaşma (corruption) ve beden çalma suçlarını kabul etmiştir. Aynı zamanda&lt;img alt="" class="alignright" height="263" src="http://www.nydailynews.com/img/2008/06/28/amd_dayna-ryan.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Dayna Ryan" width="240" /&gt;&amp;nbsp;kanserli, hepatitli veya HIV taşıyan dokuları sattığını &amp;nbsp;ve sahte dökümanlarla bunların üstünü örttüğünü de kabul etmiştir. 900′den daha fazla kurban ona dava açmıştır ve görevli savcıların eldeki kanıtlarla inandıkları şey binlerce hastanın bedenlerinde bozuk kan, kemik veya doku örneklerini taşıdığıdır. 27 Haziran 2008′deki karar duruşmasında kurbanlarından birisi olan Dayna Ryan, ki kendisi kemik transplantı sonrasında hepatite yakalanmıştır, söz alarak mahkemeye&lt;em&gt;‘&lt;/em&gt;Mastromarino’nun kâr uğruna yaptığı hastalıklı, iğrenç ve mide bulandırıcı eylemleri ailemi geri dönülemeyecek bir biçimde yoketti’ demiştir. Davanın sonucunda eski dişhekimi 54 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.&lt;br /&gt;Burada mala karşı suçların değişik olabilecek doğasını görmekteyiz. Nitekim hırsızlığın gerçekleşmesi için kurbanın canlı olmasına gerek yoktur. İlerleyen günlerde mala karşı işlenen suçları inceleyeceğiz, bu örneğin iyi bir giriş olduğunu düşündüğüm için koydum.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynakça:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Scott Shifrel, “Body-Snatch Ringleader Michael Mas- tromarino Gets 18–54 Years,” New York Daily News, June 27, 2008, www.nydailynews.com/news/ny_crime/2008/06/27/2008–06–27_ bodysnatch_ringleader_michael_mastromari.html; Michael Powell and David Segal, “In New York, a Grisly Traffic in Body Parts, Illegal Sales Worry Dead’s Kin, Tissue Recipients,” Washington Post, January 28, 2006, p. A03; William Sherman, “Clients Flee Biz Eyed in Ghoul Probe,” New York Daily News, October 13, 2005.&lt;br /&gt;&lt;div class="sharedaddy sd-sharing-enabled" style="border-bottom-left-radius: 0px 0px !important; border-bottom-right-radius: 0px 0px !important; border-top-left-radius: 0px 0px !important; border-top-right-radius: 0px 0px !important; clear: both; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 12px; zoom: 1;"&gt;&lt;div class="robots-nocontent sd-block sd-social sd-social-icon sd-sharing" style="border-bottom-left-radius: 0px 0px !important; border-bottom-right-radius: 0px 0px !important; border-top-color: rgba(0, 0, 0, 0.128906); border-top-left-radius: 0px 0px !important; border-top-right-radius: 0px 0px !important; border-top-style: solid; border-top-width: 1px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 10px; width: 490px; zoom: 1;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-5696448334136831813?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/5696448334136831813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/suclu-profilleri-beden-hrszlarnn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/5696448334136831813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/5696448334136831813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/suclu-profilleri-beden-hrszlarnn.html' title='Suçlu Profilleri: Beden Hırsızlarının İstilası'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-1153971941794408837</id><published>2011-09-09T12:13:00.000+03:00</published><updated>2011-09-09T12:13:07.332+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Das Experiment (Zimbardo Deneyi)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="post-author" style="color: #949494; font-size: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;em&gt;Prof. Dr. Ali Dönmez’in Eğer Hitler İsteseydi… (Sosyal Psikoloji Yazıları) [Ankara: Gündoğan Yayınları, 1994]&amp;nbsp;kitabından 29.-43. sayfaları alınmıştır. Bu yazının konma sebebi hapishane örgütlenmeleri dinamiğinin iki ayrılmaz parçası olan gardiyan-mahkum diyalektiğinin tahakkümsel boyutlarını irdeleyen bir deney olmasından ötürüdür.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="191" src="http://www.socialeast.org/Images/seminar7/The%20Lives%20of%20Others.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="255" /&gt;Tutukevi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;‘Kaliforniya’nın Palo Alto kasabasında bir yaz sabahının sessizliği, üniversite öğrencilerini toplu yakalama amacıyla kenti tarayan polis arabalarının birinin acı sireniyle yırtıldı. Her sanık ağır bir suçla suçlanarak anayasal hakları konusunda uyarıldı, kolları ve bacakları ayrılmış bir biçimde polis arabasına yaslandırıldı, kelepçelendi ve tutuklanmak üzere polis arabasına atılarak karakola götürüldü.&lt;br /&gt;Parmak izi alındıktan ve merkezi bilgi dosyasına konulmak üzere kimlik formları hazırlanıp doldurulduktan sonra, her tutuklu, kendini böyle bir belanın içinde bulması için ne yapmış olabileceğini düşünmek üzere bir tutuk odasında yalnız başına bırakıldı. Bir süre sonra, gözleri bağlanarak ‘Stanford İli Tutukevine’ götürüldü. Burada bir tutuklu olmanın süreci başladı. Çırılçıplak soyuldu, inceden inceye arandı, bite pireye karşı ilaçlandı ve kendisine bir üniforma, yatak sabun ve havlu verildi. ‘&lt;br /&gt;Koğuş yöneticisinin onlara 16 adet kuralı okumasından sonra bu taze suçlular çılgın bir sessizlik içerisinde oturmuş yaşamlarını böyle kesin bir biçimde değiştiren olaylara bir anlam vermeye çalışıyorlardı. Tabii bunların hepsi bir deneyin parçasıydı.&lt;br /&gt;Herşey Zimbardo ve araştırma ekibinin tutukevi yaşantısını konu alan bir deneye katılarak günde 15 dolar almak isteyen denekler var mı ilanını gazeteye vermesiyle başlıyor. Bu ilana başvuranlar arasından kişilik testlerinde ve klinik görüşmelerinde ‘normal-ortalama’ sonucu alan insanlardan oluşturulan homojen iki grup oluşturuluyor, 10 mahkum, 11 gardiyan. &amp;nbsp;Tutukevi ise Stanford Üniversitesi Psikoloji binasının bodrum katında oluşturuldu. Böyle bir şey yapılmasının sebebi gerçek tutukevi sistemlerinin sır küpüne benzemesidir, yansız gözlemlere kapalıdırlar ve dolayısıyla halihazırda tutukevi yönetiminin bir parçası olmayan birisi tarafından çözümlenemezler. İkincisi de gerçek bir tutukevinde her bireyin tutukevine getirdikleri ile tutukevinin onda yarattığı değişimleri birbirinden ayırmak olanaksızdır.&lt;img alt="" class="alignright" height="442" src="http://www.independent.co.uk/multimedia/archive/00018/zimbardo_wintermeyer_18030t.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="294" /&gt;&lt;br /&gt;‘Gerçek’ tutuklular, genellikle, güçsüzlük, bağımlılık, engellenmişlik, çaresizlik, bilinmezlik, aşağılanmışlık ve cinsel zayıflık duygularından, keyfi denetimden yakınırlar. Yalnızca kısa bir süre için bir deneye katıldıklarının bilincindeki gönüllü deneklerde böylesine güçlü duygular yaratmak hem yararsız hem de insancıl açıdan olanaksızdı diye yazacaktı Zimbardo. Tutukevlerinde sık görülen, ırk ayrımcı, fizik şiddet eylemleri ve eşcinselliği özendirici koşullar tutukevi deneyinin amacı dışındaydı ancak temel görünen öğelerini yaratmaya çalışacaklardı.&lt;br /&gt;Bunun için tutukevine gelmezden önceki bireysellik ve kimlik duygularını güçsüzleştirerek her tutukluda bir bilinmezlik-tanınmazlık duygusu geliştirmeyi denediler. Bu amaçla tek tip üniforma ve naylon kepler giydirildiler ve adları yerine kimlik numaraları ile hitap edildiler. Tüm bunların ötesinde gerçek tutukevleri insanların zaman kavramı ile oynama düzenekleridir. Bu kurmaca tutukevinde de tutuklular gece mi gündüz mü olduğunu bilememektelerdi. Uyuduktan birkaç saat sonra ‘yoklama’ düdüğünün çığlığı ile uyandırılıyorlardı. Bu yoklamanın görünürdeki amacı mahkumların tutukevi kurallarını ve birbirlerinin kimlik numaralarını bilip bilmediklerini sınamaktı, esas işlevi ise mahkumlarla gardiyanlar arasında düzenli bir &amp;nbsp;ilişki kurma fırsatı sağlamaktı. Yoklamalar başta 10 dakikayken daha sonra birkaç saate uzadı. Bu sürede gardiyanlar direnen tutuklularla alay ederek, keyfi kurallar uygulayarak ve onlarla dalga geçerek kendilerini eğlendirmenin yollarını bulabiliyorlardı.&lt;br /&gt;Gardiyanlar da kişiliksizleştirilmişlerdi, tek tip gri üniformalar ve gümüş yansıtıcılı güneş gözlükleri takıyorlardı. Kendilerine güç simgesi olarak verilen plastik coplar, düdükler, kelepçeler ve hücrelerin anahtarları vardı.&lt;br /&gt;Deney 6 gün sürdü. Gardiyanlar saldırganlaştıkça tutuklular daha boyun eğmeye başladılar. İkinci gün bir ayaklanma patlak verdi, tutuklular naylon berelerini fırlatıp attılar, numaralarını söktüler ve yatakları ile barikat oluşturdular. Gardiyanlar kötü durumdalardı zira tutuklular onları küfürlerle kışkırtıyordu. Sabah nöbetine gelen gardiyanlar gece nöbetçilerine kızdılar zira tutuklulara fazla gevşek davrandıkları kanısındalardı. Ayaklanmayla kendi başlarına uğraşmak zorundalardı ve bu da işleri iyice ürkütücü boyutlara taşıdı.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="179" src="http://www.simplypsychology.org/guard.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="195" /&gt;İlk olarak yedeklerin göreve çağrılmasını istediler. Hepsi güce güçle karşılık verme kararı aldılar. Yangın söndürücülerinin dondurucu karbondioksit püskürteçleri ile tutukluları kapılardan püskürttüler ve kapıları kırarak her hücreye girdiler, tutukluları soydular, yatakları dışarı çıkartıp koğuş liderlerini delik adı verilen karanlık odaya tıktılar. Ayaklanma bastırıldıktan sonra ‘iyi huylu’ suçlular için ayrı bir yer oluşturdular, sonra sorun çıkartanlardan bazılarını da bu hücreye soktular. Amaçları bu sorun çıkaranların arkadaşları tarafından jurnalci olarak addedilerek güvenilmez addedilmelerini sağlamaktı ki başarılı da oldular. Bu olaydan sonra tutuklular kaderlerini kabullenir hale geldiler &amp;nbsp;ve deneyin kendisi deneycileri de etkileyen bir hale geldi. 6. gün haber alınan kaçma teşebbüsü gardiyanlar tarafından deneyi düzenleyenlere bildirildiğinde kurumun güvenliği konusunda koruma planları yapmaya başlamışlardı. Palo Alto polis karakolundan destek almaya çalıştılar ama polis görevlisinin sigorta ve sorumluluk konularını ortaya atınca reddedildi ve ardından tutukluları zincirleyip gözleri bağlı halde uzaktaki bir su deposuna götürdüler ve deneyin bittiği söylenecekti arkadaşlarını kurtarmaya gelen insanlara. Gerçi burada temel hedefleri onları kandırıp daha sağlam bir hapishane yapmaktı ama deneyden bütünüyle vazgeçmeyi, üzülerek de olsa, uygun gördüler.&lt;br /&gt;Bu deneyin temel önemi şuradadır, tahakküm hissinin insanları değiştirdiğini açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Normal, sağlıklı, eğitimli genç insanların bir tutukevinin kurumsal baskıları altında böylesine çarpıcı bir biçimde değişmeleri önemlidir. Bu araştırmanın en rahatsız edici verisi, o bodrum katı tutukevinde olanlarla kendi yaşamımızdaki günlük deneyimler arasındaki benzerliklerde saklı görünmektedir. Fiziksel olarak tutukevi kurumu, hepimizin günlük olarak yaratıp nüfuslandırarak sürdürdüğümüz psikolojik tutukevlerinin, daha belirsiz, fakat çok daha yaygın, beton ve çelik benzerinden başka bir şey değildir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-1153971941794408837?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/1153971941794408837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/das-experiment-zimbardo-deneyi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/1153971941794408837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/1153971941794408837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/das-experiment-zimbardo-deneyi.html' title='Das Experiment (Zimbardo Deneyi)'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-8659721532200284122</id><published>2011-09-09T12:11:00.001+03:00</published><updated>2011-09-09T12:16:41.870+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiddet Suçları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Şiddet Suçları: Tecavüz</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tecavüz, şiddet suçları arasında en korkulan suçlardan ikincisidir. Bu kelimenin kökenine baktığımızda Arapça Tacawuz kelimesinden geldiğini görüyoruz, aşma, haddini veya ölçüsünü aşma anlamları taşıyor (http://www.nisanyansozluk.com/?k=tecav%C3%BCz). Bu kelimenin İngilizcesine baktığımızda ise latince Rapere kelimesinden, ki zorla almak, sahip olmak demektir, türeyen Rape kelimesi ile karşılaşıyoruz (Siegel, 2011: 282).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Buradan tecavüz’ün belli bir had aşma veya zor kullanılarak yapılan bir eylem olduğunu çıkartabiliyoruz. TCK ise bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyor, yani bir tanım vermiyor ve 414, 415 ve 416. maddelerde ırza geçmeyi farklı yaşlara göre farklı cezalarla cezalandırıyor:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="padding-left: 30px;"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;‘&lt;b&gt;madde 414 &lt;/b&gt;– (değişik: 9/7/1953 – 6123/1 md.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;her kim 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün ırzına geçerse beş seneden aşağı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;olmamak üzere ağır hapis cezasına mahküm olur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;eğer fiil cebir ve şiddet veya tehdit kullanılmak suretiyle veya akıl veya&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;beden hastalığından veya failin fiilinden başka bir sebepten dolayı veya failin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;kullandığı hileli vasıtalarla fiile mukavemet edemiyecek bir halde bulunan bir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;küçüğe karşı işlenmiş olursa ağır hapis cezası on seneden aşağı olamaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;madde 415 &lt;/b&gt;– (değişik: 9/7/1953 – 6123/1 md.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;her kim 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün ırz ve namusuna tasaddiyi muta&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;zammın bir fiil ve harekette bulunursa iki seneden dört seneye ve bu fiil ve&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;hareket yukarki madddenin ikinci fıkrasında yazılı şartlar içinde olursa üç se-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;neden beş seneye kadar hapsolunur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;madde 416 &lt;/b&gt;– (değişik: 9/7/1953 – 6123/1 md.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;on beş yaşını bitiren bir kimsenin cebir ve şiddet veya tehdit kullanmak su-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;retiyle ırzına geçen veyahut akıl veya beden hastalığından veya kendi fiilinden&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;başka bir sebepten veya kullandığı hileli vasıtalardan dolayı fiile mukavemet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;edemiyecek bir halde bulunan bir kimseye karşı bu fiili işliyen kimse yedi sene-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;den aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;yine bu suretle ırz ve namusa tasaddiyi tazammun eden diğer bir fiil ve ha-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;rekette bulunursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;reşit olmıyan bir kimse ile rızasiyle cinsi münasebette bulunanlar fiil daha&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;ağır cezayı müstelzim bulunmadığı takdirde altı aydan üç seneye kadar hapis ce-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;zası ile cezalandırılır. ‘&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;demekte.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kriminoloji literatüründe ise tecavüz daha çok ırza geçme gibi cinsel bir suç olarak ele alınıyordu. Günümüzdeki anlayışa göre tecavüz, cinselliğin kuvvet içeren bir tipi olarak değil de, şiddetin bir türü olarak alınıyor. Mesela Bosna savaşında insan hakları gruplarının hesaplarına göre 30.000′den fazla kadın cinsel olarak istismara uğramıştır. Bu suçların ortaya çıkartılması tecavüzün savaşta bir silah olarak kullanılmasını kesinlikle engellememiştir, sözgelimi bu yakınlarda olan Darfur bölgesindeki çatışmalarda da yaşanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Peki, herhangi bir savaş alanında olmayan bölgelerde bu durum nasıl?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tecavüz sıklığı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;ABD’de yapılan yıllık suç incelemelerine göre nüfus yoğunluğu tecavüz oranını arttırmakta. Metropolitan bölgeler ile kırsal kesim kıyaslandığında şehirlerin daha tehlikeli olduğunu görmekteyiz. Tutuklamalarda ise 45%’si 25 yaşın altında gençler olmakta ve üçte ikisi de beyaz bu suçluların. Tecavüzün yaz aylarının suçu olduğunu da gözlemlemişler. Temmuz ve Ağustos aylarında en yüksek orana vururken Aralık, Ocak ve Şubat ayında en az sayıya inmekte.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ancak bu verileri okurken şunu da akılda tutmak gerekir, tecavüz sıklıkla rapor edilmeyen bir suçtur. Ulusal Suç Viktimizasyon Anketine göre 204.000 tecavüz veya tecavüz denemesi olmakta ama rapor edilen sayı bunun üçte ikisi kadar. Bunun sebepleri arasında tecavüz mağdurununu utanması, bir şey yapılmayacağına inanması veya kendilerini suçlaması görülüyor. Araştırmaların gösterdiği şey bazı kurbanların gerçekten tecavüze uğrayıp uğramadıklarını sorguladığı, özellikle bu durum duyuların ciddi bir biçimde bozulduğu alkol ve/veya uyuşturucu etkisi altındayken oral olarak veya parmakla &amp;nbsp;yapılan tecavüze gelince ortaya çıkıyor. Bazı kurbanlar ise alkolik olduklarından veya cinsel olarak aşırı aktif olmalarından ötürü kendilerini suçlu görüyorlar bu olaylardan sonra.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tecavüzcü türleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bazı tecavüzler planlı yapılırken, bazıları aniden olur; bazıları özellikle bir kurbana yönelikken kimileri başka bir suçun, hırsızlık gibi, ertesinde olur. Bazı tecavüzcüler tek bir suç tipi işlerken, bazıları başka suçların yanında tecavüz de yapmışlardır; kimisi yalnız saldırırken bazen grupsal tecavüzler yaşanır. Kısacası tecavüz ve tecavüzcünün tek bir tipi yoktur ve kriminologlar bu suçun türlerini kategorileyip tanımlamaya çalışmışlardır. A. Nicholas Groth’a göre her tecavüz üç öğeden birini içerir: öfke, güç (tahakküm) veya sadizm. Dolayısıyla tecavüzcü de bu üç öğeye göre gruplandırılabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;em&gt;Öfke tecavüzleri&amp;nbsp;&lt;/em&gt;birikmiş öfke ve nefretin tecavüz ile dışavurumu ve ifade edimidir. Tecavüzcü, kurbanı ile seks yapmak için kullanması gereken şiddetten daha fazlasını kullanır. Amacı, kurbanının canını olabildiğince yakmaktır, ırza geçme daha sonra aklına gelen bir şey bile olabilir. Sıklıkla öfke tecavüzcüsü onu çatışmaya iten bir olayın ertesinde aniden eyleme geçer. Şaşırtıcı olan nokta öfke tecavüzüne uğrayan bir kadının psikolojik olarak daha kolay toparlanabilmesidir. Zira sıklıkla öfke tecavüzüne eşlik eden fiziksel taciz yüzünden arkadaşları, akrabaları ve adalet sisteminden daha kolay destek alır ve onun suça iştirak ettiğine yönelik herhangi bir iddiayı otomatik olarak çürütür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;em&gt;Güç (İktidar) Tecavüzü&lt;/em&gt;&amp;nbsp;ise kurbanının canını yakmak istemeyen sadece ona seksüel olarak sahip olma amacını güden tecavüzcüler tarafından işlenir. Amacı cinsel fetihtir ve bu amacına ulaşmak için gerekli olan şiddeti kullanır, daha fazlasını değil. İktidar tecavüzcüsü kontrol etmek ister, kadınları domine etmek ve onları merhametine muhtaç bırakmak amacındadır. Ancak cinsel tatmin bu insanın temel güdüsü değildir, sıklıkla görülen bu tür mütecavizlerin bir eş veya sevgiliye sahip olduğudur. Tecavüz kişisel güvensizliklerini gidermenin, heteroseksüaliteyi sağlamlaştırmanın ve erkeklik hissi kazanmanın bir yoludur. Sıklıkla bu tür tecavüzcünün kurbanı onun yaşlarına yakın veya aynı yaşta bir kız olur. Fiziksel şiddetin azlığı kadının arkadaş ve akraba çevresinden destek almasını azaltır dolayısıyla kurbanın bu travma üzerindeki suçluluk duygusu artar ve belki de o olayı yaşamamak için elinden bir şey gelebileceğini düşünür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;em&gt;Sadist tecavüzler&lt;/em&gt;&amp;nbsp;ise hem cinselliği hem de şiddeti içermektedir. Sadistçe tecavüzler ritüeller içerisinde yapılır – kurbanına acı çektirebilir, onu bağlayabilir ve/veya işkence edebilir. Tecavüzcü için kurbanı zarar vermek veya yoketmek istediği kişisel bir karakteristiği ifade eder. Tecavüz deneyimi ise mütecaviz için inanılmaz haz verici bir eylemdir, kurbanını istismar etmekten, aşağılamaktan ve utandırmaktan zevk alır. Bu tip tecavüzler kurban için özellikle zarar verici olmaktadır ve fiziksel yaralar geçtikten çok sonra bile psikiyatrik yardıma ihtiyaç duyarlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tecavüzcülerin türlerine değindikten sonra tecavüz tiplerine bakalım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tecavüz tipleri:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Buluşma tecavüzleri (Date rape):&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Flört eden insanların arasında yaşanan rahatsız edici bir trend ilk veya daha sonraki buluşmalarda yaşanan tecavüz olaylarıdır. Uzun vadeli veya yakın ilişkilerde erkek partner, ilişkinin ilerlediğine dair bir işaret olarak cinsel birlikteliğin olmasını bekleyebilir. Bu suç 1960′larda Mary Koss’un yaptığı bir araştırmada tanımlanmıştır. Üniversite çağındaki genç kızların önemli bir kısmının cinsel olarak saldırıya uğradığını veya uğrama teşebbüsü yaşadığını gözlemlemiştir. Kızlar ya kendilerini suçlamakta, ya da suçu reddetmektedirler. &amp;nbsp;Burada günümüzde de olan bir şeyi görmektedir Koss, kızlardan bazıları tecavüzü ‘bir yabancının cinsel tacizi’ olarak addettiklerinden sevgililerinin tecavüzlerini, tecavüz olarak değerlendirmemişlerdir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Eskaza burada kocaların yaptığı&amp;nbsp;&lt;em&gt;evlilik tecavüzlerine&amp;nbsp;(marital rape)&lt;/em&gt;&amp;nbsp;de değinmemiz gerekir. Geleneksel olarak bir koca, karısına tecavüz etmekle suçlanamaz. &amp;nbsp;Ancak araştırmaların gösterdiği şey eşlerin, eş şiddeti altında, tecavüze uğradığı gerçeğidir. Birçok evlilik tecavüzü cinsel ilgiden ziyade şiddet içeriklidir. ABD’de bu 1980′den bu yana cezalandırılabilir bir suç haline gelmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bir erkeğin, reşit olmayan bir kızla cinsel birlikteliği ise&amp;nbsp;&lt;em&gt;ırza tasaddi (statutory rape)&lt;/em&gt;&amp;nbsp;olarak geçer. Burada kadının izin verip vermemesi önemli değildir, zira kanun açısından reşit olmayan birisi bilinçli karar veremez, dolayısıyla bu eylem izin verilmemiş olarak addedilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tecavüzün sebepleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bir erkeğin tecavüz etmesine hangi sebepler yolaçar? Bu soruya kriminologların verdiği yanıtlar, en az bu suçun türleri kadar değişken haldedir. Ama yanıtların çoğu birkaç başlık altında incelenebilir:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Evrimsel, Biyolojik faktörler:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tecavüz için yapılan açıklamalardan bir tanesi erkek cinsel dürtüsünün biyolojik özelliklerine odaklanmaktadır. Bu bakışaçısına göre tecavüz içgüdüsel bir şeydir ve ırkın devamını sağlamanın bir yoludur. Daha ilkel zamanlarda zorla yapılan cinsel ilişki genlerin yayılmasını ve doğumların artmasını sağlamıştır ve dolayısıyla bu ilkçağdan kalma güdüler kalmıştır denilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Erkek sosyalizasyonu:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Burada ise evrimsel görüş ile karşıt olarak bazı araştırmacıların bunun bir sosyalizasyon biçimi olarak addettiğini görüyoruz. Bazı erkekler kadınlarla şiddet dolu davranacak bir biçimde koşullanmıştır . Yani eğer cinsel istekleri red yanıdı alırsa şiddet kullanımının meşru olacağını öğrenmişlerdir. ‘Kadınlar hayır diyorsa o evet demektir’, ‘Kadınlar zor oynamayı severler, ve sevişirken zor kullamanı isterler’ gibi cümleler ekseninde ilişkiyi öğrenmişlerdir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;em&gt;Psikolojik Bozukluklar&lt;/em&gt;:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tecavüzcülerin bir kısmı bir tip kişilik bozukluğundan muzdarip olabilir. Araştırmalar, tecavüz suçu ile hapse giren suçluların büyük çoğunluğunun psikotik karakter özellikleri sergilediğini göstermektedir. Seri tecavüzcülerin ve cinsel suçu tekrar işleyenlerin psikopatik kişilik yapılarının olduğu ortaya çıkartılmıştır, aynı zamanda bazıları da narsisistik kişilik &amp;nbsp;bozukluğuna da sahiptir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Sosyal Öğrenme:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bu bakışaçısına göre erkekler tecavüz etmeyi diğer davranışları öğrendikleri gibi öğrenmektedirler. Mesela cinsel şiddet, cinsel şiddeti meşru gören tavırlara sahip arkadaşlara iletişim kurmaktan kaynaklanabilir. Nicholas Groth, tecavüzcülerin 40%’sinin tecavüz mağduru olduğunu ortaya koymuştur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Dolayısıyla bu suç, tahmin edilebileceği gibi basite indirgenebilecek bir suç değildir ve birden fazla perspektifi bulunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-8659721532200284122?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/8659721532200284122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/siddet-suclar-tecavuz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/8659721532200284122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/8659721532200284122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/siddet-suclar-tecavuz.html' title='Şiddet Suçları: Tecavüz'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-2402678605389853005</id><published>2011-09-09T12:10:00.002+03:00</published><updated>2011-09-09T12:10:33.170+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Biyolojik Kuramlar</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="post-author" style="color: #949494; font-size: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="300" src="http://static.howstuffworks.com/gif/white-collar-crime-7.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="300" /&gt;Her ne kadar günümüzde birçok kriminolog suçun biyolojik sebeplerini araştıran teorileri komik ve yararsız olarak görmekte. Ancak bu teoriler kriminoloji biliminin doğumunda kilit bir nokta olduğu için değinmenin yararına inanıyorum.&lt;br /&gt;Suç kuramlarının biyolojik olarak açıklanmasının kökeni, kriminolojinin başına kadar götürülebilir, bundan bahsetmiştim. Bunun temel sebebi ilk suçbilimcilerinin doktor olmalarıdır. Bu insanlar için bir bireyin suçlu olması bazı fiziksel özelliklere sahip olmasından ötürüdür (Fishman, 1981). Bu araştırmacılar suçluların beden yapılarını, kafalarındaki çıkıntıları ve bir dizi başka özelliği de kayıt altına alarak bir&amp;nbsp;&lt;em&gt;suçlu profili&lt;/em&gt;&amp;nbsp;yaratma amacı güder.&lt;br /&gt;İlk biyolojik teorisyenler arasında&amp;nbsp;&lt;em&gt;Cesare Lombroso, William H. Sheldon&amp;nbsp;&lt;/em&gt;ve&lt;em&gt;Patricia Jacobs&lt;/em&gt;&amp;nbsp;gibi kuramcılar bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cesare Lombroso&lt;/strong&gt;‘nun teorisi ‘suçlu doğanlar’ adını taşımaktadır ve özünde&lt;em&gt;atavizm&lt;/em&gt;&amp;nbsp;kavramı yatar – suçlular evrimsel ölçekte geride kalmış canlılardır. Fiziksel karakteristikleri bu gerikalmış suçluları ortaya çıkartır. ‘Normal’ insandan daha küçük bir kafatasına, kısa bir alna, ve basık burunlara sahiptirler ve bu şekilde görünerek doğan insanlar kanunu çiğnemeye daha meyillidir. Bu teoriyi daha sonra çevresel faktörleri de içerecek şekilde değiştirmiştir Lombroso. Goring ve Hooten tarafından yapılan sonraki çalışmalar bu kuramı destekleyen sonuçlar vermemiştir. (Lombroso, 1895)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;William H. Sheldon&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;‘&lt;/em&gt;un kuramı olan&amp;nbsp;&lt;em&gt;Somatotip&amp;nbsp;&lt;/em&gt;ise kişilik ve beden tipi arasında yakın bir bağ olduğunu düşünmektedir. Sheldon’un suçlular üzerinde yaptığı çalışması bu insanların mezomorfik (kaslı) beden yapısına sahip olduğunu ortaya çıkartmıştır. Daha sonra yapılan araştırmalar bu kuramın savunduğu ilişkinin geçerliliğini göstermiştir, ancak bunun niye böyle olduğu sorusu yanıtlanmadan kalmıştır. (Sheldon, 1954)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Patricia Jacobs&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;‘&lt;/em&gt;un ilk defa bahsettiği&amp;nbsp;&lt;em&gt;XYY Süpererkek&lt;/em&gt;&amp;nbsp;kuramı ise genetik olarak Y kromozomunun erkek olmasını belirlediğinden yolaçıkarak ek ikinci Y kromozomunun insanları ‘daha’ erkek yaptığını (yani şiddete meyilli, öfkeli) savunmaktadır. Hapse giren insanların üstünde yapılan çalışmalar bu kuramı destekler gibi görünmüş ama daha sonra XYY erkeklerinin ‘normal’ erkeklerle kıyasla daha şiddete meyilli olmadığı ortaya çıkmıştır ancak bu insanlar suçlu davranışa daha meyillidir. Bu XYY kromozomunun, zeka azlığı gibi, diğer etkileri ile açıklanabilir.(Jacobs, 1965)&lt;img alt="" class="alignright" height="375" src="http://www.criminallawyersacramento.org/wp-content/uploads/2010/02/Criminal-Law-Attorney.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="500" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Modern Biyolojik Yaklaşımlar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar böyle bir geçmişe sahip olsa da biyolojik suç kuramları yeniden ‘hortlamıştır’. Bu konuda&amp;nbsp;&lt;em&gt;aile çalışmaları&lt;/em&gt;,&amp;nbsp;&lt;em&gt;İkizler üstünde yapılan çalışmalar&lt;/em&gt;,&lt;em&gt;evlat edinme çalışmaları&lt;/em&gt;&amp;nbsp;ve&amp;nbsp;&lt;em&gt;moleküler genetik&amp;nbsp;&lt;/em&gt;çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmaların her birisinin araştırma tasarısına, bulgularına, eleştirilen veya kısıtlı bulunan noktalarına değinilecektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aile çalışmaları:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yapılan ilk araştırmalar, aile tarihini incelemişken günümüzdeki çalışmalar ailelerin suçlarının çocuklara nasıl yansıdığını yorlamıştır. Mesela Ada Jukes adlı bir kadının ardıllarını inceleyen Dugdale (Dugdale, 1877) aile üyelerinin çoğunun suçlu kariyerlere sahip olduğunu bulmuştur. Benzer bir çalışmada Goddard (Goddard, 1912) Amerikan İç savaşında çarpışan Martin Kallikak’ın aile ağacını incelemiş ve ‘aptallığın’ baskın karakter olduğunu ortaya çıkartmıştır. Ancak bu çalışmalarla alakalı en büyük sorun çevresel etkilerin yoksayılmasıdır. Dugdale’in araştırmada yaptığı ‘Jukes’ların yaşadığı ortam’ başlığını taşıyan bölüm bunu bize göstermektedir (Dugdale, 1994):&lt;br /&gt;&lt;div style="padding-left: 30px;"&gt;Eskiden kölelerin kaldığı taş ve ağaçtan klübelere benzeyen yapılarda yaşarlar ve bu yaşantı sırasında cinsiyet, yaş ve ilişki gözetilmeden insanlar bir arada kalırlar. Günümüzde bile ‘Jukes’lar yüz yıl önce yapılmış bu binalarda kalmaktadır.&lt;/div&gt;Modern çalışmalar bize suçun aile içerisinde kaldığını göstermektedir. Ebeveynin suçluluğu, çocuğun suçluluğunu güçlü bir biçimde etkileyen bir faktördür (Lipsey &amp;amp; Derzon, 1998).&amp;nbsp;Çevre (veya bakım) bu bulguyu çok rahatlıkla açıklayabilir. Mesela suçlu ebeveynler çocukları ile fazla vakit geçirmez ve/veya sosyalleşemezler.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="309" src="http://carsloans.net/wp-content/uploads/2010/04/criminal-defense-attorney.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="400" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İ&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;kiz çalışmaları:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Tek yumurta ikizleri ile çift yumurta ikizleri karşılaştırılmıştır. Tek yumurta ikizleri genetik olarak aynı iken çift yumurta ikizleri farklıdır. Dolayısıyla araştırmadan beklenen şey tek yumurta ikizlerinde oranlar yüksek çıkarsa genetik bir etkinin olduğudur. Bulgular tek yumurta ikizlerinin daha yüksek suç oranına sahip olduğunu göstermiştir (28). Ancak bu konuda Tek yumurta ikizlerinin aynı görünmelerinden ötürü ebeveyn ve öğretmenlerin çocuklara benzer davranmaları ve aynı arkadaş çevresine sahip olmaları yüzünden suçluluk oranlarının yüksek görülmesinin sebebi olarak verilmiştir. (Rhee &amp;amp; Waldman, 2002 ; Rowe, 2002)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Evlat edinme çalışmaları:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu araştırma tasarısında yapılan şey evlatlık verilen çocukların suç oranları ile biyolojik ve evlatlık verildikleri ailelerin suç oranlarını karşılaştırmaktır. (Mednick, Gabrielli &amp;amp; Hutchings, 1984) Bulunan şey evlatlık verilen çocukların suç oranlarının biyolojik ailelerinin suçlarına daha yakın olduğudur. Burada gelen temel eleştiri evlat verme hizmetinin çocukları benzer bir aile ortamına vermiş olabileceği ihtimalidir. Aynı zamanda evlatlık alan ailenin suç kayıtları çevrenin bütüncül bir ölçüsü değildir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Moleküler Genetik&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışmada yapılmak istenen suçu tetikleyen genlerin belirlenmesidir (Brunner, Nelen, Breakefield, Ropers &amp;amp; van Oost, 1993). Bu çalışmada bazı genlerin suçlu davranışa sebep olabileceği belirlenmiştir ancak belli bir genin insan davranışı üzerindeki etkisinin çok az olduğunu savunan araştırmacılar tarafından eleştirilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-2402678605389853005?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/2402678605389853005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/biyolojik-kuramlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2402678605389853005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2402678605389853005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/biyolojik-kuramlar.html' title='Biyolojik Kuramlar'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-3206612132938000057</id><published>2011-09-09T12:09:00.004+03:00</published><updated>2011-09-09T12:09:54.324+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiddet Suçları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Şiddet Suçları: Cinayet</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="post-author" style="color: #949494; font-size: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-thumbnail wp-image-282" height="99" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/homicide_std.jpg?w=150&amp;amp;h=99" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="homicide_std" width="150" /&gt;&lt;br /&gt;Toplumun bakışaçısı üzerinde, diğer suçlar ile kıyaslandığında, en fazla etkisi olan suç türü şiddet suçlarıdır. İnsanlar şiddet suçlarından doğal olarak korkarlar. Aslında insanların istatistiki olarak kapkaç, dolandırıcılık ve araba hırsızlığının kurbanı olma riski daha fazlayken kişilerin suça karşı olan davranışlarını değiştiren ve etkileyen suçlar cinayet, tecavüz, gasp ve saldırı suçlarıdır. Şiddete yönelik korku insanları yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım etmeme ve sokaklarda grup halnide dolanmak gibi davranışlara iter.&lt;br /&gt;Ancak toplumun şiddete yönelik korkusunun medyadan temellendiği de başka bir gerçektir. Gazete ve televizyonların (gerek dizilerin gerekse de haberlerin etkisi yadsınamaz), sinemaların ve diğer medya türlerinin şiddeti nadir görülen bir suçtan ziyade sıklıkla karşılaşılan bir suç olarak addettiğini görmekteyiz.&lt;br /&gt;Burada şu sorular doğal olarak ortaya çıkmakta ve bu yazıda bunu yanıtlandırmaya çalışacağız: Neden bazı kişiler şiddete eğilimlidir? Neden bazı toplumlar şiddete diğerlerinden daha yatkındır? Sosyologlar, kriminologlar, psikologlar ve diğerleri bu sorulara yanıt aramıştır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cinayet:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Cinayet, bir insanın canını gayrimeşru olarak almadır. Burada farkedileceği üzere gayrimeşru kelimesi önemlidir, cana yapılan bütün kasıtlar kanundışı değildir. Birçok toplum devletin bazı görevlilerinin – asker, polis vb. – bazı durumlarda öldürmesine izin vermektedir. Ve bazı cinayetlerin sebebi meşru olarak kabul edilebilir. Kişinin kendisini savunması durumu buna bir örnektir mesela.&lt;a href="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/2004homicide06.jpg" style="color: #5f5f5f;"&gt;&lt;img alt="" class="alignright size-thumbnail wp-image-283" height="150" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/2004homicide06.jpg?w=112&amp;amp;h=150" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="2004homicide06" width="112" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Birinci dereceden cinayet, planlı adam öldürme gibi sözleri televizyondaki dizilerde sıklıkla duyarız. Yani cinayet türleri arasında da bir sınıflandırma yapılmaktadır. Cinayet suçu kendi içinde bir kötü niyeti içermektedir, bu kötü niyetten kasıt kişinin başka bir insan hayatını bilerek ve isteyerek alma isteğinin ortaya çıkmasıdır.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Birinci derece cinayet&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;planlanarak ve istemli olarak işlenen cinayet suçudur.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;İkinci derece cinayet&lt;/strong&gt;te ise planlanmadan adam öldürme isteği bir anda gerçekleşir. Bazı cinayetler duygularla da tetiklenebilir, bu cinayet türleri de farklıdır.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;İstemli cinayet&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;maktülün akli dengesinin duygular ile geçici olarak kaybolduğu durumlar için kullanılırken&amp;nbsp;&lt;strong&gt;kaza ile ölüme sebebiyet vermek&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;ise bu cinayetin ne istemli ne de planlı olarak yapılması ile olur. Örnek ile açıklarsak&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Birinci dereceden cinayet&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;bir eşin diğerini sigorta parasını almak için aylarca plan yaptıktan sonra öldürmesidir.&lt;strong&gt;İkinci dereceden cinayet&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;ise aynı eşin, diğerini sözgelimi faturaların ödenmemesi yüzünden çıkan bir tartışmada bir anda eline geçen bıçakla öldürmesidir.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;İstemli öldürme&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;eşin, diğerini başka bir adamla yakalamasının ardından öldürmesiyken&amp;nbsp;&lt;strong&gt;İstemsiz adam öldürme&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;eşin arabayı sarhoş olarak kullanırken duvara çarpması ve sonucunda diğer eşin ölmesidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cinayet suçl&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;ularının karakteristik özellikleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yakalanan cinayet suçlularının onda dokuzu erkektir. Erkekler aynı zamanda beş cinayetin dördünde de kurbandırlar. Erkeklerin erkekleri öldürdüğü cinayetler 85%’dir (kadınların sadece %14′ü erkekleri öldürmektedir). Erkeklerin kadınları öldürme oranı da 90%’dir. (Holmes &amp;amp; Holmes, 2001)&lt;br /&gt;Yaş oranlarına baktığımızda cinayetin genç suçluların işlediği bir suç olduğunu görmekteyiz. Her ne kadar 10%’un altında bir oranda 18 yaşının altında suçluların cinayet işlediğini görsek de 18-34 yaş arası esas suçlu profilini oluşturmaktadır (Fox &amp;amp; Levin, 2001). Kurbanlar da benzer bir profil sergilemektedir, yaş oranları büyük ölçüde 18-34 arasıdır. Genel olarak kurban ile maktül birbirlerini tanırlar. Kurbanların üçte dördü katilini bilmektedir. Bu katilin bilindiği cinayetlerden 30%’si de aile üyeleri tarafından işlenen cinayetlerdir.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Aile içi cinayet&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Maktül ve katilin birbirini tanıdığı cinayet türlerinden birisi de aile içi cinayettir. Araştırmalar (Campbell, 1992; Goetting, 1991; MacFarlane, Campbell, Wilt, Sachs &amp;amp; Xu, 1999; Morton, Runyan Moracco &amp;amp; Butts, 1998) aile içi cinayetin, aile içi taciz ile çok yakın olduğ&lt;br /&gt;unu göstermektedir. Cinayet öncesinde eşlerden birisi diğerini fiziksel, duygusal veya cinsel olarak taciz ettiği görülmektedir. Araştırmaların gösterdiği bir diğer nokta da kadınların eşlerini ev içi tartışmalar sırasında öldürdüğüdür. Bu genel olarak kocalarının uzunca bir süre onları fiziksel ve psikolojik olarak taciz etmesinin sonrasında, kocanın yine şiddet kullanmaya başlaması ve kadının kendini koruması şeklinde olmaktadır (Browne, 1987; Goetting, 1991; Jurik &amp;amp; Winn, 1990).&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bireysel Silahlanma ve Cinayet oranları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sık tartışılan bir olgu da cinayet oranlarının yüksekliğinin bireysel silahlanma ile alakalı olduğudur. Yaygın anlayış, eğer silah satımına izin verilmezse cinayetlerin daha az olacağına dairdir. Ancak kriminolog James Jacobs’un sunduğu şu sebepler neden bu tür yasaların efektif olamayacağına delalettir:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Suçlular genel olarak silahlarını devlet tarafından silah satmaya yetkilendirilmiş dükkanlardan almazlar. Temiz bir kayda sahip bir akraba, bir yakın veya bir arkadaş vasıtasıyla silahları dolaylı yoldan temin edebilirler.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Silahlar “sokaktan” illegal olarak satın alınabilir haldedir.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Silah alamayan ama silah edinmek isteyen şahıslar hırsızlıkla veya bir arkadaş veya yakınından silah ödünç alarak bu isteklerini gerçekleştirebilirler.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;Gelecek yazıda şiddet suçlarından tecavüze değineceğim.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-3206612132938000057?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/3206612132938000057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/siddet-suclar-cinayet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/3206612132938000057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/3206612132938000057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/siddet-suclar-cinayet.html' title='Şiddet Suçları: Cinayet'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-4848565280512687845</id><published>2011-09-09T12:09:00.000+03:00</published><updated>2011-09-09T12:09:12.450+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Sosyal Yapı ve Suç</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="post-author" style="color: #949494; font-size: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;a href="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/durkheim.jpg" style="color: #5f5f5f;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-thumbnail wp-image-251" height="150" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/durkheim.jpg?w=105&amp;amp;h=150" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="durkheim" width="105" /&gt;&lt;/a&gt;Toplum, suç konusunda nasıl bir rol oynar? Bu teorilerin kökeninde bu soru yatmaktadır. Bu alanda karşımıza çıkan ilk isim, sosyoloji biliminin ve Fransız sosyolojisinin kurucusu&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Emile Durkheim&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;(1858-1917)’dır. Bu değerli insan suç kavramını “herhangi uygar bir toplumun ‘sağlıklı vicdanını’ şoke eden davranışlar” olarak açıklar. Ancak Durkheim’a göre suç yokedilemez bir kavramdır ve her insan toplumunda olan bir öğedir. O bunu “anomi” diyerek adlandırır ki oldukça basit bir örneklemeyle anlaşılabilir bu kavramın niye yokedilemeyeceği.&lt;br /&gt;Şöyle ki herhangi bir kural koyma işleminde, bu gayriresmi kurallar olan ahlak kuralları da olabilir, belli bir cezası olan resmiyete dökülmüş kurallar olan &amp;nbsp;yasalar da olabilir, bu kurala uyanlar ne kadar çok olursa olsun daima dışarıda kalanlar olacaktır. Bu dışarıda kalanlar doğal olarak&amp;nbsp;&lt;strong&gt;kanunsuz&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;olarak addedilecektir.&lt;br /&gt;Durkheim suçun toplumda birden fazla işlevi yerine getirdiğini söyleyecektir. İlk olarak suçlular, değişimin aktörleri olabilirler. Bazı bireyler sosyal normlarda bir değişim hissederek bunun önderi olabilir. İkinci olarak suç, toplumsal hastalıklara, dikkat çeker, sosyal normları ihlal eden insanları belirler ve onları böyle etiketler. Bu etiketleme süreci de “iyi insanları”, kötülere karşı birleştiren bir sosyal çimento işlevi görür.&lt;br /&gt;Durkheim aynı zamanda iki tür suçlu arasında da ayrım yapmıştır.&lt;em&gt;altruistik&lt;/em&gt;&amp;nbsp;suçlu toplumun koyduğu kurallardan bir şekilde zarar görmüş ve bu kuralları daha iyiye doğru değiştirmeye çalışan bir kişidir. Bu suçlu, toplumu değiştirip geliştirme amacını güder. Vietnam savaşında askere alınma kağıtlarını yakan öğrenciler örnek verilebilir mesela.&amp;nbsp;&lt;em&gt;Adi&lt;/em&gt;&amp;nbsp;suçlu ise eylemlerinin haklılığına kafa yormadan belli bir amaç uğruna kanunları çiğneyen birisidir. Herhangi bir sosyal vicdanı olmayan bu kişi, çıkarı neyi gerektiriyorsa onu yapar. Yazılarını okuduğumuzda şu temaların baskın olduğunu görürüz:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;İnsanlar doğaları gereği açgözlü ve bencildirler. Durkheim insanların sınırsız isteğinin olduğunu ve bu isteğin bir şekilde sınırlandırılması gerektiğini söylemiştir.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Toplumun üyelerinin sosyal olarak birleşmesine vurgu yapmıştır. Ailemizle, arkadaşlarımızla ve komşularımızla kurduğumuz sosyal bağlar norm ve değerleri de kuvvetlendirir.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Durkheim norm ve değerlerin bütününe bir toplumn “kollektif vicdanı” olarak bakar.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Anomi kavramını toplumun norm ve değerlerinin zayıfladığı ve davranışları kontrol edemediği yerler için üretip kullanmıştır.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;Toplumlar ikiye ayrılır bu insanın görüşüne göre.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Mekanik bütünlüğe&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;sahip olan toplumlar işbölümüne sahip olmayan, herkesin bir makinanın dişlisi gibi her işi yapabildiği fazla gelişmemiş, tarım toplumlarıdır.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Organik bütünlük&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;ise her kişinin bir işi yapmak için özelleşmesidir ve endüstriyel toplumlarda görülür. Temelde bütün toplumlar mekanik olarak başlarlar ve organikleşirler geliştikçe.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Sosyal Ekoloji Teorisi&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Robert E. Park ve Ernest W. Burgess’in bu teorisine göre şehirlerin büyümesi sistematiktir. Burgess 1920lerin Şikagosunu bir dizi halka ile meslek ve sınıflara göre düzenlemiştir. Merkezde bulunan bölge ticaret bölgesidir, bu kısım taşıma hizmetlerine erişimi en rahattır. Kentin zengin bölgeleri bu merkezden, kirlilikten ve sesten uzak &amp;nbsp;mahallelerdir. Burgess ve meslektaşları suçun bölgeler arasında nasıl geliştiğini araştırmışlar ve&amp;nbsp;&lt;strong&gt;geçiş bölgelerinin&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;yani merkezde kalan, şehir&lt;a href="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/burgess.gif" style="color: #5f5f5f;"&gt;&lt;img alt="" class="alignright size-thumbnail wp-image-252" height="150" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/burgess.gif?w=139&amp;amp;h=150" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; max-width: 100%; width: auto;" title="burgess" width="139" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;zenginleştikçe merkezden dışarı doğru kaçamayan insanlar, işsiz, eğitimsiz ve sistem dışına itilen insanların suça meyilli olduğunu görmüşlerdir. Dolayısıyla sisteme ayak uyduramama suçun kökeninde yatar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Merton ve Anomi’nin tekrardan gündeme gelişi:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu teoriler içerisinde önemli bir yer tutan isimlerden biri de&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Robert K. Merton&lt;/strong&gt;‘dur. Merton ABD’nin maddi başarıya verdiği kültürel vurguyla dünya üstünde özel bir yere sahip olduğunu savunacaktır. Günümüzde küreselleşme ile kapitalist ahlakın dünya üstünde baskın değer olduğu düşünüldüğünde “Amerikan Rüyası”‘nın herkesin hayali olduğu yadsınamaz. Merton bu derece maddiyata yönelik bir kültürel amaç koymanın yanlışlığını dile getirir. Yani para kazanmaya yapılan vurgu, bu paranın nasıl kazanıldığına dair normları zayıflatabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/merton.jpg" style="color: #5f5f5f;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-thumbnail wp-image-253" height="150" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/merton.jpg?w=150&amp;amp;h=150" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; max-width: 100%; width: auto;" title="merton" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;Fazla uzatmadan Merton, suçun, bireylerin amaçlarını meşru yollardan gerçekleştiremediği zaman başvurdukları bir yol olduğunu söylemiştir. Dört farklı hali vardır bunun:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;1) Yenilik getirme:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birey kültürel olarak onaylanan amaçları kabul eder ama bu amaçlara giden uygun yolları takip etmez. Bu tip adaptasyonun suça yol açacağını düşünmektedir Merton.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2) Ritüelizm:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kişi zamanla finansal başarı hedefine varmaktan vazgeçer ama kabul edilmiş yolları kullanmaya devam eder. Ritüelist güvenli oynamayı tercih eden birisidir. Bu kişi için “Amerikan rüyası” sembollerine ulaşmak mümkün değildir, bunu kabul etmiştir; onun amacı “bir günü daha bitirip diğerine başlamak” haline gelmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;3) Kaçış:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaçınan insan sosyal olarak dışarıda kalmış birisidir. Bu kişiler yaygın olarak kabul edilen amaçlara ulaşmak için yasadışı yollara başvurmaz. O daha çok toplumun normlarına ahlaki olarak karşı çıkan ve/veya bu normları çiğnemek için fazla güçsüz olan şahıslardır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;4) İsyankarlar:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kişiler toplumun koyduğu amaçları da, bu amaçlara ulaşmak için kullanılan yolları da reddeder ve bunları değiştirmeye çalışır. Asi yeni bir sosyal düzen oturtma peşindedir ve farklı bir kültürel amacın peşinde gider.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-4848565280512687845?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/4848565280512687845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/sosyal-yap-ve-suc.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/4848565280512687845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/4848565280512687845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/sosyal-yap-ve-suc.html' title='Sosyal Yapı ve Suç'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-6078405273306930104</id><published>2011-09-09T12:08:00.000+03:00</published><updated>2011-09-09T12:08:35.579+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Kriminolojinin geleceğe bakışı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif; font-size: 14px; line-height: 18px;"&gt;Önümüzdeki yıllarda haberleri hangi suçlar dolduracak? Bu soruya Illinois Üniversitesi’nde Adli Suç Profesörü olarak görev yapan ve seri katiller ve araştırmalarında ulusal olarak bilinen Steve Egger’in tahminleri (1985) çete aktivitesinin ve teknolojik suçların artacağı yönünde.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;strong&gt;“Wilding”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/gang_01.jpg" style="color: #5f5f5f;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-thumbnail wp-image-201" height="72" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/gang_01.jpg?w=150&amp;amp;h=72" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="gang_01" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;Sadece ABD’de 2200′den fazla çete olduğu tahmin ediliyor. Bazıları organize suç modelinde hareket ederken diğerleri şiddet ve korku salmak adına kurulmuş çeteler. Dahası yeni bir çete eylemi de ortaya çıkmış halde (Cummings, 1992). “&lt;strong&gt;Wilding&lt;/strong&gt;” adı verilen bu olayda hırsızlık ve şiddet eylemleri etnik düşmanlık ile çevrelenmiş halde yapılıyor. Bu eylemin gençlik suçluluğu konusunda yeni bir boyutu simgelediğini söyleyebiliriz zira Cummings’in de belirttiği üzere tanım olarak bu suç herhangi bir amaca hizmet etmeden, şiddetin sadece eğlence için uygulanması ve Stefan Zweig’in “Amok Koşucusu”‘na benzer bir şekilde işleniyor.&lt;br /&gt;Dolayısıyla wilding’in gasp, hırsızlık, saldırı, cinayet ve önceden belirlenmiş etnik gruplara saldırı şeklinde eylemlere sahip bir çete aktivitesi olduğunu söyleyebiliriz. Bir suçlunun ifadesi şöyle mesela:&lt;br /&gt;“İçip sapıtmayla başlar herşey. Her şeyi yapabilirim, dükkana girip mal mı çalınacak. Olur, niye olmasın? Dükkana, ortağının çoktan girip birşeyleri aşırmaya başladığını görürsün. Ezik durmamak adına sen de içeri girip birşeyler çalmaya başlarsın. Bu böyle bir zincir gibi gider ve gider. Sonunda kimin en güçlü olduğu anlaşılır, asla durmaz ama bu iş. “&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bilişim suçları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni tür çete suçlarının yanısıra bilgisayarlar hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmaya başladığı için teknolojik suçların da artacağını söyleyebiliriz. Sanal kimlik hırsızlığı, elektronik fonların izinsiz transferi, bilişim suçları ve kredi kartı sahteciliği gibi suçlar teknolojinin bu derece gelişimi ve merkezileşmesi ile mümkün hale geldiği unutulmamalıdır. Bu başlıkların arasında Kimlik hırsızlığına özel olarak değinilecektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kimlik Hırsızlığı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/gang_02.jpg" style="color: #5f5f5f;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-thumbnail wp-image-202" height="109" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/gang_02.jpg?w=150&amp;amp;h=109" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="gang_02" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;Bu suç, bir kişinin, başkasının kişisel bilgisini (isim, Sosyal Sigorta numarası, kredi kartı numarası, banka hesabı numarası vb. gibi) kullanarak ekonomik kazanç için onun yerine geçmesidir. Federal Ticaret Komisyonu’nun Kimlik Hırsızlığı Bölümü’ne göre en sık işlenen kimlik hırsızlığı suçları şunlardır (8):&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Sahte bilgi ile kredi kartı hesabı açtırmak ve kullanmak&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Telekominikasyon veya başka kamu hizmetlerini başkasının üzerine açtırmak&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Karşılıksız çek defteri açtırmak&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Taklit edilen kişiye ait hesaptan para çekilmesi veya sahte bilgilerle yeni hesap açtırılması&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Başkasının adına kredi alımı&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Başkasının adıyla çalışma&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Polis tarafından trafikte durdurulduğunda başkasının bilgilerini verme&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Bir kişinin bir sitedeki hesabını ele geçirme&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Kimlik hırsızlığı’ndan ötürü olan zararlar çok büyüktür. 2003′te yapılan tahminler bu miktarın 33 milyar doların üstünde olduğu yönündedir.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Omuzüstünden bakma, çöplere dalma, phishing…”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Kimlik hırsızları bu bilgileri bir dizi yaratıcı metotla sağlarlar. Bir metot “omuz üstünden bakma”dır. Bu metotta suçlular, kurbanın kredi kartı bilgisini yakından izleyerek, bir atmde sıra bekliyormuş gibi yaparak mesela, alırlar. Diğer bir metot evlerin çöplerinden kredi kartı ekstreleri, atılmış nüfus cüzdanı fotokopileri gibi hassas bilgiye sahip belgelerin edinilmesini sağlayan “çöplüğe dalma” metodudur. Günümüzde özellikle Nijeryalı dolandırıcıların usta olduğu phishing ise kullanıcının internet üstünden e-mail ve benzeri yöntemlerle kendisine yapılan sahte tekliflerle kredi kartı veya banka numarası gibi özel bilgileri vererek zarara uğratılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/gang_03.jpg" style="color: #5f5f5f;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-thumbnail wp-image-203" height="100" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/gang_03.jpg?w=150&amp;amp;h=100" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="gang_03" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;Peki gelecekte işlenecek suçlar sadece bu kadar mı? Terör örgütlerinin uyuşturucudan kazandıkları paranın oldukça çok olduğu düşünüldüğünde yeni çıkan suç türlerinden birisi&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Narkoterörizm&lt;/strong&gt;‘dir. Bu terör örgütlerinin ve/veya bu gruplardaki bazı insanların uyuşturucuyu üretmesi, taşıması ve dağıtmasında yer alarak bu ürünlerin satışından para kazanması şeklinde bir tanımı olan terörizmin bir alt koludur. Kokain kartellerinin silah ve para vererek çeşitli devrimleri destekledikleri bilinmektedir (Inciardi, 1991). Bunun yanısıra Kolombiya’daki FARC ve M-19′un uyuşturucudan kazandıkları parayı politik suikastler, kaçırmalar ve diğer suç eylemlerini gerçekleştirmekte kullandıklarını biliyoruz (McBride &amp;amp; Swartz, 1990).&lt;br /&gt;Birçok açıdan da benzeşen gruplar bunlar. Drugstory tarafından bastırılan “Terror, Violence and the Drug Trade” adlı kitapta (2005) şu ortak özelliklere sahip gösteriliyorlar:&lt;br /&gt;&lt;ol&gt;&lt;li style="line-height: 21px; list-style-image: initial; list-style-position: outside; list-style-type: decimal;"&gt;Her iki grup da küresel olarak çalışmakta ve küreselleşme ile gelen trendlerden ve açık ve devletler tarafından kontrol edilmeyen ortamlardan yararlanmaktadır&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px; list-style-image: initial; list-style-position: outside; list-style-type: decimal;"&gt;Teröristler ve uyuşturucu kaçakçıları güçlü devlet kontrolünün olmadığı ülke ve bölgelerde çok güçlenmektedir.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px; list-style-image: initial; list-style-position: outside; list-style-type: decimal;"&gt;Her iki grup da teknolojiye, hem kendi içlerinde iletişim kurabilmek, hem de devlet tarafından tespit edilmemek için hakimdir. Bu teknolojiler arasında şifreleme teknikleri, uydu ve cep telefonu kullanımı, GPS sistemleri, gözetleme ve dinleme cihazları bulunur.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px; list-style-image: initial; list-style-position: outside; list-style-type: decimal;"&gt;Hücresel operasyonlar uygulayarak, gerçek anlamda bir gecede taktik ve personel değiştirebilirler.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px; list-style-image: initial; list-style-position: outside; list-style-type: decimal;"&gt;Suç dünyasının sağladığı diğer hizmetlere ikisi de muhtaçtır. Sahte dökümanlara, güvenli evlere, çalıntı arabalara, silahlara ve para aklama tesislerine ihtiyaçları vardır.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px; list-style-image: initial; list-style-position: outside; list-style-type: decimal;"&gt;Hem terörizm hem de uyuşturucu kaçakçılığı çabucak çözüme ulaşamayan, uzun vadede çözülmesi gereken suçlardır.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px; list-style-image: initial; list-style-position: outside; list-style-type: decimal;"&gt;Teröristler ve uyuşturucu kaçakçıları şiddet ve cinayetlerle sivilleri hedef alırlar. Ve her ikisi de gençleri kullanmaktadır.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;strong&gt;Kriminolojinin Kullanımı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gelecekte hangi suçların olacağını kadar, kriminolojinin de bu sırada ne yapacağını düşünmek önemli. Hakikaten de günümüzde kriminolojik teorilerin kullanımı ile alakalı bir çok soru var. Mary Tuck (1989)’un da gözlemlediği üzere:&lt;br /&gt;“Çoğu insan kriminolojik teorilerin yıllar içerisinde çok radikal bir biçimde değiştiğini ve eskiden “yanlış” olarak addedilen birçok tavsiyenin şimdi “doğru” olarak addedildiğini savunuyor. Rehabilitatif tutuklamayı savunurken, bir anda tersini savunuyorlar; uzun cezaların yararlı olduğunu söylerken, şimdi hiç bir etkisinin olmadığını söylüyorlar. [...] Kriminologlar kendi aralarında tek bir ses hale gelip uzlaşmış değiller.”&lt;br /&gt;Ancak Austin’in de belirttiği üzere (2003) yasa koyucular, ceza yasasını değiştirirken sordukları ilk soru “Kriminologlar bu konuda ne düşünüyor?” olmuyor. Dolayısıyla Joan Petersilia(1991)’nın savunduğu üzere “Kriminologlar yasa koyucuların sorunlar hakkında düşünme metotlarını etkileyen araştırmalar yapmalılar.”. Buna ek olarak Petersilia, kriminologların, araştırma bulgularının sonuçlarını yazarken bu sonuçların yasal anlamda ne anlama geldiğini de yazmaları gerektiğini savunmakta.&lt;br /&gt;Birçok araştırmacının da belirttiği üzere kriminoloji bir an önce “değer yargısız” araştırma biçimini bırakarak bulguların gerçek dünya durumlarına nasıl uygulanacağını söylemeli. Bu anlamda bilimin geçmişinde Beccaria’dan Cloward ve Ohlin’e kadar geniş bir araştırmacı repertuarı da var; bu insanlar kendi zamanlarında yaşanan problemlere eğilerek onları nasıl çözebileceklerine yönelik araştırma yapmışlardı.&lt;br /&gt;Kısacası kriminoloji bir an önce kökeni olan uygulamalı sosyal bilim haline dönmelidir. Suç fenomeninin karmaşık doğası, yasal uygulamaların kriminoloji ile geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynakça:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Egger, S. (1998).&amp;nbsp;&lt;em&gt;The New Predators: Crime Enters the Future&lt;/em&gt;. The Futurist 19&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Cummings, S. (1992).&amp;nbsp;&lt;em&gt;Anatomy of a Wilding Gang&lt;/em&gt;. “Gangs: The Origins and Impact of Contemporary Youth Gangs in the United States” içerisinde. Albany: State University of New York.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Inciardi, J. (1991).&amp;nbsp;&lt;em&gt;Narcoterrorism: A perspective and commentary&lt;/em&gt;. “Perspectives on Deviance: Dominance, Degradation and Denigration” içerisinde. Cincinnati, OH: Anderson.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;McBride, D. ve Swartz, J. (1990).&amp;nbsp;&lt;em&gt;Drugs and Violence in the Age of Crack Cocaine. Drugs, Crime and the Criminal Justice System&lt;/em&gt;. Cincinnati, OH: Anderson.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Tuck, M. (1989).&amp;nbsp;&lt;em&gt;Is Criminology Any Use?&lt;/em&gt;. The Criminologist 16: 1&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Austin, J. (2003).&amp;nbsp;&lt;em&gt;Why Criminology is Irrelevant&lt;/em&gt;. Criminology and Public Policy 2: 557&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Petersilia, J. (1991).&amp;nbsp;&lt;em&gt;Policy Relevance and the Future of Criminology&lt;/em&gt;. Criminology 29&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-6078405273306930104?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/6078405273306930104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/kriminolojinin-gelecege-baks.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/6078405273306930104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/6078405273306930104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/kriminolojinin-gelecege-baks.html' title='Kriminolojinin geleceğe bakışı'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-989734113260758609</id><published>2011-09-09T12:06:00.003+03:00</published><updated>2011-09-09T12:06:56.021+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Psikoanalitik Teori</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="post-author" style="color: #949494; font-size: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="138" src="http://www.btcnews.com/btcnews/images/freudian_slip.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="161" /&gt;Sinema ve çok satan romanların suçluları akıl hastası olarak gösterdiği bilinen bir gerçek. Hannibal Lecter’dan Hitchcock’un “Psycho”‘suna kadar çekebiliriz. Katil genelde metodik bir biçimde cinayet işleyen ve genelde polis için çalışan bir psikiyatrist tarafından yakalanır. Medya böyle söylese de şu soruyu sormak eğer kriminoloji açısından anlamlı bir açıklama yapmak istiyorsak zorunludur: Suçlu davranışına psikoloji ne kadar etki eder ve/veya &amp;nbsp;psikopat veya suç işlemeye yatkın bir zihin var mıdır?&lt;br /&gt;Suçun psikiyatrik özellikleri ile ilgilenen ilk kuramcılar bir dizi alana odaklanmışlardır diyebiliriz. Mesela Henry Maudsley (1835-1918) suç ve delilik arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Özellikle araştırdığı şey “epilepsi deliliği”dir. Araştırmalarında bulmayı beklediği şey, suçluların “ahlaki çöküntü” içerisinde olduğudur. Yani suçlular, işledikleri suçun tam bilincinde olmayan – kendilerini kandırma konusunda güçlü bir ilgileri olan şahıslardır. Maudsley’in teorisini okuduğumuzda Freudyen bilinçaltı kavramının izlerini görebiliriz.&lt;br /&gt;Freudyen demişken, Psikoanalitik teorinin ve psikoanalizin babası Sigmund&lt;img alt="" class="alignright" height="280" src="http://galeri.uludagsozluk.com/25/sigmund-freud_25748.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="206" /&gt;Freud’dan bahsetmemek olmaz. Avusturyalı bu psikiyatrist insan davranışını anlamak için kişinin erken çocukluk anılarının incelenmesi gerektiğini savunur. Bu deneyimler, travmatik olsa da olmasa da, kişinin davranışını o bilinçli olarak farkında olmadan değiştirmektedir. Her ne kadar teorinin tamamı inanılmaz bir biçimde karmaşık ve belirsiz olsa da (Freud daha sonra bir dizi konuda fikrini değiştirmiştir) anahtar kavramları oldukça belirgindir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Freudyen Kişilik Öğeleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Freud denildiğinde insanın aklına temel beş kavram gelir. Bilinç, bilinçaltı, id, ego ve süperego. Ki Freud’un en büyük katkısı bunlardır psikolojiye.&lt;br /&gt;Hepimiz görmüşüzdür, çizgi filmlerde bir karakter karar verirken bir omzunda şeytan, diğer omzunda melek belirir. İşte bu imgelem id, ego ve süperegoyu açıklamak için biçilmiş kaftan diyebilirim. İd, şeytandır, içten gelen her neyse onun yapılmasını önerir. Süperego ise doğru olanı, toplumsal normlara göre yapılması gerekeni söyleyen melektir ve ego da ortadaki karakterdir.&lt;br /&gt;Daha bilimsel terimlerle açıklarsak eğer&amp;nbsp;&lt;strong&gt;id&lt;/strong&gt;‘in bilinçaltı olduğunu, kişiliğin içgüdüsel özelliklerini taşıdığını ve temel güdülerin (seks, saldırı, yiyecek vs.) anında tatminini amaçlayan parça olduğunu söyleyebiliriz. İd’in mottosu “Eğer güzel geliyorsa yap gitsin!”‘dir.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Süperego&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;ise vicdanla eştir – yasaklamaların merkezi ve kişi ne olmak istiyorsa onu emreden kısımdır. Ebeveynler, okullar ve diğer sosyal kurumların süperegonun içeriği için model olduğunu görürüz. Her ne kadar bilinçaltı seviyesinde olsa da süperego ahlaki, etik ve toplumsal değerler ile kişinin kendisine koyduğu sınırlamaların kaynağıdır.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Ego&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;ise kişiliğin bilinçli kısmıdır. Bu bir tür psikolojik termostattır denilebilir. İd’in buyurduğu vahşi istek ve tutkularla süperegonun sınırlamalarını orta noktada buluşturur.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="143" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/devil2band2bangel2b2.jpg?w=192&amp;amp;h=143" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="192" /&gt;Freud anksiyete konusuna özellikle ağırlık vermiştir. Anksiyete’nin iki kaynağı vardır: birincisi bir isteğin (kişi bunun farkında olsun olmasın) tatmin edilmemesi iken ikincisi bilinçaltında yatan bir isteğin bilince doğru kaymasıdır. Freud bu anksiyeteyi azaltmak veya yoketmek için bireylerin kullandığı&lt;strong&gt;savunma mekanizmaları&lt;/strong&gt;nın altını çizmiştir. Az sonra değineceğim bu mekanizmalar psikoanalitik teorinin hem psikolojiye, hem de suçlu davranışını açıklamaya büyük katkısıdır.&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İnkar:&lt;/em&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;Yaşanan deneyimin bir kısmı reddedilir. Örnek vermek gerekirse bir ailede baba, aileyi terkeder ama aile sanki o tatile gitmiş de bir süre sonra gelecekmiş gibi davranır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Rasyonalizasyon:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&amp;nbsp;Uygunsuz bir şeyi yapmaya makul bir sebep bulmadır. Mesela bir öğrenci sınavlara çalışmak yerine kendini alkole verip kaldığında verdiği “Hoca kötüydü, sınıftakiler aptal zaten, sanırım bölümümü değiştireceğim” tepkisi bir rasyonalizasyon tepkisidir.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bastırma:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&amp;nbsp;İstek ve düşünceler bilinçaltına atılır ve onların varlığı reddedilir. Örnek olarak çocuklukta yaşanan tacizler sıklıkla “unutulur”.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Zıt tepkiler oluşturma:&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;Kişi hisettiği bir güdüyü karşı tepkiyi kullanarak saklar. Mesela sevgi, nefreti gizlemenin bir yolu haline gelir.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yansıtma:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&amp;nbsp;Kişinin kendi hissettiği duygu ve istekleri başkasının üstüne atfetmesidir. Ben çok heyecanlıysam mesela, herkesi heyecanlı olarak addedebilirim. *&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;strong&gt;Freudyen Suçluluk Açıklamaları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Freudyen teorinin temel varsayımı insanoğlunun doğasının içkin olarak antisosyal olduğudur. İd’in etkisi ile bebekler hayata antisosyal dürtüler ile başlarlar. Ancak büyürlerken uymaları beklenen sosyal kurallarla karşılaşırlar, dolayısıyla ilkel dürtüler olan hemen tatmin, sınırlanmamış cinsellik ve öfkeden vazgeçmeleri gerekir. Unutulmaması gereken ve daha sonra önemli olacak olan nokta çocukların süperegoyu deneyimden ve ebeveyn ve kardeşler gibi onları uygun olan davranışları öğreten rol modellerinden öğrenerek geliştirdiğidir. Dolayısıyla egonun veya süperegonun gelişimini engelleyecek bir travma veya sorun suçluluk riskini arttıran bir şeydir.&lt;br /&gt;Freudyen teorinin en bariz eksikliği empirik olarak test edilemez olmasıdır. Nitekim id, ego ve süperego gibi kavramları net bir biçimde gözlemlemek ve ölçmek mümkün değildir. Ancak bir dizi kuramcı (Redl ve Wineman, Healy ve Aichorn gibi) psikoanalitik kuramı bir grup suçlu çocuk üstünde tedavi yöntemi olarak uygulamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignright" height="157" src="http://camworld.org/misc/freudian_picnic.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="230" /&gt;Araştırmalarında gördükleri şey anormal şekilde güçlü id dürtülerinin suçluluğa yol açmadığıdır. Bunun yerine onlar ego ve süperegoya eğilmeyi tercih etmişlerdir. Üç ihtimal ortaya çıkmaktadır. Birincisi&amp;nbsp;&lt;strong&gt;suçlu egosu&lt;/strong&gt;‘dur. Bu ego tipi süperegodan gelen bütün sınırlama taleplerini bloke eder ve suçlunun, suçlu davranışını rasyonalize etmesini sağlar. Uygun olmayan rol modellerinin süperego gelişiminde kullanılması da&amp;nbsp;&lt;strong&gt;suçlu süperegosu&lt;/strong&gt;nu yaratmaktadır, burada süperego toplumsal kurallar yerine suçlu davranışını öğütleyen bir hale gelmektedir. Bir diğer ihtimal de&amp;nbsp;&lt;strong&gt;aşırı gelişmiş süperego&lt;/strong&gt;dur. Daha önce belirttiğim üzere süperego anksiyete biçiminde tatminsizliğini ifade eder. Bu tatminsizliğin kişi üzerindeki sonucu suçluluk hissidir. Kişi ne kadar kendini suçlu hissederse o kadar cezalandırılma ihtiyacı hisseder, sadece ceza görmekle bu duygulardan arınabilir. Bu yüzden bazı insanların yakalanma ve cezalandırılma ihtiyacı yüzünden suç işlediklerini söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;* Savunma mekanizmalarının tümü için şu&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.freudvepsikanaliz.com/savunmamekanizma.html" style="color: #5f5f5f;"&gt;sayfa&lt;/a&gt;&amp;nbsp;ziyaret edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynakça:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Redl, F. &amp;amp; Wineman, D. &amp;nbsp;(1951).&amp;nbsp;&lt;em&gt;Children Who Hate&lt;/em&gt;. Glencoe, IL: Free Press&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Aichorn, A. (1979).&amp;nbsp;&lt;em&gt;Wayward Youth&lt;/em&gt;. Classics of Criminology. Prospect Heights, IL: Waveland.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Vito G., Maahs, J. &amp;amp; Holmes, R. (2007).&amp;nbsp;&lt;em&gt;Criminology Theory, Research and Policy&lt;/em&gt;. Massachusetts: Jones and Bartlett Publishers&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-989734113260758609?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/989734113260758609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/psikoanalitik-teori.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/989734113260758609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/989734113260758609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/psikoanalitik-teori.html' title='Psikoanalitik Teori'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-5677167533081827079</id><published>2011-09-09T12:00:00.000+03:00</published><updated>2011-09-09T12:00:52.146+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Cehennem Melekleri Türkiye'de</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="post-author" style="color: #949494; font-size: 14px;"&gt;&lt;span class="author vcard"&gt;By&amp;nbsp;&lt;a class="url fn n" href="http://ozgurcakmak.wordpress.com/author/zonestalker/" style="color: #949494; font-size: 14px; text-decoration: none;" title="Tüm yazıları Ozgur Cakmak 'a göre sırala"&gt;Ozgur Cakmak&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="180" src="http://af11.files.wordpress.com/2010/05/hells-angels.jpg?w=250&amp;amp;h=180" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="250" /&gt;Hürriyet gazetesi 10 Ekim 2009′da&lt;a href="http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=12661417" style="color: #5f5f5f;" target="_blank"&gt;şöyle&lt;/a&gt;&amp;nbsp;bir haber yaptı “Cehennem Melekleri Türkiye’de” başlıklı. Bu haberde Cehennem Melekleri’nin İzmirli bir motorsiklet klübü olan Red Devils’i alt klüp olarak alıp Urla’da açtıkları ilk şubelerinin partisinden bahsediliyordu. Bu haberde partinin verildiği villa şöyle tanıtılıyor:&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“İzmir-Urla yolu üzerinde, tamamen kırmızı beyaz renklere boyanmış tripleks bir villa. Büyük bahçesinde, havuz ve basketbol sahası bile var. Dolmuş şoförleri, anlamını bilmesede, adresi Villa 81 olarak tanıyor.[...] 2,5 metrelik bahçe çitleri, meraklı gözleri engellemek için bezlerle sıkı sıkıya kapatılmış. Dış kapıda duran deri yelekli ve dövmeli birkaç genç, misafirlerin giriş çıkışını ve trafiği kontrol ediyor. Davetlilerin çoğunun aracı, gösterişli olduğu kadar gürültülü motosikletler. [...] Deri yeleklerin arkasında Red Wolwes, Black Wolves, Ottomans, Macho Kings gibi çeşitli yazılar ile değişik renkte ve şekilde amblemler yer alıyor. Ama hepsi, yeleklerinin arkasında, kırmızı beyaz renkli Hells Angels yazısı ve kanatlı bir kurukafadan oluşan sembol taşıyan davetlilere ayrı bir hürmet gösteriyor. Çünkü villa, Hells Angels’ın Türkiye’deki ilk kulüp evi. Parti ise dışarıya, özellikle de basına tamamen kapalı, kuruluş partisi. Hells Angels’ın basınla arası, isimlerini sürekli suç olaylarıyla andıkları gerekçesiyle pek iyi değil. Bizi de, araya giren tanıdıklar ve yayınlanacak fotoğrafları görmek şartıyla içeri almayı kabul ettiler.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Görülebileceği üzere basına ve kamuya kapalı tamamiyle özel bir parti. Ve Cehennem Melekleri’nden bazı klüp üyelerinin de partiye katıldığı görülüyor. Haber:&lt;img alt="" class="alignright" height="116" src="http://www.christies.com/lotfinderimages/d51232/d5123239l.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="143" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Hells Angels’in adının kriminal olaylara karıştığını, kendileriyle birlikte birçok ön yargınında geldiğini hatırlattığımız Red Wolves üyeleri, kulübün resmi internet sitesinde yer alan “Ne zaman doğru birşey yapsak, kimse hatırlamaz ama ne zaman yanlış birşey yapsak kimse unutmaz” sözüyle cevaplıyorlar. Irkçılık iddialarına karşı ise “Irkçı olsalar, müslüman bir ülkeyi kabul etmezlerdi” tezini savunuyorlar.&lt;br /&gt;Hells Angels kimilerine göre, adı bir çok suça karışmış, tehlikeli bir çete, kimilerine göre ise gelenek, onur ve gurura dayalı dünya çapında bir aile. Türkiye’de ne olacağını ise zaman gösterecek.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;denilerek bitiriliyor. Klübün kriminal aktivitelere karıştığı ne yazık ki tek bir sözle geçiştirilemeyecek kadar gerçek bir olay. Özellikle Kanada Suç İstihbarat Biriminin 2004′te yayınladığı Kanada Organize Suç Yıllık Raporu ve çeşitli araştırmacıların yaptıkları araştırmalar Cehennem Melekleri klübünün suç aktivitelerini spekülasyonun ötesine götürmekte.&lt;br /&gt;Bu yazıda haklarında pek fazla bir şey bilinmeyen bu grupların, özellikle Cehennem Melekleri ekseninde, yapılanması ve aktivitelerini anlatacağım.&lt;br /&gt;Bu grupların geçmişine baktığımızda Mafya ve diğer organize suç örgütlerinden farklı olarak iktidar, kâr ve açgözlülükten ziyade toplumun değer yargılarını anlamsız ve aptalca bulan İkinci Dünya Savaşı gazilerinin kurduğunu görüyoruz. Ancak Barker (2004)’in de bahsettiği üzere kendi yaşam tarzlarını kendi kuralları ile yaşamak isteyen insan imajından uluslararası anlamda aktif bir halde suç işleyerek kâr eden bir grup haline dönüştüklerini görmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="89" src="http://instructors.cwrl.utexas.edu/kreuter/system/files/hells-angels.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="137" /&gt;Yasadışı motorsiklet klüplerinin hepsi suç işlemek için kurulmadığını da belirtmem gerekir. 2005′te Amerika Birleşik Devletleri’nde Çete Araştırma Ulusal Birliği’nin yayınladığı bir rapora göre ülkedeki 300 motorsiklet klübü, suç aktiviteleri işlemekte ve üye sayıları ise bir düzineden binlerce üyeye kadar değişmekte. Bu çetelerin suç aktivitesi ise baskın olarak uyuşturucu kaçakçılığı ve dağıtımı. Bilinen şu ki bu eylemleri işlemek için uluslararası uyuşturucu kaçakçısı örgütlerle müttefiklikleri de var.&lt;br /&gt;Türkiye’deki bu oluşumun kaygı veren tarafı yasadışı motorsiklet klüplerinin çok zaman eylemlerini kukla klüpler vasıtası ile gerçekleştirmesi, bu terimin anlamı şu: Bu klüpler ana organizasyonla müttefikler ancak bu organizasyonun bir parçası değiller – sadece destekçileri. (Barker, 2005) Ve bu destek klüplerinin yamalarında 81 sayısına rastlıyoruz. Bu Hell’s Angels’in baş harfleri olan H ve A’nın İngiliz alfabesindeki yerleri oluyor.&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı sonrasında Cehennem Melekleri organize suç örgütü olarak adlandırılabilecek kadar güçlenen ilk grup oluyor. Bu klüp İkinci Dünya Savaşı’ndan dönen Kaliforniya gazileri tarafından “Bloomington’lu Sinirli Piçler” adı ile (Pissed Off Bastards of Bloomington -POBOB ) kuruluyor. Bu klübün suç aktiviteleri ise mala zarar verme, kamuya açık alanda sarhoş gezme, darp ve trafik suçları. “Özel davranış kurallarına sahip güçlü erkekler” olarak tanımlıyorlar kendilerini. “Yasadışı Motorsiklet Klübü” kelimesi ise ilk defa Kaliforniyalı polis memurları tarafından kullanılıyor. Bu, bu grupları Amerikan Motorsiklet Birliğine (American Motorcycle Association – AMA) bağlı diğer gruplardan ayırmak için özellikle kullanılan bir terim.&lt;br /&gt;Birçok çete kendi klüp evine Yasadışı Motorsiklet Klübü (YMK) kültürünün bir parçası olarak sahipler. Bu klüp evlerinde toplantılar ve partiler yapılıyor. Bunun yanısıra motorsikletlerin tamiri de bu evlerde gerçekleşiyor. Birçok YMK klüp evlerinin içerisinde uyuşturucuları, silahları ve çalıntı malların girmesini yasaklamış halde ancak bu evler üyeler tarafından rakip çetelerin saldırılarına karşı güçlü bir biçimde korunuyor.&lt;br /&gt;YMK’lerin bir diğer adı da&amp;nbsp;&lt;em&gt;yüzde bir’lik&lt;/em&gt;. Bu terim AMA başkanı William Berry tarafından dile kazandırılmış bir terim ve ABD’deki motorsiklet klüplerinin sadece yüzde birlik bir diliminin suça karıştığını ifade ederken ortaya çıkmış. Bu terimin bir sembol haline geldiğini ve çoğu YMK’lerin deri ceketlerinin üstüne diktikleri yamalarda (renkler olarak tanımlanıyor) belirdiğini görüyoruz. Bu yamaların hepsi gruba özel, gerek renkleri gerekse tasarımı diğer gruplardan farklı oluyor. Üç bölüme sahip renkler. Üst kısımda genel olarak klübün adı, ortada klübün sembolü ve alt kısımda da klübün nerede olduğu yazmakta. Ceketlerde sadece izin verilen yamalar var ve bu yamaların kaybedilmesi üyeler için ciddi bir suç. Hatta bazı klüpler (Cehennem Melekleri gibi) amblemi vücuda dövme olarak yaptırmayı zorunlu koşuyor.&amp;nbsp;&lt;img alt="" class="alignright" height="158" src="http://media.canada.com/2de3e3f6-b472-4835-9142-3ead50913788/HellsAngels.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" width="158" /&gt;&lt;br /&gt;Cehennem Melekleri demişken tarihçelerine devam edelim. 1948′de San Bernardino’da toplanan POBOB üyeleri yeni bir klüp oluşturma kararı alıyorlar. Bu klübün adı 2. Dünya savaşında kullanılan bir bombardıman uçağı olan Hell’s Angels (Cehennem Melekleri). Bu ilk grup “Berdoo” (Bernardino’nun okunuşu) olarak isimlendirilmekte ve aynı zamanda başkan ve karargah San Bernardino’da olduğu için Ana Grup olarak görülmekte. Grup derken kastım bu klübün bölgesel hakimiyet yerleri (Chapter). 1960′larda Oakland grubunun başı olan Sonny Barger’in başkan olması ile Ana Grup, Oakland’a geçiyor.&lt;br /&gt;Bu tarihlerde, Vietnam savaşı’nın sona erip askerlerin eve dönmesi ile, grubun oldukça genişlediğini görüyoruz. Ki Hunter S. Thompson’un Hell’s Angels adlı kitabında görebileceğimiz gibi bu genişlemenin sebebi Sonny Barger’in karizmatik bir lider olması. 2005′te Barker’in yaptığı araştırmada 100 gruba bağlı yaklaşık 4000 üyenin olduğu söylenmekte ve bu grupların 65′i Kuzey Amerika’da iken 35′i ABD dışı, Danimarka, Kanada, Brezilya, Yeni Zelanda gibi ülkelerde. Sadece ABD’de ise 700 üyelerinin olduğu sanılmakta o zamanlar. Her ne kadar üye sayısı ve gruplar değişse de Cehennem Melekleri en zengin, en büyük ve en etkin YMK olarak biliniyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yapılanmaları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;YMK’ler bürokratik bir şekilde örgütlenmiş paramiliter gruplar. Lider, Ana Grup’tan grubu idare ediyor. YMK’lerin liderlerini suç aktivitesinden “koruma” metodu araya üye katmanları, kukla klüpler, ortaklar, ve benzeri başka kişileri katmak. Bütün büyük sorunlar ulusal liderlere veya Ana Gruba yollanıyor ve öyle çözümleniyor. Her klübün özel cezalandırma birimi var, Cehennem Melekleri içerisinde “Ölüm Timi” olarak adlandırılıyorlar.&lt;br /&gt;Klüp içerisinde kadınlar da alınmıyor değil. Ancak kadınların bu klüplerde mal olarak görüldüğünü belirtmem gerekir, ceketlerine işlemek zorunda oldukları yama “(Klüp adı)’nın Malı (Property of …)” yazan bir yama. Bu kadınlar sıklıkla fahişe, dansöz veya masöz olarak çalıştırılarak klüp üyelerini “destekliyorlar”. Ayrıca entelijans toplamak için de kullanıdıkları bilinen bir şey.&amp;nbsp;&lt;a href="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/800px-hells_angels_mural_-_southampton.jpg" style="color: #5f5f5f;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-thumbnail wp-image-150" height="112" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/800px-hells_angels_mural_-_southampton.jpg?w=150&amp;amp;h=112" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="800px-Hells_Angels_Mural_-_Southampton" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Cehennem Melekleri’nin Kaliforniya Kurallarını vermeyi istiyorum:&lt;br /&gt;1) Bütün yamalar arkada aynı şekilde olacak ve CEHENNEM MELEKLERİ YAMASI haricinde herhangi bir şey olmayacak. Her grup için kentin yazdığı yama isteğe bağlıdır. Her üyenin bir yaması ve bir üyelik kartının olması zorunludur. Üye yamasını bayrağa dikebilir. Adaylar ise ceketlerinin arkasına Kaliforniya yamasını dikmeli ve ceketin önüne üst cebin soluna Aday yamasını koymalıdırlar.&lt;br /&gt;CEZA: Bu kuralı çiğneyen üye 100$ ile cezalandırılır&lt;br /&gt;2) İğne kullanımı yasaktır. Eroin’in herhangi bir biçimde kullanılması yasaktır. Doktorun zorunlu kıldığı iğneler haricinde olan bütün enjektörler yasak sayılacaktır.&lt;br /&gt;CEZA: Klüpten atılma.&lt;br /&gt;3) Bölgede bir veya birden fazla CEHENNEM MELEĞİ üyesinin olduğu bir yerde herhangi bir patlayıcı ateşe atılmayacaktır.&lt;br /&gt;CEZA: Kıça kırbaçlama ve/veya Kaliforniya başkanının vereceği ceza.&lt;br /&gt;4) Kaliforniya hareketlerinde silahlar saat 1800′dan sonra üstte gösterilmeyecektir. Silahlarla &amp;nbsp;şafak sökümünden 1800′a kadar belirtilen alanda ateş edilecektir. Bu kural kılıfında duran silahların görülmesini kapsamaz.&lt;br /&gt;CEZA: 100$ para cezası&lt;br /&gt;5)Üyeler kendi aralarında silah kullanarak kavga edemezler; bir CEHENNEM MELEĞİ diğer bir CEHENNEM MELEĞİ üyesi ile kavga ediyorken kimse karışmaz; adaylara da üyelere de geçerli bir kuraldır bu. Eğer kavga edenler farklı gruptansalar, ceza Kaliforniya hazinedarına gider.&lt;br /&gt;CEZA: 100$ para cezası&lt;br /&gt;6) Narkotik kandırmacalar yasaktır. Anlaşma yaparken üyeler kişiler söz verildikleri şeyi almalıdır yoksa anlaşma yapılmaz.&lt;br /&gt;CEZA: Klüpten atılma&lt;br /&gt;7) CEHENNEM MELEKLERİ’nin verdiği bütün cezalar 30 gün içerisinde ödenmek zorundadır. Cezalar o grubun hazinedarına ödenmelidir.&lt;br /&gt;8 ) Kaliforniya toplantılarında her grubun tek bir oyu vardır. 2. Kaliforniya Grubu için yeni bir müttefikliği (Charter) öldürmek için oy çokluğundan ziyade oy vermeme kuralı konulmuştur. Eğer yeni grubun üye sayısı 6′nın altına düşerse o grup ya dondurulmalıdır ya da Kaliforniya Toplantısı kararı sonucunda dağıtılmalıdır.&lt;br /&gt;9) Eğer bir üye gruptan atılırsa orjinal gruba dönmek için bir yıl beklemelidir. Eğer üye, üyelikten vazgeçerse CEHENNEM MELEĞİ dövmesi bir giriş tarihi ve bir çıkış tarihi ibaresi taşımalıdır. Üye atıldığında bu dövmenin üstü Xler ile kapatılmak zorundadır.&lt;br /&gt;10) Motorsiklet koşuları saedece tatillerde yapılır: 3 zorunlu koşu Anma günü, 4 Temmuz ve İşçi Bayramı’dır.&lt;br /&gt;11) Hastane veya hapishane haricinde grup üyeleri izin alamaz.&lt;br /&gt;Farkedilebileceği üzere bu kurallar gerek davranış, gerekse görünüm olarak belli bir birliktelik sağlama amacı gütmektedir. Türkiye’deki grupların “charter” olarak adlandırılması da dikkate değer bir şeydir – bu, bu grupların kukla grup olarak kullanılacağı ihtimalini yükselten bir şey.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynakça:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Barker, T. (2004). Exporting American Organized Crime – Outlaw Motorcycle Gangs. Journal of Gang Research. 11(2) 37-50.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Barker, T. (2005). One-Percent Bikers Clubs: A Description. Trends in Organized Crime, 9(1), 101-112.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Criminal Intelligence Service Canada. (2004). Organized Crime in Canada: Annual Report.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Lavigne, Y. (1987). Hells Angels: Taking Care of Business. Toronto: Ballantine.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Mallory, S. (2007). Understanding Organized Crime. Massachusetts: Jones and Bartlett Publishers.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Thompson, H. (1966). Hell’s Angels: The Strange and Terrible Saga of the Outlaw Motorcycle Gangs. California: Random House.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-5677167533081827079?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/5677167533081827079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/cehennem-melekleri-turkiyede.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/5677167533081827079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/5677167533081827079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/cehennem-melekleri-turkiyede.html' title='Cehennem Melekleri Türkiye&apos;de'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-166640365514451074</id><published>2011-09-09T11:57:00.000+03:00</published><updated>2011-09-09T11:59:14.874+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Haşhaşiler</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="post-author" style="color: #949494;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="201" src="http://www.badassoftheweek.com/hashashin1.bmp" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Hashashin" width="230" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İsmaililer olarak da bilinen Haşhaşiler varlıklarını (1090-1275 arasında) iki yüzyıl sürdürmüştür. Hintli Thugeelerin aksine politik hedefleri olan bir organizasyondu bu. Amaçları politik ve dini kurumları birbirinden ayrılamayan bir din olan İslam’ı gerçekleştirmek veya saflaştırmaktı. Thugeelerle kıyaslandığında çok az ölüme ve ekonomik zarara sebep olsalar da Haşhaşiler birçok ülkenin devlet düzenini ciddi biçimde tehdit ediyordu ki özellikle İran ve Suriye’de yaygın olan Selçuklular için büyük tehlike oluşturuyorlardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Weber (1955, s.2)’in de dikkati çekmiş olduğu üzere İslam her zaman bu dünyadaki sosyal düzeni değiştirecek ahlaki bir mesajı yaymaya önem veren bir dindi. İslam içerisinde Terör ise Hinduizm içerisinde olmayan ek bir özelliğe sahipti. Thugeelerde üç öğe ile varken (Saldırgan, Kurban ve Tanrı) Haşhaşiler dördüncü bir öğe bulunmaktaydı: Düşünceleri dikkat çeken olaylara çekilebilen genel veya ahlaki bir kitleyeydi bu eylemler. Kendileri ile ilgilenen çoğunluklara ulaşmak için kitle iletişim araçlarına ihtiyaç yoktu zira öldürmeye niyetlendikleri kurbanlar kutsal yerlerde ve saraylarda katledilmektedi özellikle de bayram gibi çok fazla tanığın olduğu günlerde öldürülmektelerdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignright" height="231" src="http://imagenes.publico.es/resources/archivos/2008/9/12/1221246976320hashashin%20grisesdn.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="02" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Dikkat çekmek ile anlaşılmak iki farklı şeydir ve durumun amacı bir kitle yaratmak ise saldırıya uğrayanlar teröristin mesajına kendi yorumlarını katarak tehdidin algılanmasını yumuşatmaya çalışırlar. Bunu yapabilmeleri ihtimali eğer saldırgan yaptıklarından pişmanlık duyarsa veya en azından kaçarsa en fazlaya çıkar. Ancak Katiller loncasının doktrinleri her iki ihtimali de yokedecek biçimde yapılmış gibidir. Yaptığı eylemin kitlesel bir nitelik kazanmasını amaçlayan bir kişinin kaçması pek mümkün değildir zaten. Haşhaşiler yollayacakları katili hayatta kalabileceği düşüncesini bile aklına getirmeyecek biçimde koşulladıklarından kaçmayı bile denemez. Silahı bir bıçaktır “ne zehir ne ok hep bıçak” ve bu silah seçimi bile onun yakalanmasını veya öldürülmesi için özel olarak tasarlanmıştır denilebilir. Pek zaman “(katil) kaçmak için bir teşebbüste bulunmaz ve hatta bir görevden sağ çıkmanın utanç verici bir olay olacağı konusunda bir ima bile vardır”. On ikinci yüzyılda yaşamış olan bir batılı yazarın kaleminden alırsak “Aralarından birisi bu şekilde ölmeye karar verdiğinde Şefin kendisi “kutsanmış” olarak addedilen bıçakları kendi elleriyle verir.” (Lewis 1967, s. 127)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Şehitlik, yani ölümü insanlara “gerçeği göstermek” adına gönüllü olarak kabulleniş, mesaj verme kaygısı taşıyan dinlerin merkezi ve hatta kritik denilebilen bir metodudur. Bu sayede inananların şüpheleri yokedilir ve dini yayma kolaylaşır. Haşhaşileri anlamak Müslümanlık içerisindeki şehitlere, özellikle İslam düşmanlarını öldürürken olan şehitliğe, verilen önemi kavramadan mümkün değildir. Haşhaşi eğitimi açıkça takipçilerini şehitlik için hazırlayan bir eğitimdi. Katilleri adlandırmakta kullanılan&amp;nbsp;&lt;em&gt;fidayeen&lt;/em&gt;&amp;nbsp;(kutsanmış veya adanmış olanlar anlamına gelir) kelimesi onların (Thugların kurbanları gibi) kendilerini bütün günahların pişmanlığından azat etmiş ve dolayısıyla “cennete girmeyi” haketmiş dini kurbanlar olarak görüldüğüne işaret eder. (Kohlberg 1976 s. 72)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="367" src="http://ozgurcakmak.files.wordpress.com/2011/04/75.jpg?w=278&amp;amp;h=367" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Hasan Sabbah" width="278" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Hinduların tarihi sonu gelmez bir daire şeklinde düşünmesi Thuggeeleri mümkün kılmıştır. Mesaj kaygılı dinler ise tarihin bütün insanların mesajı duyup anlamasıyla gerçekleşeceği şeklinde unilateral bir bakışa sahiptir. Bu amacın gerçekleşmemesi yüzünden bu dinler periyodik olarak varolan ikiyüzlü dini kurumların çürümesi yüzünden dinin gerçek mesajının olacak olan normalötesi olaylarla ortaya çıkarak toplumun inancının yenileneceğine dayanan binyılsal hareketleri olştururlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İslami binyılcı hareketleri büyük ölçüde (azınlık olan) Şiilerle alakalandırılır. Zira onlar bir mehdinin ortaya çıkarak ortodoks kurumlara karşı yapacağı kutsal savaştan sonra İslam’ı temizleyeceğine inanırlar. Bir dizi Yahudi ve Hristiyan mehdi hayallerinde şiddet var olabilir veya var olmayabilir ancak “Mehdici teorinin temel kısmı cihadı mükemmel bir sosyal düzenin ortaya çıkartılması sürecinde yapılacak silahlı devrimsel bir mücadele metodu” olarak yorumlar. (Hodgkin&amp;nbsp;1977 s. 307)&amp;nbsp;İnananın görevi Mehdi gelip onu çağırana kadar inancını&amp;nbsp;bütün tutmaktır.&amp;nbsp;İnanan kişiyi düşman Müslümanlar arasında korumak için&amp;nbsp;Şiiler dini dissimulation’a yani takiyyeye izin vermiştir. Ayrıca Saf olanların inançlarını, günümüzde savaş&amp;nbsp;sırasında kandırmaca nasıl maruz görülüyorsa, saklamalarına da izin vardır. Eğer bir fırsat çıkarsa&amp;nbsp;Şiiler “dillerini kullanmalı” veya dini inançlarını&amp;nbsp;açıkça yaymaya çalışmalıdır ancak kılıçların çekilmesi Mehdi’nin gelişinden sonra olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Haşhaşler diğer müslümanlara karşı&amp;nbsp;kılıçların çekilmesini, gerçekten inanan kişinin başka silahlar kullanabilmesi ve hatta Mehdi’nin gelişini hızlandırmak için yapması&amp;nbsp;gereken&amp;nbsp;şey olarak yorumlamıştır. Bu bağlamda belli silahlara dini önem atfeden daha önceki&amp;nbsp;İslami binyılcı&amp;nbsp;hareketlerine benzerler. Sekizinci yüzyılda varolan bazı&amp;nbsp;kültler kurbanlarını&amp;nbsp;boğmuşve hatta bir tanesi kurbanlarını&amp;nbsp;tahta sopalarla ölene kadar dövmüştür. (Friedlaender 1907, 1909; Watt, 1973, s. 48) Her durumda seçilen silah kaçışı&amp;nbsp;engellemekte ve&amp;nbsp;şehitliği vurgulamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Haşhaşiler dinlerinin “dillerini kullanarak” gerçek anlamını&amp;nbsp;diğer Müslümanlara yaymaya çalışan misyonerleri organize eden daha aktif&amp;nbsp;Şii elementlerden köklenmiştir. Her ne kadar kökleri&amp;nbsp;İran’a dayansa da pek çoğu Mısır misyoner okullarında eğitilmiştir bu misyonerler. Mısırdaki&amp;nbsp;Şii (İsmaili) devletinin binyılsal doktrinleri destekleme özellikleri azalıncaHaşhaşilerin kurucusu kendi bağımsızlığını&amp;nbsp;ilan etmiş, alınamaz olarak görülen birkaç dağkalesini ele geçirmiş&amp;nbsp;ve onları&amp;nbsp;bütün anlamda mültecilere açmıştır. Burada Haşhaşilerin kanunun yokolduğu ve insan doğasının mükemmelleştiği harmoni içerisinde anarşik bir durum olarak tarihin mesihsel tamamlanmasını&amp;nbsp;öngören sistematik bir Gnostik teoloji oluşturduğunu görüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Thuglar gibi haşhaşiler de devlet sınırları&amp;nbsp;arasında sürekli hareket halindelerdi. Ancak ikisi arasındaki farklar önemlidir. Thuglar kendilerini kar ve kendilerinin o prensin ülkesi dışarısında hareket etmelerine söz vermeleriyle koruyacak prenslerle anlaşmalar yparkenhaşhaşiler islam’ı&amp;nbsp;tekrardan tek bir topluluk olarak oluşturma amacını&amp;nbsp;güttüklerinden doktrinleri gereği varolan bir&amp;nbsp;İslam devleti içerisinde varolamayacak uluslararası&amp;nbsp;bir komplo oluşturma hedefindelerdi. Dolayısıyla dağınık dağ&amp;nbsp;kaleleri veya&amp;nbsp;şehir devletlerinen oluşan kendi devletlerini kurmak zorundalardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignright" height="188" src="http://community.imaginefx.com/forums/storage/6/162615/Arabian-Nights_08.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="03" width="294" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Belki de tarihte ilk defa bir devletin temel varoluş&amp;nbsp;amacı&amp;nbsp;uluslararası&amp;nbsp;terör yaratmaktı. Devlet bir dizi gerilemeden sağlam çıkacak, ve sağlam çıkan, etkili ve dayaniıklı&amp;nbsp;bir organizasyonun yaratımı&amp;nbsp;için imkanlar sağlıyordu. Daha önceki binyılsal birliktelikler çok dağınıklardı, üsleri rahatlıkla ulaşılabilir haldeydi ve onların sonuç olarak önemsizlikleri tarihçilerin bile onlarıkaale almamasına yolaçıyordu ki onları&amp;nbsp;bize bilinebilir kılacak tek kaynak tarihçiler idi.İzolasyon&amp;nbsp;Haşhaşilere yarı&amp;nbsp;monastik bir yaşam sürdürmelerine ve liderler, misyonerler ve fidayeen yetiştirmelerine imkan verecek hem alanı&amp;nbsp;hem de zamanı&amp;nbsp;sağlıyordu. 50 yıl sonraşehir merkezlerindeki popüler desteği kaybetmelerine rağmen 150 yıl, ki Moğol ve Arap orduları&amp;nbsp;devletlerini yoketmeseydi daha da uzun sürebilirdi bu varlık, varlıklarınısürdürmüşlerdir. (Hodgson, 1955 s. 115)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İşlerini kolaylaştırmak adına, kendilerine sempati duyan&amp;nbsp;şehirlerde kendilerine destek veren hücreler ağı&amp;nbsp;oluşturmuşlardır. Pek sık olarak devlet içerisinde anahtar rol oynayan kişiler, ama rüşvet ile, ama korkutma ile, ama kendilerinden yapmayla,&amp;nbsp;Haşhaşilere destek vererek onlara iç destek vermiştir. Ortodoks müslümanlar içeriden verilen desteğin önemini anladıklarından&amp;nbsp;Haşhaşiler algıları&amp;nbsp;düşmanlarını&amp;nbsp;dost olarak gösterip manipüle etmiş,şüpheleri ve kafa karışıklığını&amp;nbsp;arttırmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Başarılı&amp;nbsp;bir suikast politikası, öldürme eylemini misyonerleri korumak için gerekli bir ölçü olarak kabul edilmesine bağlıydı. Bu sayede fidaykeen gibi profesyonel askerler, konvoyun kendisi saldırıya uğramadıkça savaşa girmeyen silahlı&amp;nbsp;gemi eskortlarına benzetilirdi. (Tugwell, 1979 s.62) Kurbanlar, uyarıları&amp;nbsp;dikkate almayan dini veya politik liderler olup bu kaale almayışları&amp;nbsp;yüzünden Yeni Vaaz’ın duyulmasına engel olmak ve&amp;nbsp;İslam içerisindeki çürümenin karmaşıklığını&amp;nbsp;gösteren insanlar olarak kendilerine yapılacak bir saldırıyı&amp;nbsp;üstlerine çekiyorlardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Haşhaşi&amp;nbsp;efsaneleri, her binyılcı&amp;nbsp;grubunkiler gibi, aydınlatıcıdır. Aralarından bir tanesi fidaykeen ile kurbanın ilişkisine dairdir.&amp;nbsp;Haşhaşiler genç bir üyeyi, devlet içerisinde yükselmiş&amp;nbsp;bir memurun hizmetine verir. Bağlılığı&amp;nbsp;ve becerisi ile efendisinin güvenini yıllar içerisinde kazanan genç hizmetkar uygun bir zamanda bıçağı&amp;nbsp;efendisinin sırtına saplayacaktır. Kişisel veya normal hislerden olan bu olağanüstü bağışıklıkları&amp;nbsp;yüzünden diğer Müslümanlar tarafından “haşhaş&amp;nbsp;yiyiciler” (hashashin) olarak adlandırılmışlardır. (Her ne kadar kanıtlar herhangi bir uyuşturucunun kullanıldığını&amp;nbsp;göstermese de takiye doktrini ve eğitimlerinin çocukluktan itibaren başlaması&amp;nbsp;belki fidaykeen davranışını&amp;nbsp;açıklayabilir) Efsane de önemlidir çünkü bu duyulduğunda kitlenin bir tepki duymasına yolaçar. Her yerdeHaşhaşiler korku ile karışık bir saygı&amp;nbsp;duyurmuştur. Kendi davalarına yakın olan insanlar bu adanmayı&amp;nbsp;takdire&amp;nbsp;şayan bulurken, kendilerine düşman olanlar bunu nefret dolu, iğrenç ve insanlık dışı&amp;nbsp;bir fanatiklik olarak görmüştür. Daha az belli olan ancak daha da ilginç olan&amp;nbsp;şey, belki de ikisinin arasında kalan nötrlerin tepkisini görmek açısından bir ipucudur bu, katil teriminin ortaçağ&amp;nbsp;Avrupasındaki anlamının değişmesidir. En başta adanmışlığı&amp;nbsp;imleyen bu kelime daha sonra hainlik ile öldüren kişiyi niteleyecektir (Lewis 1967, s.3)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="285" src="http://th05.deviantart.net/fs71/PRE/f/2010/141/4/9/hashashin_by_jmccoy.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Assasssin" width="232" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bir suikast planının potansiyel kullanımı&amp;nbsp;bellidir. Dramatik bir biçimde ayarlanmış&amp;nbsp;suikastler, bir olaya dikkatleri inanılmaz bir biçimde çeker. Müslümanlık bağlamında da iktidarın kendisi oldukça kişiseldir “Bir sultan öldüğünde orduları&amp;nbsp;otomatik olarak dağılır. Bir Emir öldüğünde toprakları&amp;nbsp;karmaşa içine girer” (Hodgson 1955, s. 84). Savaşa bir alternatif olarak düşünüldüğünde bu suikastler ahlaki bile görülebilir. Katil belki ayrımcı&amp;nbsp;olabilir; güçlü ve suçluya saldırırken olayda büyük ölçüde masum olan çoğunluğa dokunmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bir suikast poltikasının yarattığı&amp;nbsp;problemler zaman içerisinde belli olmaktadır. Bir dizi suikast olayların normal gidişhatı&amp;nbsp;içerisinde yoğun bir sosyal düşmanlık yaratmalıdır; bazı&amp;nbsp;liderlerin sahip olduğu popüler tanınma varolacaktır ve suikastlerin kendisi bir hainliği imleyecektir. “Savaş&amp;nbsp;içerisinde iyi niyet olabilir ama bu, önceden uyarmadan yapılan cinayette yoktur. Her ne kadar Müslümanlar… sıkça … suikasti uygun ve … sık ve kabul edilen bir politika olarak görse de bu (suikast) politika hem onları&amp;nbsp;hem de bütün insanlığı&amp;nbsp;korkutan bir hale gelmiştir” (Hodgson 1955, s. 84). Benzer bir mantık Immanuel Kant’ı&amp;nbsp;(1948 s. 6) katilleri kullananları&amp;nbsp;da suçlu olarak nitelemesine neden olmuştur çünkü böylesi bir güven kırılması&amp;nbsp;nefreti arttırırken bir tarafın diğerini yoketmeden oluşabilecek barış&amp;nbsp;ihtimalini azaltır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Beklenilebileceği gibi ortodoksların verdiği tepki fidaykeenlere sempati duyduğu düşünülen insanları&amp;nbsp;öldürmek olmuştur (Hodgson 1955, syflr 76-77, 111 – 113).&amp;nbsp;Haşhaşiler dikkate değer bir kendilerini sınırlama ile tepki vererek karşı&amp;nbsp;saldırı&amp;nbsp;fırsatlarını&amp;nbsp;görmezden gelmişlerdir.Şehirsel terör olayları, ortodoks kesimin evlerinin yakılması&amp;nbsp;gibi olaylar olmuştur ancak bunlar o kadar düzensizdir ki asiler başka bir suikastin, bu tepkileri doğurduğunu düşünmüşlerdir. Bu sınırlamanın politik sonuçları&amp;nbsp;ise bellidir, kırk yıldan sonra haşhaşilereşehirden verilen destek kesilmiş&amp;nbsp;ve katliamlar da durmuştur (Hodgson, 1955 s. 115)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tek ve stilize bir saldırı&amp;nbsp;biçimine olan bağlılık kafa karıştıran bir niteliktedir.&amp;nbsp;Haşhaşilerin öncülü olan binyılsal gruplar suikasti çekici bulmuşlardır ama başka metotlar da kullanmışlardır. Kendilerinden önce gelenlerden farklı&amp;nbsp;olarak&amp;nbsp;Haşhaşiler diğer taktikleri kullanabilecek kaynaklara sahiptirler ve böyle yapmayarak kaybedecekleri de çok&amp;nbsp;şey vardır. Ancak yine de&amp;nbsp;Haşhaşi&amp;nbsp;orduları&amp;nbsp;sadece kendi&amp;nbsp;şehirlerini korumuş&amp;nbsp;ve karavanlarıyağmalamıştır, bunun nedeni olarak&amp;nbsp;haşhaşi&amp;nbsp;doktrini içerisinde savaş&amp;nbsp;ve suikast arasında yapılmış&amp;nbsp;olan bir ayrım gösterilebilir. Bu örüntü, bu hareketin tarihinde taktik sebeplerden ötürü ortodoks bir topluluk olmaya karar verdiği zaman gözönüne alındığında bariz bir biçimde göze çarpar. “3. Hasan&amp;nbsp;Şehirleri ve bölgeleri ele geçirmek için memurları&amp;nbsp;ve kutsallarıöldürmek için katiller yollamaktansa ordular yolladı; ve köylerde camiler ve hamamlar yaptırarak kendi hükümranlığını&amp;nbsp;katillerin ini olmaktan çıkartarak komuları&amp;nbsp;ile ailesel ittifak bağlarına sahip saygın bir krallığa dönüştürdü.” (Hodgson, 1955 syf. 217 – 239; Lewis, 1967, s. 80). Hristiyanların&amp;nbsp;haşhaşiler ile olan çatışmaları&amp;nbsp;da bıçağın sadece inanca ihanet eden kişiler için kullanıldığı, kılıcın ise bu inancı&amp;nbsp;hiç kabul etmemiş&amp;nbsp;kişilere özel kullanıldığı&amp;nbsp;bakışınıyansıtır zira&amp;nbsp;haşhaşiler Suriye’de istilacı&amp;nbsp;Haçlılar ile karşılaştıklarında fidayeen’lerini değil ordularını&amp;nbsp;kullanmışlardır. (Lewis, 1967, s. 108)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignright" height="219" src="http://www.tombaki.com/blog/wp-content/plugins/wp-o-matic/cache/1251a_alamut2.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Alamut kalesi" width="340" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Taktiklerini değiştirmeye duydukları&amp;nbsp;veya kaynaklarını&amp;nbsp;daha etkili kullanmalarına yönelik özel direnişlerinin kökleri, bütün binyılcı&amp;nbsp;grupların doktrinleri gibi, ana dinin temel yargılarının tekrardan yorumlanmasında aranabilir. Binyılcılar için bu temeller dinin başarısının sebebidir ve bu temellerden vazgeçilmesi dinin sözünün gerçekleştirilememesinin de nedenidir. Hz. Muhammed’in hayatı&amp;nbsp;Haşhaşi&amp;nbsp;stratejisine bir model olmuş&amp;nbsp;olabilir. Grup, mesela,&amp;nbsp;ıssız alanlardaki barınaklara (dar-el hijra) çekilerek başlamıştır, ki bu karar “Hz. Muhammed’in hayatından yapılmış&amp;nbsp;olan bir taklittir” zira kendisi de Mekke’deki insanlarıkendi dinine çekemeyince kendsine daha dost olan Medine’ye kaçmıştır. “Medine&amp;nbsp;İslam’ın ilk dar-el hijra’sıdır, ilk sığınılan yerdir ki buradan zafer ile, kişinin kendisinin suçlanarak kaçtığı, inanmayan topraklara zafer ile dönülmüştür” (Hodgson, 1955, syf. 79-80).&amp;nbsp;İslam takvimi bu olaya dayanır ve kişinin tekrardan başlamak üzere kendisini çekişi&amp;nbsp;İslam içerisindeki binyılcı&amp;nbsp;grupların ve Mısır’daki Müslüman terörist grupları&amp;nbsp;üstünde yapılan araştırmalara göre günümüzde de devam eden bir&amp;nbsp;şeydir. (Hodgkin, 1977; Ibrahim, 1980)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Suikastin diğer özellikleri de müstehcen bulunmuştur.&amp;nbsp;Haşhaşilerin yaptıkları&amp;nbsp;işler kendi inançlarındaki yetersizliklerin bedelini ödemek veya telafi etmek için yapılan&amp;nbsp;şeylerdir. Normal sınırlamaları&amp;nbsp;veya kurbana duydukları&amp;nbsp;kişisel bağlılıkları&amp;nbsp;aşma becerisi adanmışlığın ciddi bir ölçüdür. Örneğin her olayda suikastçi ve kurbanı&amp;nbsp;akrabadır ve aralarındaki bağdan daha güçlü bir bağ&amp;nbsp;yoktur diye bilinmektedir. Kurbanların kendilerini savunma ihtimali de yoktur (uyuyor olabilirler kadın veya yaşlı&amp;nbsp;adamlar olabilirler) ve pek zaman saldırganın merhametini duyduran meşgalelerle uğraşmaktadırlar (çocukları&amp;nbsp;ile oynuyordur veya sevişiyordur vb.). Hz. Muhammed’in bilinen takipçileri olarak suikastçiler kurbanlarına sadece kendi inaçlarını&amp;nbsp;reddederek veya Allah’ın Peygamberini reddederek ulaşabilirler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;(&lt;strong&gt;Terrorism In Perspective – Pamala L. Griset / Sue Mahan – Sage Publications’&lt;/strong&gt;den kısaltılarak çevrilmiştir)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-166640365514451074?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/166640365514451074/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/hashasiler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/166640365514451074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/166640365514451074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/hashasiler.html' title='Haşhaşiler'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-5752106788473856133</id><published>2011-09-09T11:51:00.003+03:00</published><updated>2011-09-09T11:51:36.404+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Neoklasik Kriminoloji</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="post-author" style="color: #949494; font-size: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="186" src="http://www.warwickshire.police.uk/crimeprevention/Crimeimages/Burglary350.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Burglary" width="280" /&gt;Neoklasik kriminoloji teorileri 1800lerin sonunda ve 1900lerin büyük çoğunluğunda oldukça popüler olmuş pozitivist okula tepki olarak çıkmış kuramlardır. Basitçe söylemek gerekirse pozitivist teoriler suç davranışının sebebinin olası sebeplerini belirtmeye yönelik olduklarından ötürü hapishanenin amacını rehabilitasyon olarak görmekteydiler. Ancak 1970lerin başlarında rehabilitasyon amacının gerçekleşmediği yönünde hem gelenekselci hem de liberal yorumcular tarafından saldırıya uğrayınca birçok araştırmacı hapishanenin ve diğer davranış düzeltme kurumlarının rehabilitasyondan ziyade suçluları cezalandırması gerektiğini savunmaya başladılar.&lt;br /&gt;Dolayısıyla neoklasik teorilerin temel amacının suçluyu tedavi etmek değil,&lt;strong&gt;caydırma&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu teorilerin bir diğer özelliği de suç ve cezanın orantılı olmasıdır, yani gidip hırsızlık yapmış bir adamı “caydırmak” adına idam cezası ön görmez. Ve bu kuramlar suçlular arasında ayrım da gözetmez, yani kişinin zorla hırsızlık yapması ile kleptoman olarak çalması arasında cezasal bir ayrım gözetilmez. Cezalandırma toplumun, suçlu eylemlere karşı gösterdiği onaylamama davranışı olarak alınır.&lt;br /&gt;Bu kuramların ortak özelliklerinden birisi de&amp;nbsp;&lt;strong&gt;intikam&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;düşüncesidir. Bu kavramla ima edilen şey, suçluların cezalandırılmayı, herkesin yararlandığı meşru bir sisteme uymadıkları için hakettikleridir. Kanuna uyan vatandaşların hakkını, suç işleyerek yemiş olmalarıdır. Bir örnekle açıklarsak eğer daha açık olacak, bu kurama göre banka sırasında haksız bir biçimde öne geçen birisinin en arkaya gönderilmesi bu suça uygun bir cezadır mesela. Bu sayede sosyal denge yeniden sağlanır ve sosyal bağlar tekrar kuvvetlendirilir. O anda sırada bekleyen banka müşterileri, kuralı çiğneyene karşı birleşir.&amp;nbsp;&lt;img alt="" class="alignright" height="173" src="http://www.bmwpedia.org/wp-content/uploads/2009/08/berlin_arson_mercees.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Kundakçılık" width="306" /&gt;&lt;br /&gt;Bu kuramların caydırma temelli olduğunu söylemiştik. Ki ilk kuramın adı da şaşırtıcı olmayan bir biçimde&amp;nbsp;&lt;strong&gt;caydırma kuramı&lt;/strong&gt;dır. Bu kurama göre insanlar mantıklı ve haz peşinde koşan varlıklardır. Yani insan haz aldığı şeyi yapmaya meyillidir ve &amp;nbsp;acıdan kaçınmaktadır. Dolayısıyla suçlu davranış içerisindeki bireyler bu davranışı onlara haz verip, az acı riski varsa yaparlar. Cezalandırma ise iki mesaj taşır bu yüzden de, birincisi bu suçu işleyen diğer suçlularadır: “Eğer bu suçu işlerseniz bu cezayı görürsünüz” demektedir. Bir diğer deyişle suçluları cezalandırmak, o davranışa ciddi bir acı yüklendiğini topluma bildirir. Bu sayede toplumun geneli de o eylemi yapmaktan kaçınır der bu kuram. Ve cezanın olabildiğince çabuk uygulanması o cezanın etkinliğini arttırır.&lt;br /&gt;Burada oldukça çok tartışılan bir konuya,&amp;nbsp;&lt;strong&gt;idam cezası&lt;/strong&gt;na da girmek istiyorum. Zira bu ceza da bu kuram dahilinde meşru kılınan bir eylem ve genelde söylenilen şey bu cezanın olması durumunda karşısına getirilen suçun düşeceği yönünde. Ancak birçok çalışma idam cezasının cinayet oranlarında hiçbir düşüşe yolaçmadığını göstermekte (Daha fazla bilgi için John K. Cochran, Mitchell B. Chamlin ve M. Seth’in “Deterrence or Brutalization? An Impact Assessment of Oklahoma’s Return to Capital Punishment”&amp;nbsp;&lt;em&gt;Criminology 32 (1993) 107-133,&amp;nbsp;&lt;/em&gt;William C. Bailey “Deterrence, Brutalization and the Death Penalty: Another Examination of Oklahoma’s Return to Capital Punishment”,&lt;em&gt;Criminology 36(1998) 711-733&lt;/em&gt;&amp;nbsp;ve William J. Bowers ve Glenn L. Pierce’ın yazdığı “Deterrence or Brutalization: What is the effect of Executions”&amp;nbsp;&lt;em&gt;Crime and Delinquency 26(1980) 353-383&lt;/em&gt;&amp;nbsp;makalelerine bakılabilir.).&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="232" src="http://listverse.files.wordpress.com/2007/09/m197400560386.jpg?w=302&amp;amp;h=232" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="İdam" width="302" /&gt;Bir diğer teori olan&lt;strong&gt;Rasyonel Seçim Teorisi&lt;/strong&gt;ise insanların mantıklı davranışlar sergileyen bir canlı olduğuna vurgu yapar. Yani bu kurama göre kişi suç davranışını yapmadan önce bu davranışının ona olan getiri ve götürüsünü hesaplar ve getirisi fazla ise o davranışı yapar. Bu kuramın günümüzdeki en yeni hali&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Cornish&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;ve&lt;strong&gt;Clarke&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;tarafından ifade edilmiştir. Araştırmacılar iki tip karar verme mekanizması arasında ayrım yaparlar. Birincisi olan&amp;nbsp;&lt;em&gt;suça bulaşma&lt;/em&gt;&amp;nbsp;genel olarak suçu işleyip işlememe konusundaki kararla alakalıdır, kişi ihtiyaç ve isteklerini suçlu olmayan aktivitelerle tatmin edip edemeyeceğine bakar. İkincisi ve daha sonra olan aşama da&amp;nbsp;&lt;em&gt;Suç olayı&lt;/em&gt;&amp;nbsp;aşamasıdır. Burada ise suçu nasıl, nerede, ve ne zaman işleyeceğini kararlaştırır kişi.&lt;br /&gt;Bu araştırmacıların hırsızlık için çıkarttıkları bir rasyonel seçim modeli bulunmaktadır:&lt;br /&gt;-Arkaplan faktörleri (Tavırdan, bilişsel stile, cinsiyetten eğitime kadar değişen faktörler)&lt;br /&gt;-Daha önceki deneyimler (Suçun deneyimlenmesi, kanun kuvvetleri ile karşı karşıya kalıp kalmadığı vb.)&lt;br /&gt;-Genelleşmiş ihtiyaçlar (Para, Cinsellik, Arkadaşlık vb.)&lt;br /&gt;-Çözümlerin değerlendirilmesi (Gösterilecek çaba ve ödülü edinmenin çabukluğu ve cezanın büyüklüğü ve yakalanma ihtimaline göre…)&lt;br /&gt;-Çözümler (Yasal veya suç içeren çözümler)&lt;br /&gt;Ancak araştırmacılar burada bu modelin sadece hırsızlık için olduğunu ve sözgelimi uyuşturucu kullanımı için farklı bir yapının işlediğini söylemektedirler. Ki suç açısından&amp;nbsp;&lt;strong&gt;bölge&lt;/strong&gt;nin de suçlunun kararı kadar önemli olduğunu belirtirler. Yani az polisin olduğu, kolay ulaşılabilir, az güvenlikli evler; suçlunun yabancı olduğu, uzak, polisin sürekli olarak devriye gezdiği yerlere kıyasla daha fazla soyulmaktadır ve daha önce soyulmuş evlerin soyulma ihtimali yine daha fazladır.&amp;nbsp;&lt;img alt="" class="alignright" height="189" src="http://shupantha.files.wordpress.com/2010/10/prostitution.jpg?w=293&amp;amp;h=189" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Fuhuş" width="293" /&gt;&lt;br /&gt;Bu teorilere ait olan bir diğer teori de&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Rutin Eylemler Teorisi&lt;/strong&gt;dir. Bu kuram Lawrence Cohen ve Marcus Felson tarafından geliştirilmiştir ve temel olarak bir suçun işlenmesi için üç öğenin kesişmesi gerektiğini söylemektedirler:&lt;br /&gt;1) Suç işlemeye meyilli bir suçlu&lt;br /&gt;2) Uygun bir hedef&lt;br /&gt;3) Yeterli bir koruyucunun yokluğu&lt;br /&gt;Hedefin uygunluğunu belirleyen faktörler ise, değeri (para da olabilir, cd, spor ayakkabı vb gibi başka şeyler de), ağırlığı, görünürlüğü ve erişimidir.&lt;br /&gt;Bu teorileri kullanan kanun güçleri ise en başta cezaları arttırma yoluna gitmiş olsalar da bunun pek bir fayda sağlamaması üzerine suçu önlemek için mekanları değiştirme yoluna gitmişlerdir. Bu klasik güvenlik tedbiri olan güvenlik görevlilerinden mobese kameralarına kadar çeşitli varyasyonları içerir. Ortak nokta, suçlunun kendisini yabancı hissettiği ve/veya suç işlemeye cesaret edemeyecekleri bir yer yaratmaktır. Araştırmalar bu tür ortamlarda suçun azaldığını, bazı suçların ise “yerdeğiştirdiğini” göstermektedir. Yani klasik hırsızlık daha zor tespit edilebilen ve mekandan bağımsız olan kapkaç gibi hırsızlık türlerine dönüşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynakça:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-Gennaro F. Vito, Jeffrey R. Maahs &amp;amp; Ronald M. Holmes. (2007).&amp;nbsp;&lt;em&gt;Criminology Theory, Research and Policy.&amp;nbsp;&lt;/em&gt;Jones and Bartlett Publishers. Massachusetts.&lt;br /&gt;-Tülin İçli. (2007). Kriminoloji. Seçkin Yayıncılık. Ankara.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-5752106788473856133?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/5752106788473856133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/neoklasik-kriminoloji.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/5752106788473856133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/5752106788473856133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/neoklasik-kriminoloji.html' title='Neoklasik Kriminoloji'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8648811319669021032.post-2078977161922710856</id><published>2011-09-09T11:50:00.000+03:00</published><updated>2011-09-09T11:50:05.549+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kriminoloji'/><title type='text'>Kriminoloji Nedir, Kriminolog Kimdir</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f4ee; color: #666666; font-family: Palatino, Georgia, Baskerville, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="post-author" style="color: #949494; font-size: 14px;"&gt;&lt;span class="author vcard"&gt;By&amp;nbsp;&lt;a class="url fn n" href="http://ozgurcakmak.wordpress.com/author/zonestalker/" style="color: #949494; font-size: 14px; text-decoration: none;" title="Tüm yazıları Ozgur Cakmak 'a göre sırala"&gt;Ozgur Cakmak&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="entry" style="clear: both; font-size: 0.875em; line-height: 1.3em;"&gt;&lt;a href="http://sanchoituoiteen.org/image/vector/1/Crime_Elements.jpg" style="color: #5f5f5f;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="270" src="http://sanchoituoiteen.org/image/vector/1/Crime_Elements.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: left; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Suç" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;Kriminoloji Türkiye’de oldukça yanlış anlaşılan bir bilim dalı. Bunu belirterek başlıyorum çünkü özellikle yüksek lisans tezini bu alanda yapılıyorsa sıklıkla CSI gibi dizilerde rol alan olay yeri inceleme memurları ile karıştırılan bir şekilde algılanıyorsunuz. Bu yanlış bir algı.&lt;br /&gt;Bir kriminolog, basitçe söylersek eğer, aslında bir sosyologdur. Ama uzmanlık alanı kanun koyma, kanunu çiğneme ve bu çiğnenime verilen tepkidir. Kanun çiğneme denildiğinde bu konuda suçun doğasını, sürecini (yani nasıl işlendiğini) ve sebeplerine (neden işlendiğine) odaklanan bir inceleme yapmaya çalışır. Bunu yaparken sadece suçlunun gözünden değil, güvenlik güçlerinin gözünden de bakmaya çalışırız. Bir kanun çıkartılırken veya bir önlem alınırken hangi sebeplerle ve neye yönelik çıkartılıyor, neyi önlemeye, nasıl önlemeye çalışıyor soruları ile o olaya bakarız. Yani kriminoloji suç ve suçlunun toplumsal olarak ele alındığı bir bilimdir.&lt;br /&gt;Bir kriminolog suç eyleminin kendisine bakarken bir taraftan da aykırı davranışı da çözümlemeye çalışır. Aykırı davranışı yapan insan normları ihlal eder – ki bu normların toplumun koyduğu gayriresmi kurallar olduğunu unutmamalıyız. Yani sokakta yürürken birden bire takla atan bir adam normu ihlal eder, zira “normalde” böyle bir davranışı durduk yerde görmeyiz. Bu normlar devlet eli ile belli bir yaptırıma sahip olarak konulduğunda ise bir yasa haline gelir.&lt;br /&gt;Önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı olarak bahsedecek olsam da kriminoloji içerisinde farklı kabullere sahip ve kendine özgü belli başlı 6 tane okul vardır:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Klasik okul,&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Pozitivist okul,&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Psikolojik okul,&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Sosyal Yapı okulu,&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Sosyal Süreç okulu&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 21px;"&gt;Sosyal Çatışma okulu.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;img alt="" class="alignright" height="222" src="http://central.wmrhsd.org/FACULTY_FILES/jdilollo/images/sociology.jpg" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; float: right; height: auto; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 100%; width: auto;" title="Sosyoloji" width="202" /&gt;&lt;br /&gt;Bu okulların hepsinin kendi içerisinde suçun tanımı, suçlu davranışı tetikleyen sebeplerin neler olduğu ve nasıl önleneceği sorularına yanıtları farklıdır. Mesela ilk doğan okullardan birisi olan Klasik okul suçun, suçluya sağladığı yararlardan ötürü işlendiğini ve eğer cezayı bu suçun sağladığı yarardan daha fazla hale&lt;br /&gt;getirirsek işlenmeyeceğini kabul etmekte. Öte yandan pozitivist okul ise biyolojik bir kabule sahip, yani suçlunun suç işlemesi onun elinde olan bir şey değil demekte. Diğer teorilerin neler dediklerine ise gerek Türkiye’den gerekse dünyadan örneklerle değineceğiz.&lt;br /&gt;Dolayısıyla bu konuda hazırlanan yazıların ilki olarak şunu söyleyerek bitirebilirim sanıyorum, kriminologları olay yerinde laboratuvar kıyafetleri ile çalışan adamlar olarak görmeyin. Eğer illa popüler medya imgelemi kullanılacaksa Sherlock Holmes daha uygundur.&lt;br /&gt;——&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynakça:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- Criminology Theory, Research and Policy, Jones and Bartlett Publishers, Massachusetts, 2006&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8648811319669021032-2078977161922710856?l=ozgurcakmak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/feeds/2078977161922710856/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/kriminoloji-nedir-kriminolog-kimdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2078977161922710856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8648811319669021032/posts/default/2078977161922710856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgurcakmak.blogspot.com/2011/09/kriminoloji-nedir-kriminolog-kimdir.html' title='Kriminoloji Nedir, Kriminolog Kimdir'/><author><name>Ozgur Ozan Cakmak</name><uri>https://profiles.google.com/109462684658928532035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-EWHHnsuKXc8/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAa8/5lWAQPbZkfE/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total><georss:featurename>Istanbul Province/Istanbul, Turkey</georss:featurename><georss:point>41.00527 28.97696</georss:point><georss:box>40.621829500000004 28.345246 41.3887105 29.608673999999997</georss:box></entry></feed>
